Kan Uykusu 2

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • apruncurtigin
    Tecrübeli
    • 13 Mart 2007
    • 613

    #1

    Kan Uykusu 2

    Kan Uykusu 2 / Dvd'li


    Serdar Akinan
    KARAKUTU YAYINLARI

    Nihat Genç'in önsözüyle

    ‘Bizler gözlerinizin içine, siz bize bakamadığınız için bakmıyoruz. Sizi daha fazla üzmemek için. Peki ya siz neden bizim gözlerimizin içine bakamıyorsunuz?’
    Savaş Yücel - Güneydoğu Gazisi

    Verilen şehitler ve gaziler haberlerde hep bir sayıdır. Oysa her bir sayının ardında çok acı hikayeler yatar. O haberlerde ki sayıları unuttuğumuz sırada şehitler ölür. O haberlerdeki sayıları unuttuğumuz sırada bir gazi güç bir hayata başlar.

    Güneydoğu’da çeyrek asırdır sıcak çatışma yaşanıyor. Bu ortamda görev yapan yüzbinlerce asker var. Türkiye’nin dört bir tarafından seçilerek askere alınan bu gençlerin binlercesi bazen bir mayına basarak, bazen bir sıcak çatışma ortamında mermi yiyerek şehit oldu. Türkiye’nin dört bir yanında onbinlerce eve ise ateş düştü. Türkiye şehitleri kalbine gömdü peki onbinlerce Güneydoğu gazisini ne yaptı? Bu sorunun yanıtını Kan Uykusu 2 - Kınalı Türkü’de Güneydoğu gazileri veriyor..

    Gaziler bedenlerinin ve ruhlarının eksik parçalarını adeta tek bir vücut gibi bir araya getirmişler; kenetlenmişler.

    Ancak onları kıran aslında bir başka şey var... Resmen gazi olmadıklarını fark etmiş olmaları... Halk arasında Güneydoğu gazileri olarak anılan tüm bu askerler aslında yasalar karşısında gazilik ünvanına resmen sahip değiller. Peki neden resmen gazi sayılmıyorlar?

    Bir savaşın yarattığı en büyük kayıp nedir?
    İnsanların değil insanlığın ölmesidir...
    Unutulmak bir şehidi öldürür.
    Unutmak insanlığı..
    Gaziler soruyor :
    "Gözlerimizin içine neden bakamıyorsunuz?"
    Neden bakamadığımızın cevabı vicdanımızda saklı.
    Borsacıların ve borsanın yeni adresi
    [url] www.keyborsa.com[/url]
  • apruncurtigin
    Tecrübeli
    • 13 Mart 2007
    • 613

    #2
    Operasyon Ergenekon



    Bazı komutanların ve devlet içinde görevli kişilerin birbirleriyle yaptıkları görüşmelerde ve yazışmalarda Türkiye'yi sarsacak hangi bilgilere ulaşıldı?
    Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombalar hakkında Makine Kimya Enstitüsü'nün hazırladığı raporda neler yazılı?
    Dağlıca Baskını'nda Türk Milleti'nin kafasını karıştıran soru işaretlerini gün gün takip eden ve askerlerden komutanlara kadar çatışmaya katılan kişilerle görüşen Gazeteci Şamil Tayyar, bu yazışmaları ve çatışmanın olduğu bölgeye ait özel belgeleri ilk kez açıklıyor.
    İlk kez yayınlanan belgelerle, OPERASYON-ERGENEKON çok konuşulacak kitabın içinden bazı çarpıcı bölümler İstihbarat birimleri arasındaki bu çatışma ve güç mücadelesi Çevik Bir zamanında en yüksek seviyeye çıkmıştı.
    Bir'in, Emniyet'in elindeki ağır silahları istemesi, Emniyet İstihbaratı'nın ve Emniyet`in güçlenmesinden duyduğu endişeyi ortaya koyuyordu.
    # Mehmet Ağar bu isteğe çok sert bir cevap verdi. Bugün bu güç dengesi tamamen değişiyor.
    Kuvvet komutanları Ak Parti`ye darbe yapmayı kararlaştırmışlardı. O gece İlker Başbuğ'u arayan Aytaç Yalman'ın kafasına takılan tek bir soru kalmıştı:
    Hilmi Özkök`ün hazırlattığı gizli ve özel rapor!..
    O gün, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman'ın kapısını çalan kişi MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'du.
    Atasagun, Yalman'ı iki konuda uyardı ve son sözünü söyledi. Aytaç Yalman, bu görüşmeden sonra oyunun dışına çıktı ve kuvvet komutanlarının planı alt üst oldu!... Ergenekon'un 1 Numara'sı, İstanbul Orduevi'nde otururken önündeki gazeteden Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın isminin üstünü çizdi ve yanına bir not yazdı:
    "Olmadı Yaşar, olmadı." Sonrası malum, istihbarat servisleri Ergenekon Operasyonu için düğmeye bastılar...
    Selçuk Üniversitesi`nden bir grup öğretim görevlisi ve öğrenci, Yıldız Teknik Üniversitesi`nin Davutpaşa Kampüsü'nde silah kullanma, bomba yapımı, sabotaj gibi eğitimlere tâbi tutuluyor. Bu kampüs eski Davutpaşa Kışlası`dır. Ergenekon, burayı eğitim alanı olarak kullanıyor...
    Dağlıca Baskını`nın perde arkasını araştıran ve kamuoyuna en doğru bilgileri veren Gazeteci Şamil Tayyar, Türkiye`yi sarsacak gizli belgeleri ilk kez bu kitapta yayınlıyor.
    Dağlıca Baskını'nda görevli ast subayın cebinden çıkan el çizimi mevzi planları, Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombalar hakkında Makine Kimya Enstitüsü tarafından hazırlanan tetkik raporları, Ergenekon üyelerinin kendi aralarında yaptıkları telefon görüşmeleri, Başbakan R. T. Erdoğan`a emekli bir albay tarafından gönderilen gizli mektup ve kuvvet komutanlarının hazırladığı darbe planları...
    OPERASYON: ERGENEKON, gizli kalmış birçok soruya cevap veriyor.
    (340 Sayfa / Operasyon Ergenekon / Şamil Tayyar / Timas Yayinlari
    Borsacıların ve borsanın yeni adresi
    [url] www.keyborsa.com[/url]

    Yorum

    • ÇAKAL
      Ağa'nın Adamı
      • 27 Haziran 2007
      • 2545

      #3
      Bu kadar operasyon.
      Ve G.Kurmay'ın ses çıkarmayışı.
      Ya gerçekten bu kişiler hakkında çok sağlam deliller var.
      Öyle olmasa Veli Küçük ve Perinçek'i aylardır içeride tutamazlardı.
      Ya da birileri hükümetin ipini bu şekilde kesecekler.
      Bak işte bunca tutuklama yaptınız ama bunlar gerçekten vatanpervermiş siz kimin uşağısınız gibilerinden deyip hükümeti milletin gözünden düşürerek indirecekler.
      Ama sonunun sıcak-soğuk ilişkisi kadar keskin olacağı kesin.
      İnşallah memleketin hayrına olur.
      Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
      Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

      Yorum

      • ÇAKAL
        Ağa'nın Adamı
        • 27 Haziran 2007
        • 2545

        #4
        Polis ile Sinan Aygün'e arasındaki ilginç Atatürkçülük diyaloğu


        Ergenekon soruşturması çerçevesinde Ankara'da gözaltına alınan Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün'ün gözaltına alınması sırasında polis ile Aygün arasında ilginç bir diyalog yaşandı. Evinden çıkışta basın mensuplarına "Atatürk'ü sevdiğim için gözaltına alınıyorum" sözleriyle eleştirisini dile getiren Aygün'e, polis aracında evindeki kasasından çıkan 3 milyon Euro'yu hatırlatan bir polis, "Sayın başkan Atatürk'ü sevdiğini söylüyorsun ama, kasandaki paraların üzerinde Atatürk yok" diyerek takıldı.



        Ergenekon soruşturması çerçevesinde Ankara'da gözaltına alınan Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün'ün gözaltına alınması sırasında polis ile Aygün arasında ilginç bir diyalog yaşandı. Evinden çıkışta basın mensuplarına Atatürk'ü sevdiğim için gözaltına alınıyorum" sözleriyle eleştirisini dile getiren Aygün'e, polis aracında evindeki kasasından çıkan 3 milyon Euro'yu hatırlatan bir polis "Sayın başkan Atatürk'ü sevdiğini söylüyorsun ama, kasandaki paraların üzerinde Atatürk yok" diyerek takıldı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekariya Öz'ün talimatıyla sabah saatlerinde evine gidilen Aygün'ün evinde yapılan aramada ilginç anlar yaşandı. ATO Başkanı Aygün önce eve gelen kişilerden kimlik beyanı istedi. Arama kararının tebliğ edilmesinin ardından polisler evde arama yapmaya başladılar. Evde yapılan aramada polisler 2 ayrı kasa tespit ettiler. Bu kasalardan birinin kendisine diğerinin ise eşine ait olduğunu söyleyen Aygün'e içinde ne olduğu soruldu. Polislere "Kişisel ziynet eşyası ve para var" cevabını veren Aygün'den kasaların açılması ve içindekilerin zapta alınması gerektiği ifade edildi.

        -BİRİ PARA, DİĞERİ ALTINLA DOLU-

        Bunun üzerine ilk kasayı açan polis içinden çıkan 3 milyon Euroyu görünce şaşırdı. Aygün bu paranın kendisine ait olduğunu ve tasarrufu olduğunu beyan etmesi üzerine paraya el konulmayarak tutanakla kayda alınarak kasa tekrar kapatıldı. Terörle mücadele polisleri diğer kasanın da açılmasını istedi. Ancak Aygün'ün eşi bu kasada kendisine ait altınların bulunduğu ifade ederek açmak istemedi. Polislerin ısrarı üzerine anahtarı şu anda bulamayacağını söyleyen Aygün'ün eşine ait kasa çilingir çağırılarak açıldı. Aygün eşine ait kasanın altın ve ziynet ile dolu olduğunu gören polis, "Bu ziynet eşyaları ve altınlar size mi ait" diye sordu. Aygün'ün eşinden olumlu yanıt aldıktan sonra kasa tespit tutanağını dolduruldu ve kasa kapatıldı. Ardından evden çıkan Aygün ve polisler kalabalık bir medya grubuyla karşılaştılar. Bekleyen gazetecilerin "Neden gözaltına alındınız" sorusu üzerine polislerin arasından "Atatürk'ü çok sevdiğim için gözaltına alınıyorum" diye cevap verdi. Ancak bu sözüne bir polisin cevabı çok ilginçti. Biraz önce yapılan ev aramasında Aygün'ün kasasından çıkan Euroları hatırlatan polis memuru, "Sayın başkan, Atatürk'ü çok sevdiğini söylüyorsun ama, kasandaki paraların üzerinde Atatürk yok" sözleriyle takıldı.

        -SİLAH TEMİZ ÇIKTI-

        Bu arada Aygün'ün makam odasındaki şofbende bulunan Glock marka silaha ilişkin de bilgi veren emniyet yetkilileri, yapılan balistik inceleme sonucu silahın herhangi bir kaydı çıkmadığını ifade ettiler. Silahın bulunduğu odanın parmak iziyle sadece Aygün tarafından açılabildiğini kaydeden emniyet yetkilileri, "Olay günü yapılan tutanak anında Aygün'ün kendisi yok iken tamir esnasında bu silahın şofbenden çıktığı ifade edildi. Balistik incelemesi yapıldı ve temiz çıktı. Ardından savcılık takipsizlik kararı verdiği için dosya kapatıldı" şeklinde konuştular.


        02 Temmuz 2008, Çarşamba
        Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
        Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

        Yorum

        • post06
          Yeni üye
          • 26 Nisan 2008
          • 6

          #5
          poliste taşı gediğine koymuş

          Yorum

          • ÇAKAL
            Ağa'nın Adamı
            • 27 Haziran 2007
            • 2545

            #6
            Kanadoğlu: Ben de savcı olsam bu davayı açardım

            ANKA

            Yargıtay onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Ergenekon soruşturması ve AKP hakkında açılan kapatma davasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kanadoğlu, darbe girişiminde bulunmanın suç olduğunu ve böyle bir iddia karşısında kendisinin de soruşturma başlatma talimatı verebileceğine dikkat çekerek, "Darbede başarılı olanı yargılayamazsınız. Ancak, eyleme geçilmesi suç olur" dedi. Soruşturma çerçevinde gözaltına alınan generallerin iddia edildiği gibi darbe hazırlıklarını görevleri başında yapmış olmaları halinde, davaya Genelkurmay Askeri Mahkemesi'nin bakması gerektiğini belirten Kanadoğlu görevi başında olan bir savcı olması halinde Ergenekon soruşturmasını açıp açmayacağı yönündeki soruya, "Tabii ki açardım" dedi. Kanadoğlu, bir çeteleşme olayının varlığının henüz kanıtlanmadığını ama bu konuda bir takım iddiaların bulunduğuna dikkat çekerek şu görüşleri dile getirdi: "Bu iddiaları somutlaştırmak elbette yargının görevidir. Bir takım çeteleşmeler geçmişte oldu, bugün de oldu, yarın da olacaktır. Örgütlü suçlarla örgütlü bir şekilde savaşılmalı. Başka türlü işin içinden çıkamazsınız."
            Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
            Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

            Yorum

            • güneşş
              Tecrübeli
              • 08 Ocak 2008
              • 742

              #7
              belge istenmemiş

              Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığından yapılan açıklamada, ''Genelkurmay Askeri Savcılığınca (Ergenekon Soruşturması) bu konuda yürütülen bir soruşturma bulunmamakta olup, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından da bilgi ve belge talep edilmemiştir'' denildi.

              Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığının yazılı açıklamasında, dün ve bugün bazı basın-yayın organlarında ''İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının gündemdeki bir soruşturma ile bağlantılı oldukları iddiasıyla bazı muvazzaf askeri personel hakkında Genelkurmay Başkanlığına bildirimde bulunulduğu, ayrıca Genelkurmay Askeri Savcılığının da konu hakkında ayrı bir soruşturma yapmak amacıyla gerekli tüm bilgi ve belgeleri İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından talep ettiği'' şeklinde haberlerin yer aldığı anımsatıldı.

              Açıklamada, şu hususlara yer verildi:

              ''Genelkurmay Askeri Savcılığınca bu konuda yürütülen bir soruşturma bulunmamakta olup, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından da bilgi ve belge talep edilmemiştir.

              Ancak, adli ve askeri yargı arasında yasal mevzuat çerçevesinde sürdürülen işbirliği kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan aramalarda el konulan ve 09.07.2008 tarihli yazı ile resen Genelkurmay Askeri Savcılığına gönderilen belgelerin niteliklerinin ve askeri yargıyla ilgisinin olup olmadığının belirlenmesi maksadıyla incelenmesine devam edilmektedir.''

              Yorum

              • güneşş
                Tecrübeli
                • 08 Ocak 2008
                • 742

                #8
                sezer doğruladı

                DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, merhum Bülent Ecevit'e, başbakanlık yaptığı dönemde görevi bırakmasına yönelik bazı emekli paşaların baskı yaptıklarını doğruladı.

                Ankara Sanayi Odası (ASO)'nun yeni hizmet binasının açılış törenine katılan Sezer, burada Ergenekon soruşturması kapsamında ortaya atılan iddialara cevap verdi.

                Basında merhum Ecevit'in başbakanlık yaptığı dönemde, kendisine, görevi bırakması için baskı yapıldığı ve Ergenekon terör örgütünün Ecevit hükümetini devirmeye çalıştığı iddiası ortaya atılmıştı. Sezer, konuyla ilgili olarak, o günlerde bazı emekli paşaların Ecevit'e başbakanlığı bırakması için baskı yaptıklarını

                Yorum

                • gray520
                  Yeni üye
                  • 19 Temmuz 2008
                  • 1

                  #9
                  hani ekitap arkadasım..

                  Yorum

                  • KUTERO
                    Beybaba
                    • 19 Temmuz 2007
                    • 437

                    #10
                    Telefon kayıtları ilişkiler ağını çözdü!



                    Delilleri güçlendirmek için Ergenekon iddianamesinin ekleri arasına giren telefon kayıtları, örgütteki ilişkiler ağını gözler önüne serdi. Mahkemenin izniyle dinlenen telefonlarda, sanıkların hiçbir endişeye kapılmadan konuşmaları dikkat çekiyor...

                    İhtimal dahilinde olan hiçbir şey gözardı edilemez..
                    İhtimal dahilinde olan her şey için tedbirli olmak gerekir..

                    [SIZE=3][I][FONT=Comic Sans MS]Grafiklerimi toplu halde görmek için[/FONT][/I] [/SIZE]:

                    [url]http://kutero.blogspot.com/[/url][COLOR="#000000"][/COLOR]

                    Yorum

                    • apruncurtigin
                      Tecrübeli
                      • 13 Mart 2007
                      • 613

                      #11
                      Türk Edebiyatindan Haberler

                      Ahmet Hamdi Tanpınar 18 dile çevriliyor


                      Türk edebiyatının usta yazarı Ahmet Hamdi Tanpınar, kendisine ve eserlerine gösterilen ilgisizliği anlatırken 'sükût suikastı'na uğradığından söz ediyor ve "Hiçbir zaman taşamayacağım." diyordu yazılarında. Artık bu suikast sona erdi.

                      Geç de olsa Tanpınar'ın ünü ülke sınırlarını aştı. Son iki yıldır Almanya, Fransa, Amerika ve Arnavutluk'ta kitapları basıldı. Yurtdışındaki bu ilgi hızla artıyor. Bir yıl içinde 14 ülkeye Huzur'un ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün çeviri hakları satıldı. Bu rakam, önceden yapılan telif satışlarıyla birlikte 18'e çıktı.

                      18 ülke Ahmet Hamdi Tanpınar'ı okuyacak

                      "Hiçbir zaman taşamayacağım." sözü, 1962 yılında, 61 yaşında hayata veda eden Türk edebiyatının usta romancısı ve şairi Ahmet Hamdi Tanpınar'a ait. Henüz geçen yıl, İnci Enginün ve Zeynep Kerman'ın hazırladığı "Tanpınar'la Başbaşa" adıyla yayınlanan günlüklerinde böyle diyor yazar. Bu endişeli cümlenin altında nasıl bir ruh hali gizli olduğunu tahmin etmek çok zor değil. Çünkü Tanpınar, eserlerine gösterilen ilgisizlikten duyduğu rahatsızlığı her zaman açıkça dile getirmiş. Hiçbir zaman taşamayacağını düşünen, belki de anlaşılamayacağını söyleyen yazara, ölümünden sonra başlayan ve son on beş yılda zirveye çıkan bir ilgi gösterildiği malum. 1970'li yıllarda Sahaflar Çarşısı'nda tabir yerindeyse yerlerde sürünen kitapları, 80'lerde raflara çıktı, 90'larda tozu alındı ve 2000'lerin başından itibaren yeniden basıldı. Kitabevlerinin önünde Huzur'u almak için kuyruklar oluştu. Okuma günleri ve konferanslar daha çok düzenlenir oldu.

                      Şahsiyeti ve eseri hakkında değerlendirme ve yorumları içeren 30 kadar kitap, 1.000'e yakın makale yayımlandı. Üniversitelerde pek çok lisans, yüksek lisans ve doktora tezi hazırlandı. Kenarda köşede kalmış yazılarına, müsveddelerine, hatıra, günlük ve mektuplarına kadar bütün terekesi tekrar tekrar basıldı. 'Neden bu kadar geç keşfedildiğini' sağ ve sol dünyanın edebiyatçıları konuştu, tartıştı. Kimi eleştirilerini dile getirdi, kimi hatasını kabul etti, kimi de şikayetlerini bildirdi. Sonuçta gelinen nokta, bu ilginin günümüzde de artarak devam ediyor olması.

                      Çevirmenlerin hepsi onun hayranı

                      Son bir yıldır ise Türk edebiyatı adına çok sevindirici bir gelişmeyle karşı karşıyayız. Ülkemizde gösterilen bu ilgi, artık yurt dışına taşmış durumda. Tanpınar'ın eserlerinin yurtdışı yayın haklarını temsil eden Kalem Ajans (yurtiçi yayın hakkı Dergah Yayınları'na ait) çeviri yapılması için 17 ülkeyle anlaşma imzaladı.

                      Her yıl yaklaşık 10 farklı fuara bizzat katılan ve yazarlarımızın dünyaya tanıtımını yapan ajansın kurucusu Nermin Mollaoğlu, yurtdışında en çok ilgiyi Tanpınar'ın gördüğünü ve yavaş yavaş birçok dilde hatırı sayılır bir okur kitlesinin oluşmaya başladığını söylüyor. Elbette bu ilgide Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü almasının katkısı büyük. Almanya, Fransa ve Arnavutluk'la yapılan anlaşmalar meyvelerini verdi. Çeviriler tamamlandı ve kitaplar yayımlandı. Amerika, Çin, İtalya, Hollanda, İspanya, Katalanca (İspanya'da konuşulan bir dil), Bulgaristan, Yunanistan, Lübnan, Kore, Romanya, Polonya, Sırbistan, İran, Slovakya'da önümüzdeki yıllarda onun eserleri yayımlanacak. Rusya ile anlaşma imzalanması için görüşmeler devam ediyor.

                      Mollaoğlu, görüştüğü yayınevlerinin daha çok Huzur ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü yayımlamak istediğini söylüyor. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Almanya'da ağustosta 5 bin adet basıldı. 6 ay içerisinde bitti. İkinci baskısı bu ay yapılacak. 2008 yılı içinde basılan kitaplar arasında yapılan bir yarışmaya göre 'en iyi isimli roman' seçildi. Saatleri Ayarlama Enstitüsü aynı zamanda sesli kitap şeklinde de yayımlandı ve Almancada sadece sesli kitabı olan üç yazardan biri oldu. Karton kapak satışları yayıncıları çok mutlu ettiği için Almanya'nın dev yayıncısı Fischer, kitabın cep kitabı formatını yapma haklarını çok büyük bir avans ödemesiyle satın aldı.

                      Huzur'un Almanca çevirisi eylül ayında 5 bin adet, Arnavutlukçası ise aralıkta 3 bin adet basıldı. Arnavut yayınevinin verdiği bilgiye göre, okullarda okuma günleri düzenleniyor. Fransızcaya 1995'te çevrilen Beş Şehir'den sonra geçen yıl da Saatleri Ayarlama Enstitüsü çevrildi ve 3 bin basıldı. Nermin Mollaoğlu görüştüğü her çevirmene mutlaka 'Türk edebiyatından hangi yazarı kendi dilinize çevirmek istersiniz?' diye soruyor. Aldığı ilk cevap şimdiye kadar hep Tanpınar olmuş. Bunun nedeni Mollaoğlu'na göre, Tanpınar'ın tam bir Türkiye romancısı olması. Hatta tüm edebiyat okurlarını ikiye ayırıyor: "Huzur'u sevenler ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü sevenler... Diğerleri henüz Türk edebiyatı okumayanlardır." diyor.
                      Borsacıların ve borsanın yeni adresi
                      [url] www.keyborsa.com[/url]

                      Yorum

                      Working...
                      X

                      Debug Information