Eger sitemize yaptığınız ilk ziyaretiniz ise, Lütfen öncelikle Yardım kriterlerini okuyunuz. Forumumuzda bilgi alışverişinde bulunabilmeniz için öncelikle Kayıt olmalısınız. Üye olmayanlar forumumuzda hiçbir şekilde aktivite uygulayamaz; Konu açamaz, Mesaj yazamaz, Eklenti indiremez, Özel mesajlasamaz. Forumumuzu tam anlamıyla kullanmak için üye olabilirsiniz...
Bazen iltifata ihtiyacım olur. ( utançla yazıyorum ama )
İyi yazılar mı sizce ?
...........
bence yazılarınız beyin cimnastiği yapma açısandan güzel ötesi. Ayrı ayrı kelimelerden oluşuyor. Derinlik bakımından düşündürücü. yağmurun dediği gibi yola devam, farkediliyosunuz. Yazı frekansınız güzel.
Uyuluyor evet yaşanan yere, aslına dönüyor ama eninde sonunda her şey.
Öyle bi yazı yazmıştım bu başlık altında, kısaydı ama.
Her şey aslına dönüyor, iyi, kalıyor, kötüye uysa da asla tam kötü olamıyor.
Kötü, iyi olmaya çalışsa da beceremiyor.
Uyum gördüm ama ben, imrendim..
...........
uyum karşılıklı anlayıştan geçer. Uyum diretmemeler hasılasının yaşamdaki güzel nefesidir. Kötü iyiye uyum sağlaması için çabalamak hatalar çemberini getirir. Hayat kötülüğe bir gün oyun oynar ve iyliğe yakınlaşamaz bile. Hayat güzel çarpışmalarla dolu. Bu yüzden diyorum ya; ne ekersen onu biçersin veya senin arkanda ben varım diyene değil yanındayım diyene hep güvenirim.
Bu kadar çabadan sonra hala bir arpa boyu yol gidememiş olmak, ağrıma gidiyor.
Ehven- i şer le yapamıyorum.
Bu kadar karman çorman yazı bunun için işte.
=)
olsun yazalım yine de.
............
derdiniz uyum içinde iyiliği yakalamak, karşılıksız sevebilmek adına hayatı sindirebilnelerdenseniz, demokrat ve çağdaş olarak kalemi hala elinize albiliyorsanız siz bir arpa boyu değil çok yol katetmişsiniz demektir. Hatta kaba tabirle birileri daha giderken siz artık geri dönüyosunuz demektir. Herkese ve her şeye rağmen yola devam. Bizim gibi düşünenler , yaşayanlar yola devam etmesse bu yol kimlere emanet olucak;)
Cesaretle düşünmek gerek geçmişi, şimdiyi ve geleceği.
Geçmişe bakarken gösterilen cesaret, yaptığın her çirkin ve kötü şeyi dürüstçe olduğu gibi hatırlamana, utanman gerekiyorsa utanmana, gerekiyorsa cesaretle pişman olmana yarar. Yaptığın iyi ve güzel şeyleri, artık yoksalar hayatında, neden yok ettiğini anlamanı sağlar, içini sızlatan hasretle birlikte. Ve becerebiliyorsan yol gösterici olur bu gününe ve geleceğine.
Sadece utanmaya ve pişmanlığa cesaret etmen yeterli.
Bu yaşadığın ana cesaretle bakmalısın, vereceğin kararların sonuçlarını düşündükçe için korkuyla dolsa bile. Nerede hangi yanlışı yapabileceğinin ya da kaçırma ihtimalin olan sonsuz mutluluğun belki de yanından geçip gitmiş olabileceğinden korkup hareketsiz kalmadan.
Sadece sonuçları göze alabilmen ve karar vermeye cesaret etmen yeterli.
Geleceğe cesaretle bakmalısın ki bu en büyük yüreklilik gerektirendir. Geçmişin pişmanlıklarıyla, daima hatırlanacak yanlışlarla, kaybedilmiş fırsatlarla, kaçırılmış mutluluklarla uğraşmamak üzere dik durmalısın. Çünki seni en çok korkutacak gelecektir. Bllinmez olduğunun bilinciyle en vahşi korkuları salabilir ruhuna. Seni, kendini tanımaktan ve gününü yaşamaktan alıkoyabilir. Kendi kendinin tuzağına düşürebilir. Onurlu ol, yaptıklarında iyi niyetini kaybetmediysen, sana dokunamaz gelecek korkusu. Bırak günler yanından geçip gitsin ve sonunda sen hala ayakta duruyor ol. En sonunda bile.
Sadece kendini sevmen ve iyilik kuşanman yeterli.
.....................
dün dündür, bugün bugündür as olan yarındır ama o da pek bilinmez. Geçmişteki hatalardan pişmalık veya utanma duygusu içinde geleceğe bakılmaz. Geçmişteki hatalar hayatımızın değeridir. Onlardan özür dilenmez. Özür dilemek çare değildir, çare gelecekte tekrarlamamaktır. Ama Einstein'ın dediği gibi zaman yoktur. Yaşanan an vardır demiştir.
Gelecek bilinmeyen denklemlerin toplamı kabul edilirse eğer, bilinmeyen korkutmamalı. İnsanı şaşırtmalı. Geleceğe şaşıracağımız süprizler olarak bakarsak, en kötü ve olumsuz durumlara bile gülerek bakabiliriz. Bu yüzden geleceği planla ama anı yaşamak gerek diyorum.
dün dündür, bugün bugündür as olan yarındır ama o da pek bilinmez. Geçmişteki hatalardan pişmalık veya utanma duygusu içinde geleceğe bakılmaz. Geçmişteki hatalar hayatımızın değeridir. Onlardan özür dilenmez. Özür dilemek çare değildir, çare gelecekte tekrarlamamaktır. Ama Einstein'ın dediği gibi zaman yoktur. Yaşanan an vardır demiştir.
Gelecek bilinmeyen denklemlerin toplamı kabul edilirse eğer, bilinmeyen korkutmamalı. İnsanı şaşırtmalı. Geleceğe şaşıracağımız süprizler olarak bakarsak, en kötü ve olumsuz durumlara bile gülerek bakabiliriz. Bu yüzden geleceği planla ama anı yaşamak gerek diyorum.
Benim de sorunum iyimser olamamak, korkaklık değil bu. Kötülüğe fazla maruz kalmış, arızalıların, fazlaca tedbirli ruh hali.
Ama zaman yok ise, kuantumcuların dediği gibi, gelecek şu anın izdüşümü, ya da şu an geçmişin kopyası.
Kısaca, bizim algıladığımız zaman aslında, birbiri içine geçmiş yaşantılardan ibaret.
Geçmişi unutmak bir işe yaramıyor. Kuantum denilen açıklama gayretini bir yana ve fizikçilere bıraksak bile, gündelik hayatlarımızın diliyle, geçmişin hayaletleri peşimizi bırakmıyor. Ya da geçmişin sopasını üzerimizden eksik etmiyor sağolası hafızalar. Her fırsatta kaldırmaya yeltendiğimiz, özgürlük ve onur budalası başlarımıza vuruyorlar, gözlerinde açık yakalamış olmanın haris ve malül bakışıyla.
Gelecek ise bu zerzavatla dolu yük arabasının götürülmeye çalışıldığı, kokuşmasın diye bin bir ihtimam gerektiren, sisli bir yolculuk.
Kötü ve olumsuz durumlara gülerek bakılabilir belki ama, güzel sürprizler ise. Bunu hep tercih ettim, hatta gayret de ettim ama bana yardımcı olmadı sürpriz fabrikası =)
Yani benim şekerim hep kulak kiri tadında çıktı ;) " Dumbledore gibi "
Sürpriz şekerleri yememeyi tercih ediyorum o yüzden ;)
Benim de sorunum iyimser olamamak, korkaklık değil bu. Kötülüğe fazla maruz kalmış, arızalıların, fazlaca tedbirli ruh hali.
Ama zaman yok ise, kuantumcuların dediği gibi, gelecek şu anın izdüşümü, ya da şu an geçmişin kopyası.
Kısaca, bizim algıladığımız zaman aslında, birbiri içine geçmiş yaşantılardan ibaret.
Geçmişi unutmak bir işe yaramıyor. Kuantum denilen açıklama gayretini bir yana ve fizikçilere bıraksak bile, gündelik hayatlarımızın diliyle, geçmişin hayaletleri peşimizi bırakmıyor. Ya da geçmişin sopasını üzerimizden eksik etmiyor sağolası hafızalar. Her fırsatta kaldırmaya yeltendiğimiz, özgürlük ve onur budalası başlarımıza vuruyorlar, gözlerinde açık yakalamış olmanın haris ve malül bakışıyla.
Gelecek ise bu zerzavatla dolu yük arabasının götürülmeye çalışıldığı, kokuşmasın diye bin bir ihtimam gerektiren, sisli bir yolculuk.
Kötü ve olumsuz durumlara gülerek bakılabilir belki ama, güzel sürprizler ise. Bunu hep tercih ettim, hatta gayret de ettim ama bana yardımcı olmadı sürpriz fabrikası =)
Yani benim şekerim hep kulak kiri tadında çıktı ;) " Dumbledore gibi "
Sürpriz şekerleri yememeyi tercih ediyorum o yüzden ;)
......................
hımm ben bu yazının ruhunda geçmişe dair atamadıklarımız olarak algılıyorum. Ve o geçmişin acı hatıraları sanki hala peşimizde gibi geldi bana.;) Ama yaralar kabuk bağlar ve kabukları yolmadıkça yaralar kanamaz tekrardan. ;) benim her zaman savunduğum bir şey var erkekler kadınlardan daha zor unutuyor acılarını biz kadınlar aslında sadece romantik varlıklarız erkekler ise duygusal varlıklar. Bu yüzdendir erkekler ilk aşklarının acısınıda diğer derin acıları gibi zor unutuyor ve zor gömüyorlar.
hımm ben bu yazının ruhunda geçmişe dair atamadıklarımız olarak algılıyorum. Ve o geçmişin acı hatıraları sanki hala peşimizde gibi geldi bana.;) Ama yaralar kabuk bağlar ve kabukları yolmadıkça yaralar kanamaz tekrardan. ;) benim her zaman savunduğum bir şey var erkekler kadınlardan daha zor unutuyor acılarını biz kadınlar aslında sadece romantik varlıklarız erkekler ise duygusal varlıklar. Bu yüzdendir erkekler ilk aşklarının acısınıda diğer derin acıları gibi zor unutuyor ve zor gömüyorlar.
Erkekler ya duygusuz olmayı seçiyor, ya da duyguları saklayıp sessiz
kalmayı.
Ağır iş erkek olmak, bütün güçlü figürler erkek üzerine kurulmuş. Hep " en " olması gerekiyor kendini iyi hissetmesi için. Yoksa hassas, pamuk ipliğine bağlı "ego" su hemen zedeleniyor. Böyle büyütülüyor erkek , böyle öğretiliyor erkek olmak.
Mücadele daha vahşi bir arenada, erkeklerin dünyasında.
Hele ki aşk, meşk gibi duygusal işler hiç yakışmıyor, böyle kan gövdeyi götürürken.
Çook iki yüzlü bir yaşam, çok içine atılmış bir ruh hali.
Zor zenaat yani erkek olmak.
Erkekler ya duygusuz olmayı seçiyor, ya da duyguları saklayıp sessiz
kalmayı.
Ağır iş erkek olmak, bütün güçlü figürler erkek üzerine kurulmuş. Hep " en " olması gerekiyor kendini iyi hissetmesi için. Yoksa hassas, pamuk ipliğine bağlı "ego" su hemen zedeleniyor. Böyle büyütülüyor erkek , böyle öğretiliyor erkek olmak.
Mücadele daha vahşi bir arenada, erkeklerin dünyasında.
Hele ki aşk, meşk gibi duygusal işler hiç yakışmıyor, böyle kan gövdeyi götürürken.
Çook iki yüzlü bir yaşam, çok içine atılmış bir ruh hali.
Zor zenaat yani erkek olmak.
.............:0402:
ya erkekler başka varlıklarmı veya başka bir gezegenemi aitler. Aşk, sevda insani duygular oysaki. bu duyguları saklamak ne saçmadır. Kimse bu duygularını belli ediyo diye küçülmez ki bence yücelir. Küfredince ne kadar doğal ama seni seviyorum, vazgeçilmezimsin, hayatımın anlamısın demek erkeler için ne kadar zor ve karmaşık dimi.
birde erkeklerde sevmediğim yanı diyorum ; geçmişinde acı verenin yeni hayata giren de verir endişesiyle hemen silahlarıyla vurması, kalkanlarını kuşanması. Yeni gelene seni seviyorum derken aklının geçmişte kalması dahada acı. Kadının bunu sezmesi ama sevgisi adına susması, içten içe yüreğinin kavrulması ve hala erkeğini çıkarsızca karşılığı olmayacağını bile bile sevmesi ne güzel bir onurdur erkek için.
ya erkekler başka varlıklarmı veya başka bir gezegenemi aitler. Aşk, sevda insani duygular oysaki. bu duyguları saklamak ne saçmadır. Kimse bu duygularını belli ediyo diye küçülmez ki bence yücelir. Küfredince ne kadar doğal ama seni seviyorum, vazgeçilmezimsin, hayatımın anlamısın demek erkeler için ne kadar zor ve karmaşık dimi.
birde erkeklerde sevmediğim yanı diyorum ; geçmişinde acı verenin yeni hayata giren de verir endişesiyle hemen silahlarıyla vurması, kalkanlarını kuşanması. Yeni gelene seni seviyorum derken aklının geçmişte kalması dahada acı. Kadının bunu sezmesi ama sevgisi adına susması, içten içe yüreğinin kavrulması ve hala erkeğini çıkarsızca karşılığı olmayacağını bile bile sevmesi ne güzel bir onurdur erkek için.
düşününce erkek olmakmı kadın olmakmı zor zaanat
Karşılıksız emek zor zanaat, karşılıksız her zanaat zor. Karşılıksız iş belki de zanaat olmaktan çıkıp, sanat oluyor.
Sevme sanatı, herhangi bir şeyi seni sevmesini beklemeden, önce sevme sanatı.
Bahar gelince, beton basamakların arasından inadına çıkmış tüy kadar bir mavi bahar minesini; uzun sıcak yazların, durmuş zamanlarının rehavetini; kışın, ilk kar yağışında, gökten düşen beyaz parçacıkların, mucize görüntüsünü; seni sadece, virgülden sonraki küsurat olarak hayatında tutan birini her seferinde sevebilme sanatı.
herşeye rağmen,
kaybetmeye rağmen,
var olmasına rağmen,
olmamasına rağmen,
bilmeye rağmen, bilmemeye rağmen
istemeye rağmen, istememeye rağmen, istenmemeye rağmen
ve ölüme rağmen
Kucağına dökülmüş yemek kırıntılarını elinin ağır hareketleriyle yere süpürüyor. Artık, yemek masalarına tam yaklaşamıyor, yaklaşsa da tabağa doğru eğilemiyor. Zaten ufacık kaldı, kendi içine çöken ama yaşamı devam eden bedeni. Neredeyse bir yüzyıllık ama hala dik bakıyor çok dik tutamadığı başıyla.
Çocukların takmasını uygun gördüğü ve hepsi muhakkak ki " kendisine yakışan " başörtüsünün göğsüne düşen uçlarını çekerek boynunun altına sıkıştırıyor, göz ucuyla masanın geri kalan gürültülü ahalisini kontrol ediyor. Ne yapıyorlar, sonradan hor görülüp, kınanacak uygunsuz bir hal var mı ve en önemlisi kendisiyle ilgileniliyor mu. İlgilenen olmalı. Olmalı ki hala en iyi bilen ve akıl danışılan, vazgeçilemeyen o olarak kalsın. Olmalı ki, hayatta kalsın...
Oysa masa kendi aleminde eğleniyor. Yemeklerini yiyorlar, birbirleriyle sohbet ediyorlar, gülüşüyorlar, şarkılara eşlik ediyorlar. Keyifliler. Kalabalıklar da. Kızlar, damatlar, gelinler, torunlar, torunların, çocukları. Öyle ya; az daha dirense dünyaya torunlarının çocuklarını görecek. Hepsi sağlıklı, mutlu. Ne kadar güzel. İçi huzurla dolmalı. Ne güzel şeyler yaşamış, ne güzel hayatlarla dolu bir masa ve hepsine sahip olan o. Masanın en başında oturuyor. Her birinin yaşamında bir yeri var, her birisine az çok emek vermiş, her birisi ona hürmetli, her istediği yapılıyor, dünyanın nimeti bu işte. Daha ötesi var mı, göçmek zamanı geldiğinde gözü arkada kalmamalı..
Kahvesini nasıl içermiş, soruyorlar. Biraz tatlıca olsun, diyor. Rahmetli kocası da böyle yapardı. Keyifli, lezzetli bir yemeğin ardından az tatlıca kahvesini içer, bir de uyduruktan fal kapatırdı. Otuz yıl oldu kaybedeli...
Eğleniyorlar, sadece kendi masası değil, bütün salon. Herkes mutlu.
Hiç kıpırdamıyor oturduğu yerde. Çok hareket etmeyi sevmez zaten, çok konuşmaz da. Konuşsa da duyamadığı için uzatamıyor sohbeti. Yanındaki en küçük torunun koluna dokunuyor.
_ Ne diyorlar?
_ Şarkı istiyorlar büyükanne.
Masada bir hareketlilik oluyor, başlar büyükanneye dönüyor, birbirleriyle bakışıyorlar. Küçük torun şarkı çalıp söyleyen adamın yanına gidip geri dönüyor.
Yeni şarkıya geçiliyor. Yaşlı ve kurumuş ellerindeki büyük taşlı yüzükte gözleri, kimseye hesap vermez eğiklikteki başını kaldırmadan, yaşı kadar ağır hüznüyle dinliyor şarkıyı.
.....Gesi Bağlarında dolanıyorum
.....Yitirdim yarimi aman aranıyorum......,
20-02-2009
..............
Büyükanne yitirdiği yarine kavuşmuştur umarım gittigi yerde..
Çünkü onu sayıklaya sayıklaya yaşadı 32 yıl, kendini hep sığıntı hep kimsesiz sandı..
Hiç birimiz, ne yaptıysak onu mutlu edemedik.
Sonunda büyükanneyi uğurladık bu dünyadan,
hep, gömülünce üşürüm diye ölmekten korktuğu bir kış gününde...
küçüldü
küçüldü...
Ağzından duyduğum son söz
bütün hanımefendiliği ile , anadolu aksanıyla, hemşire hanıma .... su içibilirmiyim.. deyişi oldu.
evin her yerinden sürprizler çıkıyor,
gitmeden önce bırakmışsın sağa sola.
çamaşır dolabına, bakliyat rafına,
tencerlerin içine, kovaların dibine,
bazen bir not: seni seviyorum,
bazen bir tat, afiyet olsun ile.
evin her yerinden sürprizler çıkıyor,
gardropta hiç görmediğim bir gömlek,
üzerinde yine bir not: güle güle giy.
diplere saklamışsın ki gideceğin belliymiş,
aylar sonra bulacağımı bile bile,
bulunca moralim bozulsun diye.
şeytanca zekanın önünde çaresizim,
o gömleği yırttım, oyuncakları kırdım,
resimleri yaktım, kalemleri parçaladım.
bir tek ucuz numaralarına yumuşayan,
gönlümle kafamı saklıyorum ibretlik.
şimdi çay dolabını açmaya korkuyorum,
orada beni bekleyeni biliyorum bu gece.
aylardır açamadım o kapağı,
bir bardak çay istiyorum sadece....
rakı kokusuna tahammülü yoktu. koku hafızası anason kokusunda hep aynı sahneyi canlandırıyordu.
henüz beş yaşındayken annesinin öldüğü günlerde, omuzları çökük o adamın ayaklarını sürüye sürüye eve gelişi.
akşam saatlerinin transistörlü radyodan yayılan hazin bestelerle ağırlaşması, babanın rakı kadehi önünde birinci sigarasına boğduğu hüznü.
adamın karısını karşısına oturtur gibi, hala kadın bir yere çıkmak üzereymişçesine kapının ağzında duran az giyilmiş kırmızı rugan pabuçlara bakarak, hiç içini çekmeden, içini rakı sofrasına döküşü. karanlığın bütün eve ve beş yaşındaki bir kızın üzerine çöküşü...
bir ara konu komşunun evlerine getirdiği kadınlar oldu. küçük kız, hep endişeyle babasının annenin kırmızı rugan pabuçlarını kapı ağzından kaldıracağı günü bekliyordu.
eve gelen kadınlara da, onları getiren komşulara da diş biliyordu. ama babası küçük kızın annesinin üzerine başka kadın almadı. çocuklarına hem analık hem babalık yaptı.
herşeyi bir bedeli vardı. baba hayatlarını rakı kokulu, birinci dumanlı gecelerde boğdu...
küçük kız büyüdü. evlendi. kocası ve çocuklarıyla kendi hayatı oldu. çok saydığı babasını sık sık evinde konuk ederdi.
rakı kokusunun kendi evie girmesine tahammül ederdi babasının hatırına. üstelik sigara da içmeye başlamıştı ama babanın yanında asla!
baba rakısı ile ilk sigarasını yaktığında, kadın mutfağa kaçar, sigarasından birkaç kaçak nefes alır ve sonra sofraya geri dönerdi.
kocası, çocukları ve herkes için donattığı neşeli besin değerinin yanında katman katman hüzün oturan o masaya...
sonra o korkunç şey oldu. kocası öldü. henüz otuzlu yaşlarının çok başındaydı, mutluluğu yeni yeni sevmeye başlamıştı, kocasına ona tattırdığı aşk için hem aşık, hem minnettardı.
ama adam ansızın gitti... kadın da babası gibi olmuştu beş yaşından beri onu izleye izleye. ağlayamadı.
ölüm haberi gelen bir evin sessizliğinin de kokusu vardır. kıpır kıpır, edepsiz bir koku.
ev beceriksizce ölüm kokarken, kadın babası ile balkonda nispeten daha temiz bir havada başbaşa kaldı.
babası cebinden bir birinci paketi çıkardı ve kadına uzattı.
sessizliğin sesi çağlıyor gibi oldu, kadının kulaklarında uğuldadı. biraz başı döner gibi oldu, babasının gözlerinin içine baktı. elini uzattı, parmakları titreyerek aldığı sigarayı babası yaktı.
sigarasından derin bir nefes aldı, hiç içini çekmeden içini bakışlarına döktü ve;
"yanında sigara içebilmem için kocamın mı ölmesi gerekiyordu, baba..." dedi.
işte o zaman, babanın gözlerinden ilk kez bir damla yaş süzüldü. küçük kız hayatında ilk kez babasının ağladığını görüyordu.
içini çeke çeke, çocuklar gibi ağlayan babasına bir anne şefkatiyle sarıldı. baba kız ilk kez hüzne sarındı.
Yorum