Nazım Hikmet RAN

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • volkandede
    Aktif
    • 28 Nisan 2008
    • 218

    #1

    Nazım Hikmet RAN

    Selanik'de doğmuştur (1902). İlköğrenimini İstanbul'da Göztepe Taşmektep, Galatasaray Lisesi ilk bölümü (1914), Nişantaşı Numune Mektebi'nde tamamlamış, orta öğrenimi ise, daha 12 yaşında iken yazdığı "Bir Bahriyelinin Ağzından" adlı bir şiirini dinleyip çok beğenen Bahriye Nazırı Cemal Paşa'nın öğüdü üzerine geçtiği Heybeliada Bahriye Mektebi'nda yapmıştır (1918). Nazım Hikmet Bahriye'yi bitirdikten sonra Hamidiye Kruvazörü'ne stajyer güverte subayı olarak verilmiş, bir gece nöbetinde üşütüp zatülcemp olmuş (1919), sağlığını kazanamayınca askerlikten çürüğe çıkarılmıştır (1920).

    Askerlikten ayrıldıktan sonra, İstanbul'un işgaline çok üzülen Nâzım Hikmet Millî Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçmiş, Bolu Lisesi'nde kısa bir süre öğretmenlik yapmıştır (1921). Rus devrimiyle ilgilenen şair, bir süre sonra Batum'dan Moskova'ya gitmiş ve Doğu Üniversitesi'nde ekonomi ve toplumbilim okumuştur (1922-1924). Yurda dönüşünden sonra Aydınlık dergisine katılmış, burada çıkan şiirlerinden ötürü hakkında "gıyaben" mahkumiyet kararı verildiğine öğrenince yeniden Rusya'ya geçmiş, af çıkması üzerine Türkiye'ye dönmüş ve bir süre Hopa cezaevinde tutuklu kalmıştır (1928).

    Nâzım Hikmet daha sonra İstanbul'a yerleşmiş, çeşitli gazete ve dergilerle film stüdyolarında çalışmış, ilk şiir kitaplarını çıkarmış ve oyunlarını yazmıştır (1928-1932). Bir ara yine tutuklanmış, Cumhuriyet'in 10. yılı dolayısıyla çıkarılan af yasası ile özgürlüğüne kavuşmuştur. Akşam Son Posta, Tan gazetelerinde Orhan Selim takma adıyla fıkra yazarlığı ve başyazarlık yapmıştır (1933).

    Kara Harp Okulu öğrencileri arasında propaganda yaptığı iddiasıyla yargılanmış, Harp Okulu Askeri Mahkemesi'nce 15 yıl, ardından Donanma içinde faaliyette bulunduğu iddiasıyla da Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nce 20 yıl olmak üzere toplam 35 yıl hapis cezasına çarptırılmış, cezası Türk Ceza Kanunu'nun 68 ve 77 maddeleri uyarınca 28 yıl dört aya indirilmiştir (1938). Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinden sonra çıkarılan af yasası (1950) kapsamına alınması için aydınlar tarafından açılan büyük bir kampanyanın ardından, hukukçular yasal yollara başvurmuş, bu arada Nâzım Hikmet'de hapishanede açlık grevine başlamıştır. Sonunda Nâzım Hikmet'in geri kalan cezası affedilmiş ve şair 13 yıl hapislikten sonra özgürlüğüne kavuşmuştur.

    Serbest bırakıldıktan sonra iş bulamayan, kitap çıkaramayan şair için bu kez askerlik kararı alınmış, 50 yaşında ve hasta olan Nâzım Hikmet çok zor durumda kalmıştır. Öldürülmekten korkan şair, kendisine hayran olan Refik Erduran (sonranın ünlü oyun yazarı ve gazetecisi)'ın önerisini kabul etmiş, onun yardımıyla bir motorla Karadeniz'de seyreden Romanya bandıralı bir gemiye binerek Türkiye'den ayrılmıştır.

    Nâzım Hikmet, Moskova'da ölmüştür. (3 Haziran 1963).

    Edebi kişiliği

    Nâzım Hikmet, hece vezniyle yazdığı ilk şiirlerini Yeni Mecmua, İnci, Ümit ve Celal Sahir (Erozan)'ın çıkardığı Birinci Kitap, İkinci Kitap vb. dergilerinde yayımlamıştır. "Bir Dakika" adlı şiiriyle Alemdar gazetesinin açtığı yarışmada birincilik kazanmıştır (1920). Daha sonra Aydınlık, Resimli Ay, Hareket, Resimli Herşey, Her Ay gibi dergilerde yazan Nâzım Hikmet cezaevine girdikten sonra yıllarca yayın yapamamıştır. Ancak, 1940'lı yıllarda, Yeni Edebiyat, Ses, Gün, Yürüyüş, Yığın, Baştan, Barış gibi toplumcu dergilerde İbrahim Sabri, Mazhar Lütfi takma adlarıyla ya da imzasız olarak bazı şiirleri çıkmıştır. Kuvâyı Milliye Destanı İzmir'de Havadis gazetesinde tefrika edilmiştir (1949). Destanı Yön dergisi yayınlayarak (1965) Nâzım Hikmet'i yeniden okurlara ulaştırmış, şairin eserine konan çemberi kırmıştır.

    Eserleri

    Şiir
    835 Satır (1929), Jokond ile Si-Ya-U (1929), Varan 3 (1930), 1+1=1 (1930-Nail V. ile), Sesini Kaybeden Şehir (1931), Benerci Kendini Niçin Öldürdü (1932), Gece Gelen Telgraf (1932), Taranta Babu'ya Mektuplar (1935), Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı (1936), Kurtuluş Savaşı Destanı (1965), Saat 21-22 Şiirleri (1965-Bas. Haz. M.Fuat), Memleketimden İnsan Manzaraları (1966-1967-Bas. Haz. M.Fuat, 5 Cilt), Rubailer (1966-Bas. Haz. M. Fuat), Dört Hapishaneden (1966-Bas. Haz. M.Fuat), Yeni Şiirler (1966-Bas. Haz. Dost Yayınevi), Son Şiirleri (Bas. Haz. Habora Kitabevi), Tüm Eserleri (1980-Bas. Haz. A. Bezirci, 8 Cilt






    CEVİZ AĞACI

    Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
    ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
    budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
    Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
    koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
    Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
    Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
    Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
    Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
    Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

    1 Temmuz [1957],



    KARLI KAYIN ORMANINDA

    Karlı kayın ormanında
    yürüyorum geceleyin.
    Efkârlıyım, efkârlıyım,
    elini ver, nerde elin?

    Ayışığı renginde kar,
    keçe çizmelerim ağır.
    İçimde çalınan ıslık
    beni nereye çağırır?

    Memleket mi, yıldızlar mı,
    gençliğim mi daha uzak?
    Kayınların arasında
    bir pencere, sarı sıcak.

    Ben ordan geçerken biri:
    'Amca, dese, gir içeri.'
    Girip yerden selâmlasam
    hane içindekileri.

    Eski takvim hesabıyle
    bu sabah başadı bahar.
    Geri geldi Memed'ime
    yolladığım oyuncaklar.

    Kurulmamış zembereği
    küskün duruyor kamyonet,
    yüzdüremedi leğende
    beyaz kotrasını Memet.

    Kar tertemiz, kar kabarık,
    yürüyorum yumuşacık.
    Dün gece on bir buçukta
    ölmüş Berut, tanışırdık.

    Bende boz bir halısı var
    bir de kitabı, imzalı.
    Elden ele geçer kitap,
    daha yüz yıl yaşar halı.

    Yedi tepeli şehrimde
    bıraktım gonca gülümü.
    Ne ölümden korkmak ayıp,
    ne de düşünmek ölümü.

    En acayip gücümüzdür,
    kahramanlıktır yaşamak:
    Öleceğimizi bilip,
    öleceğimizi mutlak.

    Memleket mi, daha uzak,
    gençliğim mi, yıldızlar mı?
    Bayramoğlu, Bayramoğlu,
    ölümden öte köy var mı?

    Geceleyin, karlı kayın
    ormanında yürüyorum.
    Karanlıkta etrafımı
    gündüz gibi görüyorum.

    Şimdi şurdan saptım mıydı,
    şose, tirenyolu, ova.
    Yirmi beş kilometreden



    SEVİYORUM SENİ

    Seviyorum seni
    ekmeği tuza banıp yer gibi
    Geceleyin ateşler içinde uyanarak
    ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
    Ağır posta paketini
    neyin nesi belirsiz
    telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi
    Seviyorum seni
    denizi ilk defa uçakla geçer gibi
    İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
    içimde kımıldayan birşeyler gibi
    Seviyorum seni
    Yaşıyoruz çok şükür der gibi.





    Memleketimi Seviyorum


    Memleketimi seviyorum :
    Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım.
    Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
    memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.

    Memleketim :
    Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,
    kurşun kubbeler ve fabrika bacaları
    benim o kendi kendinden bile gizleyerek
    sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.

    Memleketim.
    Memleketim ne kadar geniş :
    dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana.
    Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum.
    Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum
    ve güneye
    pamuk işleyenlere gitmek için
    Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye
    utanıyorum.

    Memleketim :
    develer, tren, Ford arabaları ve hasta eşekler,
    kavak
    söğüt
    ve kırmızı toprak.

    Memleketim.
    Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven
    alabalık
    ve onun yarım kiloluğu
    pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla
    Bolu'nun Abant gölünde yüzer.
    Memleketim :
    Ankara ovasında keçiler :

    kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması.
    Yağlı, ağır fındığı Giresun'un.
    Al yanakları mis gibi kokan Amasya elması,
    zeytin
    incir
    kavun
    ve renk renk
    salkım salkım üzümler
    ve sonra karasaban
    ve sonra kara sığır
    ve sonra : ileri, güzel, iyi
    her şeyi
    hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır,
    çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım
    yarı aç, yarı tok
    yarı esir...
    rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır...
  • MÜHENDİS

    #2

    Yorum

    • yagmur
      Kıdemli
      • 29 Nisan 2008
      • 4717

      #3
      BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK İSTERİM

      Ben
      senden önce ölmek isterim.
      Gidenin arkasından gelen
      gideni bulacak mı zannediyorsun?
      Ben zannetmiyorum bunu.
      İyisi mi, beni yaktırırsın,
      odanda ocağın üstüne korsun
      içinde bir kavanozun.
      Kavanoz camdan olsun,
      şeffaf, beyaz camdan olsun
      ki içinde beni görebilesin...
      Fedakârlığımı anlıyorsun :
      vazgeçtim toprak olmaktan,
      vazgeçtim çiçek olmaktan
      senin yanında kalabilmek için.
      Ve toz oluyorum
      yaşıyorum yanında senin.
      Sonra, sen de ölünce
      kavanozuma gelirsin.
      Ve orda beraber yaşarız
      külümün içinde külün,
      ta ki bir savruk gelin
      yahut vefasız bir torun
      bizi ordan atana kadar...
      Ama biz
      o zamana kadar
      o kadar
      karışacağız
      ki birbirimize,
      atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
      yan yana düşecek.
      Toprağa beraber dalacağız.
      Ve bir gün yabani bir çiçek
      bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
      sapında muhakkak
      iki çiçek açacak :
      biri sen
      biri de ben.
      Ben
      daha ölümü düşünmüyorum.
      Ben daha bir çocuk doğuracağım.
      Hayat taşıyor içimden.
      Kaynıyor kanım.
      Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
      ama sen de beraber.
      Ama ölüm de korkutmuyor beni.
      Yalnız pek sevimsiz buluyorum
      bizim cenaze şeklini.
      Ben ölünceye kadar da
      bu düzelir herhalde.
      Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
      İçimden bir şey :
      belki diyor.

      18 Şubat 1945


      Nazım Hikmet Ran
      Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

      Yorum

      • yagmur
        Kıdemli
        • 29 Nisan 2008
        • 4717

        #4
        BENCE SEN DE ŞİMDİ HERKES GİBİSİN

        Gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
        Onlardan kalbime sevda geçmiyor
        Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
        Çünkü bence şimdi herkes gibisin
        Yolunu beklerken daha dün gece
        Kaçıyorum bugün senden gizlice
        Kalbime baktım da işte iyice
        Anladım ki sen de herkes gibisin
        Büsbütün unuttum seni eminim
        Maziye karıştı şimdi yeminim
        Kalbimde senin için yok bile kinim
        Bence sen de şimdi herkes gibisin

        334 (1918) - Yaz - Kadıköy

        Nazım Hikmet Ran
        Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

        Yorum

        • yagmur
          Kıdemli
          • 29 Nisan 2008
          • 4717

          #5
          BİR AYRILIŞ HİKAYESİ

          Erkek kadına dedi ki:
          -Seni seviyorum,
          ama nasıl,
          avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
          parmaklarımı kanatarak
          kırasıya
          çıldırasıya...
          Erkek kadına dedi ki:
          -Seni seviyorum,
          ama nasıl,
          kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
          yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
          yüzde hudutsuz kere yüz...
          Kadın erkeğe dedi ki:
          -Baktım
          dudağımla, yüreğimle, kafamla;
          severek, korkarak, eğilerek,
          dudağına, yüreğine, kafana.
          Şimdi ne söylüyorsam
          karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
          Ve ben artık
          biliyorum:
          Toprağın -
          yüzü güneşli bir ana gibi -
          en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
          Fakat neyleyim
          saçlarım dolanmış
          ölmekte olan parmaklarına
          başımı kurtarmam kabil
          değil!
          Sen
          yürümelisin,
          yeni doğan çocuğun
          gözlerine bakarak..
          Sen
          yürümelisin,
          beni bırakarak...
          Kadın sustu.
          SARILDILAR
          Bir kitap düştü yere...
          Kapandı bir pencere...
          AYRILDILAR...

          Nazım Hikmet Ran
          Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

          Yorum

          • yagmur
            Kıdemli
            • 29 Nisan 2008
            • 4717

            #6






            BEŞ SATIRLA


            Annelerin ninnilerinden
            spikerin okuduğu habere kadar,
            yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,
            anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,
            anlamak gideni ve gelmekte olanı.
            1946

            Nazım Hikmet Ran
            Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

            Yorum

            • yagmur
              Kıdemli
              • 29 Nisan 2008
              • 4717

              #7
              Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
              Akdenize bir kısrak başı gibi
              uzanan bu memleket bizim.
              Bilekler kan içinde,
              dişler kenetli, ayaklar çıplak
              ve ipek bir halıya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim. Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu,
              bu davet bizim...Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
              ve bir orman gibi KARDEŞÇESİNE,
              bu hasret bizim...

              Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

              Yorum

              • yagmur
                Kıdemli
                • 29 Nisan 2008
                • 4717

                #8
                Bir tanem!

                Son mektubunda :
                "Başım sızlıyor
                yüreğim sersem!"
                diyorsun.
                "Seni asarlarsa
                seni kaybedersem;"
                diyorsun;
                "yaşıyamam!"
                Yaşarsın karıcığım,
                kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda;
                yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı
                en fazla bir yıl sürer
                yirminci asırlılarda
                ölüm acısı.
                Ölüm
                bir ipte sallanan bir ölü.
                Bu ölüme bir türlü
                razı olmuyor gönlüm.
                Fakat
                emin ol ki sevgili;
                zavallı bir çingenenin
                kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
                geçirecekse eğer
                ipi boğazıma,
                mavi gözlerimde korkuyu görmek için
                boşuna bakacaklar
                Nâzıma!

                Ben,
                alacakaranlığında son sabahımın
                dostlarımı ve seni göreceğim,
                ve yalnız
                yarı kalmış bir şarkının acısını
                toprağa götüreceğim...
                Karım benim!
                İyi yürekli,
                altın renkli,
                gözleri baldan tatlı arım benim;
                ne diye yazdım sana
                istendiğini idamımın,
                daha dâva ilk adımında
                ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
                kellesini adamın.
                Haydi bunlara boş ver.
                Bunlar uzak bir ihtimal.
                Paran varsa eğer
                bana fanile bir don al,
                tuttu bacağımın siyatik ağrısı.
                Ve unutma ki
                daima iyi şeyler düşünmeli
                bir mahpusun karısı.

                NAZIM HİKMET
                Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                Yorum

                • yagmur
                  Kıdemli
                  • 29 Nisan 2008
                  • 4717

                  #9
                  Son Otobüs

                  Gece yarısı.Son otobüs.
                  Biletçi kesti bileti.
                  beni ne bir kara haber bekliyor evde,
                  ne rakı ziyafeti.
                  Beni ayrılık bekliyor.
                  Yürüyorum ayrılığa korkusuz ve kedersiz.

                  İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
                  Dünyayı telaşsız, rahat seyredebiliyorum artık
                  Artık şaşırtmıyor beni dostun kahpeliği,
                  elimi sıkarken sapladığı bıçak.
                  Nafile, artık kışkırtamıyor beni düşman.
                  Geçtim putların ormanından baltalayarak
                  nede kolay yıkılıyorlardı.
                  Yeniden vurdum mihenge inandığım şeyleri,
                  çoğu katkısız çıktı çok şükür.
                  ..........
                  ..........



                  Nazım Hikmet Ran
                  Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                  Yorum

                  • yagmur
                    Kıdemli
                    • 29 Nisan 2008
                    • 4717

                    #10
                    MAVİ LİMAN

                    Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
                    Seyir defterini başkası yazsın.
                    Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
                    Beni o limana çıkaramazsın...

                    NAZIM HİKMET
                    Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                    Yorum

                    • yagmur
                      Kıdemli
                      • 29 Nisan 2008
                      • 4717

                      #11
                      DOSTLUK

                      Biz haber etmeden haberimizi alırsın,
                      yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.

                      Gözümüzün dilinden anlar,
                      elimizin sırrını bilirsin.

                      Namuslu bir kitap gibi güler,
                      alnımızın terini silersin.

                      O gider, bu gider, şu gider,
                      dostluk, sen yanı başımızda kalırsın


                      NAZIM HİKMET
                      Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                      Yorum

                      • yagmur
                        Kıdemli
                        • 29 Nisan 2008
                        • 4717

                        #12
                        Veda

                        Hoşça kalın
                        dostlarım benim
                        hoşça kalın!
                        Sizi canımda
                        canımın içinde,
                        kavgamı kafamda götürüyorum.
                        Hoşça kalın
                        dostlarım benim
                        hoşça kalın...
                        Resimlerdeki kuşlar gibi
                        dizilip üstüne kumsalın,
                        mendil sallamayın bana.
                        İstemez...
                        Ben dostların gözünde kendimi
                        boylu boyumca görüyorum...

                        A dostlar
                        a kavga dostu
                        iş kardeşi
                        a yoldaşlar a..!!.
                        Tek hecesiz elveda..

                        Geceler sürecek kapımın sürgüsünü,
                        pencerelerde yıllar örecek örgüsünü.
                        Ve ben bir kavga şarkısı gibi haykıracağım
                        mapusane türküsünü.

                        Yine görüşürüz
                        dostlarım benim
                        yine görüşürüz...
                        Beraber güneşe güler,
                        beraber dövüşürüz...

                        A dostlar
                        a kavga dostu
                        iş kardeşi
                        a yoldaşlar a..!!.
                        ELVEDA..!!.......


                        Nazım Hikmet Ran
                        Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                        Yorum

                        • yagmur
                          Kıdemli
                          • 29 Nisan 2008
                          • 4717

                          #13
                          Vasiyet

                          Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
                          ölürsem kurtuluştan önce yani,
                          alıp götürün
                          Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni.

                          Hasan beyin vurdurduğu
                          ırgat Osman yatsın bir yanımda
                          ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
                          kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.

                          Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
                          seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
                          tarlalar orta malı, kanallarda su,
                          ne kuraklık, ne candarma korkusu.

                          Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
                          toprağın altında yatar upuzun,
                          çürür kara dallar gibi ölüler,
                          toprağın altında sağır, kör, dilsiz.

                          Ama bu türküleri söylemişim ben
                          daha onlar düzülmeden,
                          duymuşum yanık benzin kokusunu
                          traktörlerin resmi bile çizilmeden.

                          Benim sessiz komşulara gelince,
                          şehit Ayşe'yle ırgat Osman
                          çektiler büyük hasreti sağlıklarında
                          belki de farkında bile olmadan.

                          Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
                          - öyle gibi de görünüyor -
                          Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
                          ve de uyarına gelirse,
                          tepemde bir de çınar olursa
                          taş maş da istemez hani...



                          Nazım Hikmet Ran
                          Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                          Yorum

                          • yagmur
                            Kıdemli
                            • 29 Nisan 2008
                            • 4717

                            #14
                            Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                            Yorum

                            • yagmur
                              Kıdemli
                              • 29 Nisan 2008
                              • 4717

                              #15
                              Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

                              Yorum

                              Working...
                              X

                              Debug Information