Nurullah Genç

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • şirincan
    Yeni üye
    • 11 Mart 2007
    • 38

    #1

    Nurullah Genç

    Nurullah Genç'in Hayatı (1960 - )

    --------------------------------------------------------------------------

    9 Eylül 1960 yılında Erzurum' un Horasan İlçesinde doğdu. 1983 Yılında Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitede Yüksek Lisansını tamamladı. Yine aynı üniversiteden Doktor, Doçent ve Profesör ünvanını aldı.

    Eserleri: İntizar, Yağmur, Rüveyda, Aşk Ölümcül Bir Hülyadır, Gül Ve Ben, Hüznün Lalesidir Dünya, Sensiz Kalan Bu Şehri Yakmayı Çok İstedim, Yürüyelim Seninle İstanbul'da, Müpteladır Gemiler Benim Denizlerime



    Yağmur / Nurullah Genç

    Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat

    Yıllardır bozu bulanık suları yudumladım
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

    Hasretin alev alev içime bir an düştü
    Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

    İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
    Evlerin arasına dikilir yesil bayrak
    Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

    Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
    Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim

    Yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü
    Düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü
    Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
    Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü

    Bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
    Yayılır o en büyük mustu, pazartesinden
    Beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
    Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
    Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim

    Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
    Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

    Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan
    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
    Paramparça, ateşler sahinin hayalleri

    Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
    O mücella çehreni izleseydim ebedi
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

    Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
    Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini
    İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü
    Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
    Tablosunu yapardim yıkılan her kulenin
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
    Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
    Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
    On asırlık ocağın savururdum külünü

    Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

    Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
    Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
    Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
    Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

    Badiye yaylasında koklasaydım izini
    Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
    Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
    Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
    Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü

    Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
    Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
    Erdemin, bereketin doldurur haneleri
    Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

    Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

    Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
    İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
    Güvenilen dağlara kar yağdi birer birer
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

    Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
    Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
    Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

    Madeni arzuların ardında seyre daldım
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydim

    Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
    Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
    Hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü

    Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
    Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
    Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
    Sesini duymayanlar girdabında boğulur
    Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
    Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

    Saatlerin ardında hep kendimi aradim
    Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

    Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
    Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
    Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
    Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

    Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
    Mekanın fırçasında solmayan resim senin

    Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
    Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

    Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
    Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

    Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın
    İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
    Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
    Nazarın ok misali karanlıkları deler
    Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
    Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

    Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

    Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
    Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
    Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

    Nefsinle yeniden çizilecek desenler
    Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
    Anneler çocuklara hep seni içirecek
    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
    Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

    Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü
    Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
    Şarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
    Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım
    Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
    :) "Güzel gören, güzel düşünür;güzel düşünen hayatından lezzet alır.":)
  • şirincan
    Yeni üye
    • 11 Mart 2007
    • 38

    #2
    Rüveyda

    ………………..

    adını söylemek istemiyorum

    her hecesi amansız bir kor dudaklarımda

    her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım

    zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım

    adını söylemek istemiyorum

    Rüveyda dediğim zaman

    anla ki, senin için yürüyor kelimeler

    çığlığımın atardamarlarından

    ………………………………………




    uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair

    yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda

    oysa Rüveyda

    baştan başa ben

    kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim







    kitaplara sürdüğüm kapkara lekelerden

    bir anlatsam nasıl utandığımı

    bir doğrulsam eğrildiğim yerden

    ağarır tanyeri nilüferlerin

    alaca bir at koşar içimde

    ezer toynaklarıyla anılarımı



    sular köpürmemeliydi Rüveyda

    kırılmamalıydı ıslak dalları hasret selvilerinin

    ben zehire alışkınım, şerbete değil

    rüyalar nefret eder avare duruşumdan

    kabuslar çekerek ancak derdimi yeryüzünde

    sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber

    ben her gece bir mehdi türküsüyle çilekeş

    yargılamak için zeval kayıtlarını

    inkilap bekliyorum



    ………………………………………………….



    nurullah genç
    :) "Güzel gören, güzel düşünür;güzel düşünen hayatından lezzet alır.":)

    Yorum

    • şirincan
      Yeni üye
      • 11 Mart 2007
      • 38

      #3
      Gözlerine Yazilmamiş Bir Destan

      GÖZLERİNE YAZILMAMIŞ BİR DESTAN



      bu şiirde iki göz var

      biri senin; biri onun

      Senin o karanlık, küf kokulu

      matem gözlerini terkediyorum



      biliyorum; saçlarının sarısı

      gözlerinin yeşiline karışmış

      biliyorum; sana benzemek için

      melikeler birbiriyle yarışmış

      fosforlu ve derin bakışlarına

      çağlar boyu nice destanlar yazılmış

      oysa ben görülmedik bir lale yaprağına

      gökleri kıskandıran bir destan yazıyorum

      gözlerin değişip kaplasın karanlığı

      bütün ufukları sarsın gözlerin

      gene de hep bende kalsın gözlerin



      l

      kapama gözlerini; karanlıktan korkarım

      atlılar kaybeder yolunu, hasretimin

      posta güvercinleri geri dönmez ülkeme

      yaslı dereler gibi mutsuzluğa akarım

      kapama gözlerini; karanlıktan korkarım



      ll

      ateşten ve köpükten sıyırıp ellerimi

      mekanımı gülistan eyleyendir gözlerin

      isyanıyla ihtiras ve gerilim yaşayan

      Kabil’in ruhunu kan eyleyendir gözlerin

      vuslat aşkını Leyla düşürmedi çöllere

      arzı Mecnun’a hicran eyleyendir gözlerin

      gözlerinde başladı tarihin macerası

      Adem’i Havva’ya ram eyleyendir gözlerin

      Kerem dağlar ardında aradı gözlerini

      Kamber’i bile viran eyleyendir gözlerin

      Ferhat dağları deldi yolunu bulmak için

      sevmeyenleri giryan eyleyendir gözlerin

      suların emzirdiği muamma bir çocuğu

      yedi iklime hakan eyleyendir gözlerin



      lll

      gözlerin göklerinde

      her yüzyılın başında

      birer akkor olmuş gözlerin

      çekip çıkarsam da mısralarımı

      ben yalnız gözlerinin şairiyim aslında



      hangi rüzgara verdiysem aşkımı

      beni alıp yangınlara götürdü

      muştu beklediğim bütün yelkenlilerden

      ateş düştü içime



      lV

      yüreğimden fışkıran bir “ah” mıdır gözlerin

      beni benden koparan “eyvah” mıdır gözlerin

      Bu gözler, o aydınlık o güzel gözler değil

      yoksa yalancı mıdır, günah mıdır gözlerin

      ses midir, aynalarda çarpan kulaklarıma

      kürdili hicazkar mı, segah mıdır gözlerin

      Arif Bey’i Itri’yi ömür boyu inleten

      nihavend mi, sultan-ı yegah mıdır gözlerin

      kubbesinde yitirdim zaman duygularımı

      akşam mıdır, gece midir, sabah mıdır gözlerin

      ruhumu baştan başa acılarla dokuyan

      beynimi kurşunlayan silah mıdır gözlerin

      her köşede zifiri bir silüet bırakan

      gönül memleketimde seyyah mıdır gözlerin

      renkler avare; sitem başıboş kuytularda

      mavi midir, yeşil mi, siyah mıdır gözlerin

      yoksa yalancı mıdır, günah mıdır gözlerin



      V

      nihan kıldı gözlerin bana kapılarını

      oysa ben gözlerinden girerdim yüreğine

      her bakışın bir damla ab-ı zindegan idi

      hicranlı her gülüşün bin yıllık figan idi

      içime, soluşundan sonra koyu renklerin

      birer şirpençe gibi düştü gözbebeklerin

      feryadıma gök bile bigane değil şimdi

      söyle, kurtuluşun mu, harabın mı gözlerin

      gözlerinde mi mehtab; mehtabın mı gözlerin



      Vl

      çağlayanlar bile hararetlidir

      buğday başağının açlığıdır ufuklar

      siperleri aşıklar mı doldurmalıydı

      zalimler mi

      neden böyle hıçkırıklı, umutlar



      Vll

      beni hangi urganla bağladın gözlerine

      beni hangi ırmağa karıştırdın yeniden

      senden kopamıyorum gözlerin var oldukça

      sensiz yapamıyorum yüzün bahar oldukça

      gözlerine baktıkça duruluyor yüreğim

      ölse de, gözlerinden soruluyor yüreğim

      indirme kirpiğini; tutuşmasın kainat

      nazar kıl; ferahlasın; kavruluyor yüreğim

      sensiz küle dönerek savruluyor yüreğim



      Vlll

      diyorlar ki ağla

      ağla ki dumanı dağılsın yolların

      ağlamayı denizlere bıraktım





      yalnız gözlerindir hayatta kalan

      uğruna adandığım

      mahşeri sularla çevirip dört yanından

      gönlümde sakladığım

      aynalarda arayıp bulamazken günboyu

      gölgesinde konakladığım

      gözlerindir ufkumda dalgalanan



      Rüstem’in kanını döktüm yerlere

      İstanbul’u kuşattım gözlerin için

      Azrail’e koştum siperlerimden

      gözlerine baka baka dirildim

      niçin kızıl kıyamettir gözlerin bu gün

      niçin heyelan var eteklerinde

      İsrafil’den işaret mi almışsın

      yanaklarında mahşer kalıntısı

      dudaklarında mizan

      bütün gamlı hüdhüdler Belkıs’le döner sana

      yıldızlar vuslat için her gece iner sana

      rengini, gözlerinde kaybolan bilir



      lX

      gözlerin uğrak yeridir bestekarların

      şairler hüzne dalar yeşil okyanusunda

      eşiğinde ölümsüz dilenciler

      gözlerin gecenin intiharıdır



      sen gözlerine mahkumsun; gözlerin bana

      ben şiir yazmasam, kim tanır gözlerini

      geçerken yalnızlık sokağından

      hangi demirci indirir parmağına çekici

      hangi berber yanağını keser müşterisinin

      gözlerine bakmasam, doğar mı güneş



      X

      gözlerin boşluğa akan bir ırmak değil

      gözlerin sadece ölmek, yaşamak değil

      gözlerin tükeniş doruklarında

      bulunmayanları aramak değil

      gözlerine aşina olduğum günden beri

      ben artık her gece sesleniyorum

      düşe kalka

      yorgun argın

      derbeder

      yapayalnız

      duruyorum; yanlış anlaşılıyor

      her hücremde bir inkılab

      her gönlümde bir mahitab

      evim harab; ömrüm harab

      ne ay kaldı, ne de mehtab

      gök bulanık; ufuk silik

      gene de mağrur ve dimdik

      yürüyorum; mezarım oluyorsun ansızın



      Xl

      bu son şiir, o küflü gözlerine yazılan

      bu son mezar kalbimde hicranla kazılan

      senin gamsız gözlerin kahkahalar atarken

      benim gözlerim viran; ağlamaya değer mi

      her cilven bir ıstırab; her nazın kapkaranlık

      yorgun kuraklığında ıslanmaya değer mi

      hiç güzel olur muydun gözlerin olmasaydı

      ateşlere girmeye ve yanmaya değer mi

      bir kevser ırmağında serinlemek dururken

      sellerine karışıp bulanmaya değer mi

      aydınlığın gözleri çağırıyor kalbimi

      zehir bakışlarınla boyanmaya değer mi

      gözlerine bir ömür dayanmaya değer mi


      Gözler için yazılmış bundan daha güzel bir şiir var mı acaba!
      :) "Güzel gören, güzel düşünür;güzel düşünen hayatından lezzet alır.":)

      Yorum

      • şirincan
        Yeni üye
        • 11 Mart 2007
        • 38

        #4
        Siyah Gözlerine Beni De Götür

        SİYAH GÖZLERİNE BENİ DE GÖTÜR



        Daha dokunmadan kurudu irem

        çöllere bir türlü yağamıyorum

        yeni bir koşunun başlangıcında

        biraz deprem sonrası

        biraz şehir hülyası

        bir kalp yangınından geriye kalan

        siyah gözlerine beni de götür

        artık bu yerlere sığamıyorum.



        Pembe uçurtmalar yolladığından beri

        sarardı tiryaki menekşeleri

        sonbaharın tozlu kafeslerinde

        sevgi turnaları yakalıyorum

        turnalar gidiyor;ben kalıyorum

        avareyim,asudeyim,yorgunum

        bilmiyorum neden sana vurgunum

        Erzurum garında banklar üstünde

        uyku tutmuyor karanlıkları

        yitik düşlerimi kovalıyorum

        gölgeler gidiyor;ben kalıyorum.



        Binbir türlü kokuyorsa yaylalar

        siyah gözlerine beni de götür

        baharın koynundan koparıp sana

        ipek bir mendile sardığım yüreğimle

        şehzade gülleri gönderiyorum

        umutlar kalıyor;ben gidiyorum.



        Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini

        kaptanları sorgulayan

        yanından geçen küheylanların

        korku tufanına yakalandığı

        siyah gözlerine beni de götür

        güneş ülkesinden gelen yiğitler

        benzeri olmayan bir dünya kursun

        cellat,ayrılığın boynunu vursun.



        Usul usul intizarı çürüten

        bu hercai diken,bu çılgın arzu

        sürüklüyor imkansız muştuların

        eşiğine gönül vadilerini

        bir ağaçtan düşen yapraklar gibi

        düşüyorum tanyerine

        ya topla yaralı kırlangıçları

        ya da bu vefasız şarkıyı bitir

        özgürlüğe giden tutsaklar gibi

        siyah gözlerine beni de götür.

        Nurullah Genç
        :) "Güzel gören, güzel düşünür;güzel düşünen hayatından lezzet alır.":)

        Yorum

        Working...
        X

        Debug Information