Resimlerle Felsefe

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • yagmur
    Kıdemli
    • 29 Nisan 2008
    • 4717

    #16

    TATÜRK`ÜN SÖZÜ ANZAKLARI DUYGULANDIRIYORGelibolu Yarımadası`ndaki savaştan 19 yıl sonra, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk`ün, Türkiye`ye işgal için gönderilip, can vererek bedenleri bu topraklarda kalan askerler için söylediği, "Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın topraklarındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler,Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır" sözleri Avustralyalı ve Yeni Zelandalıların torunlarını duygulandırıyor.
    Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

    Yorum

    • yagmur
      Kıdemli
      • 29 Nisan 2008
      • 4717

      #17
      Anzak Gözüyle Türk Askeri ve Atatürk

      Uzman Nilgün İnce
      ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 30, Cilt: X, Kasım 1994, Çanakkale Zaferi'nin 80. Yıldönümü Özel Sayısı Anzak (Anzac) sözcüğü, Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu (Australian and New Zeeland Army Corps) kelimelerinin baş harflerinden meydana getirilmiş bir kısaltmadır.

      Birinci Dünya Savaşı başlarında bu iki ülkeye ait birliklerin katılmasıyla kurulan kolordu, bu kısaltılmış isimle tarihteki yerini almış, önce Çanakkale’de, daha sonra da Ortadoğu ve Avrupa savaş alanlarında müttefikleri hesabına önemli hizmetler başarmıştır.1

      Birinci Dünya Savaşı’nın başında İngiltere, Almanya’ya karşı savaşa girerken, dominyonlar yasasına göre, Avustralya ve Yeni Zelanda Meclisleri, isterlerse tarafsız kalabilirlerdi. Yeni Zelanda ve Avustralya halkı tarafsız kalmak yerine gönüllü olarak savaşa girmek istemişlerdir.

      1915 yılı şubatında Gelibolu cephesinde Türkler’e karşı savaşmak üzere gönüllü yazılan, ama değil Gelibolu’nun, Türkiye’nin nerede olduğunu bilmeyen Anzaklar, “Niçin savaşıyorsunuz?” diye sorulduğunda “İngilizler bizim kardeşlerimizdir. Dilimiz, kültürümüz birdir”2 diyerek İngiltere’nin yanında savaşa girmiş olmalarının gerekçesini belirtmişlerdir.

      Böylelikle Anzaklar, 25 Nisan 1915 günü sabahın erken saatlerinde başlayan çıkarma ile Gelibolu Yarımadası’ndaki savaşa başlamış oldular. Anzaklar’ın Gelibolu Yarımadası’ndaki savaşlarda verdikleri kayıp : 26.094’ü Avustralyalı, 7.571’i Yeni Zelandalı olmak üzere 33.665’tir.

      İngiltere’nin yanında Çanakkale’de savaşan Anzaklar, Türkler’in barbar bir millet olmadıklarını aksine, cesur ve mert olduklarını anlamışlardır. Bunu da gerek savaş sırasında, gerekse de savaştan sonra dile getirmişlerdir.

      Çanakkale’de çarpışan Mehmetçikle, Anzaklar arasında uyanan karşılıklı saygı, sevgi ve sempati savaş alanlarında görülmesi olağanüstü bir olay olarak tarihe geçmiştir. Türk askerinin Anzaklar üzerinde sağladığı güveni Alan Moorehead isimli yazar “Gallipoli” isimli kitabında şöyle anlatmıştır:”... Belki de en dikkat çekici olan husus, Anzaklarla Türkler arasında doğmuş olan sempati ve arkadaşlık duygusu idi. Artık karşılarındaki Türk askerlerini kendi deneyleri ile tanımış olan Anzaklar o güne kadar propagandalarla kendilerine anlatıldığının aksine onların fanatik ve zalim değil, mert ve cesur insanlar olduklarını anlamış bulunmaktaydılar.... Nitekim, Avustralya ve Yeni Zelanda kıtaları kendilerine dağıtılmak istenen gaz maskelerini almayı reddetmişler ve nedeni sorulduğunda ise, Türkler dürüst savaşçılardır, onlar gaz kullanmazlar diye cevap vermişlerdir.3

      Türkler’e karşı bu duyguları besleyen Anzaklardan Allan Jack ise savaştan sonra şunları söylemiştir: “Limmi Adası’nda kaldığımız süre içinde defalarca çıkarma tatbikatları yapmıştık. Böyle bir görev için hazırlandığımızı biliyorduk, fakat ne zaman ve nereye çıkarılacağımız hakkında kesin bir bilgimiz yoktu. O sırada bize verilen bilgiler, Türk askerlerinin barbar oldukları, esirlere çok fena muamele ettikleri yolunda idi. Gelibolu’ya çıkıp savaşa girdikten sonra, tanığı olduğumuz gerçeklerle bütün bunların ne kadar yalan olduğunu anlamakta gecikmeyecektik.4

      Çanakkale’de savaşmış olan bir başka Anzak Lord Casey ise, Anzaklar’ın Türk milletinin ve Mehmetçiğin barbarlıktan uzak insancıl karakterini savaş meydanında tanıdıklarını ve takdir ve hayranlıkla ülkelerine döndüklerini söylemiştir.

      1934 yılında bizzat Atatürk tarafından kaleme alınıp, dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından Çanakkale’de yabancı şehitlere hitaben okunan nutuk Avustralya’da ve Yeni Zelanda’da şehit yakınlarının hislerine tercüman olmuştur.

      Çanakkale’de savaşan yabancı şehitlere hitaben okunan bu nutuk şöyledir : “Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçikle yanyana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen Analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.5

      Türkler’i cesur askerler değil, aynı zamanda soylu olarak tanıdıklarını söyleyen Anzaklar’ın Atatürk’e olan hayranlıkları ve sevgileri yıllar boyunca sürmüştür. Yıllar boyu süren sevginin bir göstergesi de, 1 Mart 1978’de Avustralya’nın Queennsland eyaletinde açılan Gelibolu Anıt Çeşmesi’ne konan yazıtta Atatürk’ün Çanakkale’de şehit düşen yabancılara hitaben söylediği sözlerin yer almasıdır.

      Sonuç olarak diyebiliriz ki, Anzaklar’ın Türkler’i kahraman olduğu kadar yardımsever ve uygar bir milletin evlatları olarak tanımlamalarında kuşkusuz, Türkler’in de savaştığı ülkelerin insanlarına düşmanlık hissi beslememeleri, insani, medeni hislerle dostluk elini uzatmalarından kaynaklanmaktadır.
      Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

      Yorum

      • yagmur
        Kıdemli
        • 29 Nisan 2008
        • 4717

        #18


        Gelibolu Yarımadası’nın en dar yerinde, Kabatepe ile Conkbayırı arasında kalan kanlısırt’ın doğu ucunda Kanlısırt Anıtı bulunmaktadır. Buradaki Anzak ve Türk siperleri birbirlerine çok yakın olduklarından ötürü ölülerin siperden çıkartılıp gömülmesi olanaksızlaşmıştı. Bu nedenle de burada dökülen kanlardan ötürü Kanlısırt ismi verilmiştir.
        Anıt yarı konkav şekilde köfeki taşından levha halinde yapılmıştır. Bu anıtın üzerinde;
        “Anzak Kolordusu 6-7 Ağustos 1915’de Anafartalar bölgesine çıkartma yapan 9.İngiliz Kolordusunun hedefine ulaşmasını kolaylaştırmak amacıyla 19. ve 16. Tümenlerin savunduğu Arıburun cephesindeki Türk kuvvetlerini yerinde tutmak için taarruz etti. 16. Tümen birlikleri çok çetin geçen çarpışmalarda 1520 şehit,4750 yaralı vermesine rağmen kanlı sırtı kahramanca savundu” yazılıdır.
        Kanlısırt’ın bitiminde sağdaki İngiliz Mezarlığının kenarında bir kanal görülmektedir. Deniz tarafından çıkartma yapan askerlerin kazdıkları bu tünel fark edildiğinde patlatılarak düşmanın çıkışına mani olunmuştur.
        Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

        Yorum

        • yagmur
          Kıdemli
          • 29 Nisan 2008
          • 4717

          #19
          Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

          Yorum

          • yagmur
            Kıdemli
            • 29 Nisan 2008
            • 4717

            #20
            Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

            Yorum

            • yagmur
              Kıdemli
              • 29 Nisan 2008
              • 4717

              #21


              Gökkubbenin altında yatar, al kan içinde,
              Ey yolcu, şu toprak için can veren erler.
              Hakk'ın bu veli kulları taş türbeye girmez,
              Gufrana bürünmüş, yalınız Fatiha bekler.










              Çanakkale Şehitler Abidesi

              Çanakkale Savaşları'nda vatan için çarpışarak hayatlarını kaybeden 253.000 şehidimizin anısına Morto Köyü önündeki Hisarlıktepe'nin üzerine yaptırılmıştır. Temeli 19 Nisan 1954 tarihinde atılmış ve 21 Ağustos 1960 tarihinde ziyarete açılmıştır. Yüksekliği 4170 cm'dir. Çanakkale şehitleri anısına yapılan anıtın altında Savaş Eserleri Müzesi bulunmaktadır. Abidenin girişinde sol tarafta ise TC Kültür Bakanlığı'nca 1992 yılında yaptırılan Çanakkale Şehitliği'nde vatanı savunmak için yurdumuzun her köşesinden gelip Çanakkale'de canlarını veren aziz şehitlerimiz huzur içinde dinlenmektedir.
              Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

              Yorum

              • yagmur
                Kıdemli
                • 29 Nisan 2008
                • 4717

                #22


                şu boğaz harbi nedir,var mı ki dünyada eşi?
                En keşif orduların,yükleniyor dördü beşi

                şüheda gövdesi,bir baksana dağlar taşlar...
                O,rüku olmasa,dünyada eğilmez başlar,

                Yaralanmış tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
                Bir hilal uğruna ya Rab,ne güneşler batıyor!

                Ey,bu topraklar için toprağa düşmüş,asker!
                Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

                Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
                Bedr'in aslanlarıancak,bu kadar şanlı idi...

                Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
                ''Gömelim gel seni tarihe!''desem,sığmazsın.

                Herc ü merc ettiğin edvara yetmez o kitab...
                Seni ancak ebediyyetler eder istiab.

                ''Bu,taşındır''diyerek kabe'yi diksem başına;
                Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

                Sonra gök kubbeyi alsam da ,rida namıyle,
                Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;

                Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
                Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;

                Sen bu avizenin altında,bürünmüş kanına,
                Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,

                Türbedarın gibi ta fecre kadar beklrtsem;
                Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

                Ey şehid oğlu şehid,isteme benden makber,
                Sana avucunu açmış duruyor Peygamber.


                MEHMET AKİF ERSOY
                Last edited by yagmur; 18 Mart 2009, 04:21.
                Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                Yorum

                • yagmur
                  Kıdemli
                  • 29 Nisan 2008
                  • 4717

                  #23
                  Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir.

                  Çanakkale Boğazı’nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul’a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir.

                  1914 yılında I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada’dan Boğaz’ın ağzına doğru yaklaştılar. Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar, İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını, Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havantopu ile dövdüler. Cephaneliğimize isabet eden top mermisiyle on bir ton barut havaya uçtu, subay ve erlerimiz şehit düştü, İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde gösteriler yaptı, düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar.

                  24 Kasım 1914 günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü. bu denizaltıyı gören topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngiliz denizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz’a girdi. Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi batırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on’u ve erlerimizden yirmi dördü şehit düştü.

                  19 Şubat 1915 günü düşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzil*li bir bombardımana girişti. Boğaz’a iyice sokuldular. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine karşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında düşman oldukça bocaladı.

                  İtilaf devletleri gemileri diledikleri gibi ilerleyemiyor, amaçlarına ulaşamıyordu. Lodos fırtınasını başarısızlıklarının nedeni olarak görüyorlar*dı. Havalar düzelince yeni saldırılar düzenlendi. Yine sonuç alınamayınca düşman gemilerine komuta eden Amiral Carden görevden alındı. Yerine 17 Mart 1915 günü Robeck atandı. Yeni komutan 18 Mart 1915 günü donan*mayla Boğaz’a saldıracağını, yakında İstanbul’da olacağını Londra’ya bildir*di.

                  Bu arada Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz’a mayın hattı döşenmesi emrini verdi. Aldığı emir gereği Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayın gemisi ile o gece yirmi altı mayın, Boğaz’a on birinci hat olarak döşendi. Boğaz’daki mayın sayısı on bir hat olarak 400′ü aşmıştı.

                  18 Mart 1915

                  İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü, üç filo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı’na girdi.

                  Bu donanmanın ilk grubunu oluşturan filoda, İngilizlerin Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible, Lord Nelson ve Agamemnon savaş gemileri bulunuyordu.

                  İkinci grupta İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Ocean, İrresistible, Wengeance Majestic gibi savaş gemileri yer almıştı. Üçüncü filo ise Prince, Bouvet, Suffren gibi Fransız savaş gemilerinden oluşuyordu.

                  İngilizler ve Fransızlar zayıf Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz’ı kolayca geçebileceklerim umuyorlardı. Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş gemileri şiddetli bir ateşe başladılar. Rumeli Mecidiyesiyle merkez bataryaları şiddetli bir ateşe tutuldu. Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına yüklendi. Bunu gören Dardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı. Az sonra, tüm gemiler, Dardanos’a saldırdı. Dardanos tabyamız saldırılara şiddetle karşı koydu. Bu arada Mesudiye tabyası da ateşe başlamıştı. Mesudiye üzerine ateş açılınca Hamidiye onun yardımına koştu. Bu arada kıyı bataryalarımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladılar. Bunalan düşman kaçmak isterken topçu atış*larıyla karşılaşıyordu. Düşman gemilerine göz açtırılmıyordu. Karşılıklı bu korkunç bombardıman bir saat kadar sürdü. Bu karşılıklı bombardımanı bir yabancı yazar şöyle anlatıyor:

                  «insan manzarayı gözlerinin önünde canlandırabilir. Kaleler, toz duman bulutları içinde kaybolmuşlarda Yıkıntıların arasından arada bir alevler yükseliyordu. Gemiler, çevrelerinde fışkıran sayısız su sütun*ları arasında yavaş yavaş hareket ediyorlar, bazen duman ve serpintiler arasında iyice görünmez oluyorlardı. Tepelerden ateş eden havan toplarının alevleri görülüyor, ağır toplar yer sarsıntıları gibi gümbürdüyordu.»

                  Bombardıman sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü. Amiral Robeck Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü. Tam bu sırada müthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak sarsıldılar, manevra kabiliyetini kaybettiler. Bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar görevlerini yapmışlardı. Boğazın berrak sulan üzerinde bir dev gibi yatan Bouvet ve Suffren’e tarihi Hamidiye bataryamızın keskin nişancıları ateş açtılar. Çanakkale Geçilmez kitabının yazarı Alan Moorehead olayı şöyle anlatıyor.

                  «Saat 13.45′de Suffren’in az gerisindeki Bouvet müthiş bir patla*mayla sarsıldı. Güverteden göğe kesif bir duman yükseldi. Gittikçe hızlanarak yana yattı, devrilip gözden kayboldu. Olayı görenlerden birinin ifadesine göre «Bir tabak, suda nasıl kayıp giderse o da öylece kayıp gitti.»

                  Türk tabyaları, Boğaz’ı geçmeye çalışan düşman gemilerine durmadan ateş ettiler. Bu arada düşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu. Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmaya başlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar. Bu arada düşman savaş gemilerinden İnflexible, İrressitible büyük hasar gördü. Batanlar oldu. Daha sonra Queen Elisabeth ve Agamemnon yaralan*dı. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı’nı denizden aşamadılar. Büyük kayıp*lar vererek : Çanakkale Boğazı’nın geçilemeyeceğini öğrendiler.

                  İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı’nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar. Artık Çanakkale kara savaşları başlı*yordu. Kara savaşında düşmanın nereden çıkarma yapabileceği tartışıldı. Mustafa Kemal Kabatepe ve Seddülbahir’den, Alman komutan Von Sanders ise Bolayır ve Anadolu yakasından çıkarma yapılabileceği görüşündeydi. Alman komutanı Von Sanders’in görüşü ağır bastı, ve askerler o yöreye yerleştirildi.

                  Düşman güçleri 25 Nisan 1918 sabahı Mustafa Kemal’in düşündüğü noktadan saldırdı. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Kocaçimen’de Conkbayır’da, savaştı. Cephanesi biten askerlere :

                  — Süngü tak emrini verdi. Daha sonra ;

                  — «Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir» dedi. Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı. Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adeta tüterek kaynıyordu. Düşman dalgalar halinde Conkbayır’a doğru ilerliyordu. Bu arada Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı. Anafartalar Savaşı’nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal’in göğsüne isabet etti. Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı.

                  Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılar kazandı. Düşman şaşkına döndü, bozguna uğradı.

                  Çanakkale kara savaşlarının en önemli cepheleri; Kumkale, Beşike, Bolayır, Seddülbahir, Anbumu, Kabatepe, Conkbayırı ve Anafartalar’dır. 19 - 20 Aralıkta Anafartalar ve Arıburnu cephesi, 8-9 Ocak’ta Seddülbahir düşmanlar tarafından boşaltıldı. Böylece 1915 baharında parlak umutlarla karaya ayak basan birleşik düşman ordusu 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gitti.

                  Çanakkale savaşlarında 250 binin üzerinde askerimiz şehit düştü. Düşman kayıpları ise bu rakamın üstündedir.

                  Çanakkale savaşlarının unutulmaz kahramanı, Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal’in başarısı ilerde başlayacak Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın kaynağı oldu.

                  Bağımsızlığımızı savunmak, yurt topraklarımızı korumak için yapılan savaşlar kutsaldır. Çanakkale, Ulusal Kurtuluş Savaşımız kutsal destan savaşlara birer örnektir



                  Last edited by yagmur; 18 Mart 2009, 04:22.
                  Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                  Yorum

                  • yagmur
                    Kıdemli
                    • 29 Nisan 2008
                    • 4717

                    #24






                    GENÇLİĞE HİTABE
                    Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
                    Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
                    Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

                    Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK
                    20 Ekim 1927


                    Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                    Yorum

                    • yagmur
                      Kıdemli
                      • 29 Nisan 2008
                      • 4717

                      #25



                      GENÇLİĞİN ATATÜRK'E CEVABI
                      Ey Büyük Ata,
                      Varlığımızın en kutsal temeli olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyetinin sonsuz bekçisiyiz. Bu karar, değişmez irademizin ilk ve son anlatımıdır. İstikbâlde, hiçbir kuvvet bizi yolumuzdan döndürmeyecektir. Bizler, bütün hızımızı senden, ulusal tarihimizden ve ruhumuzdaki sönmez inanç ateşinden alıyoruz. Senin kurduğun güçlü temeller üzerinde attığımız her adım sağlam, yaptığımız her atılım bilinçlidir. En kıymetli emanetimiz olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti, varlığımızın esası olarak, eğilmez başların, bükülmez kolların, yenilmez Türk evlatlarının elinde sonsuza dek yaşayacak ve nesillerden nesillere devredilecektir. İstiklâl ve Cumhuriyetimize kastedecek düşmanlar, en modern silahlarla donanmış olarak, en kuvvetli ordularla üzerimize saldırsalar dahi, ulusal birliğimizi ve yenilmez Türk gücünün zerresini bile sarsamayacaktır. Çünkü, bu aziz vatanın toprakları üzerinde yetişen azimli ve inançlı Türk gençliği, dökülen temiz kanların ve Cumhuriyet devrimlerimizin aydın ürünleridir. Vatanın ve milletin selameti için her zorluğa iman dolu göğsümüzü germek, gerçek amacımızı olacaktır.

                      Ey Türk'ün büyük Ata'sı !
                      İstiklâl ve Cumhuriyetimizi korumak gerektiği zaman, içinde bulunacağımız durumlar ve şartlar ne olursa olsun, kudret ve cesaretimizi damarlarımızdaki asil kandan alarak, bütün engelleri aşıp her güçlüğü yenmek azmindeyiz.

                      Türk gençliği olarak özgürlüğün, bağımsızlığın, egemenliğin, cumhuriyet ve devrimlerin yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize, namus ve şeref sözü verir, kendimizi büyük Türk ulusuna adarız.
                      Türk Gençliği
                      Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                      Yorum

                      • yagmur
                        Kıdemli
                        • 29 Nisan 2008
                        • 4717

                        #26





                        Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
                        Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü!
                        Işık ışık, dalga dalga bayrağım,
                        Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

                        Sana benim gözümle bakmayanın
                        mezarını kazacağım.
                        Seni selamlamadan uçan kuşun
                        yuvasını bozacağım.

                        Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
                        Gölgende bana da, bana da yer ver !
                        Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar.
                        Yurda ay yıldızın ışığı yeter.

                        Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün.
                        Kızıllığında ısındık,
                        Dağlardan çöllere düşürdüğü gün.
                        Gölgene sığındık.

                        Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan;
                        Barışın güvercini, savaşın kartalı...
                        Yüksek yerlerde açan çiçeğim;
                        Senin altında doğdum,
                        Senin dibinde öleceğim.

                        Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
                        Yer yüzünde yer beğen !
                        Nereye dikilmek istersen,
                        Söyle, seni oraya dikeyim !

                        ARİF NİHAT ASYA
                        Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                        Yorum

                        • yagmur
                          Kıdemli
                          • 29 Nisan 2008
                          • 4717

                          #27
                          İstiklâl Marşı

                          Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
                          Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
                          O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
                          O benimdir, o benim milletimindir ancak!

                          Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
                          Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
                          Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
                          Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

                          Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
                          Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
                          Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
                          Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

                          Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
                          Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
                          Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
                          'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

                          Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
                          Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
                          Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
                          Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

                          Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
                          Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
                          Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
                          Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

                          Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
                          Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
                          Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
                          Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

                          Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
                          Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
                          Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
                          Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

                          O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
                          Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
                          Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
                          O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

                          Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
                          Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
                          Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
                          Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
                          Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
                          Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                          Yorum

                          • simurg
                            Administrator
                            • 10 Mart 2007
                            • 9248

                            #28
                            Elinize sağlık...
                            https://twitter.com/keyborsa_simurg

                            Yorum

                            • setarin
                              Katılımcı
                              • 15 Şubat 2009
                              • 136

                              #29
                              sayın yağmur günün anlamı ve önemini belirten yazılarınız için sonsuz teşekkürler sabahleyin keyifle okudum.

                              Yorum

                              • PEHLİVAN
                                Çalışkan
                                • 13 Şubat 2009
                                • 1138

                                #30
                                ablam sende olmasan kim düşünecek merak ediyorum vallahi ellerine sağlık

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information