Aydın Öztürk

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • ali şahin
    Katılımcı
    • 12 Mart 2007
    • 85

    #1

    Aydın Öztürk

    Biyografi


    Aydın Öztürk 1955 Tunceli (Dersim) doğumlu. Pertek’in Sağman Dersim(Yeni adıyla Ardıç) köyünden. Yaşamının ilk 10 yılı burada geçti. İlkokulun ilk 3 yılını köyde okudu.

    Ekonomik nedenlerden kaynaklanan zorunlu göçler sebebiyle ailesiyle birlikte Elazığ’a

    yerleştiler.Fatih Mehmet İlkokulu’dan sonra Devrim Ortaokulu’nu bitirdi.Elazığ Atatürk

    Lisesi’nden Mezun oldu. 1973-1974 döneminde Erzurum Atatürk Üniversitesi İşletme

    Fakültesi’ne girdi.Son sınıfa kadar okudu.Dönemin siyasal atmosferi nedeniyle,birçok

    arkadaşıyla birlikte 9 Eylül Ünüversitesi’ne geçişleri sağlandı.Ancak araya 12 Eylül süreci girdi ve okuldan atıldı.Politik nedenlerle yaklaşık 6 yıl İstanbul Selimiye,Alemdağ,Sultan-

    ahmet,Elazığ ve Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri Tutukevlerinde kaldı. Nisan 88 de Ergani

    Cezaevinden tahliye oldu.




    Aslında Müzik ve Yazma serüveni çok eskilere dayanıyor olmasına rağmen,üretimlerinin

    okurları ve dinleyenleriyle buluşması bu süreçten sonrasını kapsar.




    Cezaevinde çıktıktan sonra İstanbul’a yerleşti. Arkadaşlarının yanında sekreterlikten muhasebeciliğe kadar birçok işte çalıştı. 1994 ten sonra İstanbul’da yayın yapan Radyo Umut’ta (94.3) Programcılık ve Yayın Yönetmenliği yaptı.




    Bu süreçten sonra ve halen İber Müzik’te Sanat Danışmanlığı görevini sürdürmektedir.




    Kitaplarını adlarına gelince:Yanardağ Sıcağında (şiir), Bilirim Dayanır Yürek (roman),

    Bir Sevgi Kırılmasıydı (şiir), Ağıtlara Yazıldı Zaman (şiir), Yıkık Duvarlar Gibi Kaldı

    Gözlerim (şiir), Anımsamanın Zaferi /Cumartesi Anneleri (şiir), Ezberletilmiş Yalnızlıklar/Derin Nehirler Gibi (denemeler ), Ölülerle Hatıra Fotoğrafı (şiir), Yağmur Yürekli Mektuplar (denemeler),Yürek Sapağı (lirik metinler), Yağmur Yüreklim (şiir),

    Afşar Timuçin’le Düşünceye Yolculuk (ortak kitap-radyo söyleşileri), Şehriban (şiir),

    Saklı Sevdiğim (şiir), Açılmamış Bir Mektuptu Zaman (şiir), Ne Çok Vedalaştık (şiir)




    Albümleri: Cumartesi Anneleri/Yıkık Duvarlar Gibi Kaldı Gözlerim(Devsan Müzik-şiir albümü), Çabuk Unutuyoruz, Sızı, Haydi Topla Yüreğini, Tutku Ya da Aşk.,Aydın Öztürk Bestelerini Söylediler. Bu 5 albüm de İber Müzik’ten çıktı.

    Aydın Öztürk albümlerinin en belirgin özelliği söz ve müziklerin tümü kendisine ait. Kendi

    eserlerini yorumluyor. Bu bestelerin formu sorulduğunda: ‘Kentli insanların öykülerini ,yine

    bu insanların müzikal beğenileriyle kaynaştırıyorum. Bestelerime Kent Türküleri diyebilirim’




    Aydın Öztürk’ü başarılı eserlere attığı imzasıyla tanıyoruz:Onur Akın’ın bestelediği Yağmur Yüreklim ve Geceyi Sana Yazdım çok sevildi.Sözler Aydın Öztürk İmzası taşıyor. Yine söz ve müzikleri kendisine ait olan kendisinin de seslendirdiği ve Yavuz Bingöl’le zirveye çıkanYara Sağalır, Zifir Saçlarını Savur İçimde, Sele Verseydim milyonların dilinde. Edip Akbayram’la çok sevilen Yalan Oldu, Kıvırcık Ali’de Sen Kalbimin Direğisin, Canan Başkaya’da Gül Ek Yüreğine, Grup Çığ’da Aybükem… ilk akla gelenler.




    Aydın Öztürk’ün bestelenmiş şiirleri,sözleri ve ya kendisine ait söz,müziklerin sayısı

    150 yi geçiyor.
  • ali şahin
    Katılımcı
    • 12 Mart 2007
    • 85

    #2
    Bir Sevgi Kırılmasıydı

    Bir Sevgi Kırılmasıydı

    Her adımda pul pul çözülen
    paslı kapıların gıcırtılarıyla geçiyorum
    ardımsıra yıkıntılar sürüyerek sokakları
    solugumda duman acısı, vantuzlar, avcı fakları
    çekiliyor damarlarım, ellerim soguyor, gözlerim aklarda
    görüp göreceğim son yağmur sağanağı mı
    yüzümdeki bu ıslak serinlik
    boğuluyorum yalanların emzirdiği cam fanuslarda
    korkarım ki kimselerde görmeyecek
    asfaltlara yıkılıp kalışımı
    bir bağırabilsem, çırpınmasam
    kıyıya atılmış balıklar gibi
    dönsem derin sularıma
    dönsem diyorum
    dört bir yandan çoğalıp yüzüme çarpıyor
    duvarlardan yıllar önce silinmis sloganlar
    bedeni kurşunlarla doldurulmuş
    bir ölü doğruluyor kıyısında anıların
    incinmiş bakıyor
    mendereklerde dalgalarca kırılışıma
    gök gürlemeleri düşüyor aramiza
    sabahi ikiye biçiyor sesi
    postal seslerinin yankılandığı gecelerde
    birlikte yazmadık mı diyor
    silinmiş bütün sloganları göstererek
    beni vurmuşlardı
    ardından kurşunlarla sense firari
    duvarlar kanıyor
    kanıyor yapraksız dalları ağaçların
    gökyüzü kanıyor, bulutlar, kuşlar
    billurdan kırmızıya dönüyor yağmur
    rüzgar kanıyor
    vivaldi kemanlarını silerek sokaklardan
    kan, kanıyor
    dağılıyor
    soluğumda duman acısı
    vantuzlar
    avcı fakları
    ey umut
    utandırma beni
    serme yorgun dalgalar gibi
    keskin çakıl taşlarına sendeleyişimi
    bir sevgi kırılmasıydı
    bir boran
    izlerimi silen tipi
    üzülmüşlüğümle gözgözeyken
    bakma öyle
    yanaklarımda acıyor
    gözlerinin sıcak izi
    ey umut
    utandırma beni
    yüzümü gölgeler gömerek kaçmadım
    utançlar çizilmedi ömrüme
    hep bir sarmaşıktım insan uçurumlarında
    tuzla sulanan toprakta
    yeşeren inat
    yılgısına çekerken
    durgun sularda soldurmadım şıvgınlarımı
    hep bir patlayışın ardından
    zifir geceye atılan kıvılcımdım
    sesimden önce
    bir sevgi kırılmasıydı
    bir boran
    izlerimi silen tipi
    üzülmüşlüğümle gözgözeyken
    bakma öyle
    yanaklarımda acıyor
    gözlerinin sıcak izi
    ey umut
    utandırma beni
    kuralsız bir sevgi
    umudumu dayoracaksa eger
    bir çift kumrunun sarılışını
    bağrıma bastırır gibi
    ayrılıkta yakışır bana
    yaralı ceylan ürkekliğiyle ovada
    isyanlarımı saklayıp
    kırarcasına dişlerimin sızısına
    dağların yolunu tutmakta
    kuralsız bir sevgi
    umudumu da yoracaksa eger
    bir çift kumrunun sarılışını
    bağrıma bastırır gibi
    bir kavgada
    ayrılıkta yakışır bana.

    Aydın Öztürk

    Yorum

    • ali şahin
      Katılımcı
      • 12 Mart 2007
      • 85

      #3
      Nasıl İsterdim

      Nasıl İsterdim

      Nasıl isterdim
      hafif bir ruzgarla
      sızlarken sokakları
      yagmur altındayken
      sislerle silinmişken uzak ışıkları
      nergislerden süzülüp gelen
      yankısız iççekişlerimi
      bu kente anlatabilmeyi
      böyle yağmalanmış
      böyle gülümsemesiz
      böyle korunaksız
      kalışını yüreğimin
      bir gizini daha aralamıştım insanın
      saklısında kımıldayan yanını
      insanin insana ettiğiydi tarih
      oydu en kıyıcısı
      oydu güllerce kokan
      bir güneş gibi ısıtan içimizi
      koyup giden
      ardında ağlamaklı yaralar açıp
      oydu duvarları delip kucaklayan bizi
      bilirdim
      ne çok sıcaklık dokunaksız kalmıştı
      ne çok çığlık yankısız
      eriyip binlerce sese bölünerek
      bir ben incinince mi
      sırtımı dönüp yaşama
      alıp başımı gidecektim
      bağrıma basıp bu sevdayı ağıtlar gibi
      başka ilkilimlere yatırmak menzilimi diyorum
      hükmü sabaha varmıyor içimden geçenlerin
      incelip kırılıyorum en dokunaklı yerimden
      yoruluyor kanatlarım daha ilk şafakta
      soluksuz düşüyorum
      bir taş atımı uzaklıklara
      bir azeri ezgide
      ellerin çizerek havayı zarifliğince
      parmak uçlarında kayıp geçiyorsun
      ıslak gözbebeklerime basarak beyazlar içinde
      zılgıtların uzuyor yankılarda ufuklar boyu
      al bir mendil sallıyorsun bükülüp kıvrılarak
      halaybaşısın omuzbaşımda
      yüzinde ekmeğini sınırsız bölüşmenin
      o rahatlatan, bulaşkan güzelliği
      söyle nasıl çekip giderim
      yalnız kollarımla değil
      gözlerimle de
      sesimle de kucakladım seni
      yürek bu
      ne etsen faydasız
      o hep eşkiyandır kuşatmalı dağlarda
      duysan da bir kayalıkta vurulduğunu
      aysız gecelerin birinde
      kaldığını subaşlarında
      fitilsiz yaralarca kanadığını
      umarını rüzgarlara yazdırıp
      gövdenle can taşıdığındır
      yüzünü döndüğündür
      günebakan sarılığınca
      insansın
      anla işte
      bir mum alevi de olsan
      boyunca eksilirken
      çoğalmak değil midir yandığın

      Aydın Öztürk

      Yorum

      • ali şahin
        Katılımcı
        • 12 Mart 2007
        • 85

        #4
        Çığlıklar Bileklerimi Kesmezdi

        Çığlıklar Bileklerimi Kesmezdi

        Yılları düşünmezdim önceleri
        dönüp duran mevsimleri.
        koşmak bilyeli kaydırağımın sırtında,
        simsiyah asfaltta kayan mağrur çocukluğumdu.
        yaprakların sarısı hüzündü belki,
        ayaklarımın altında incinen.
        sarının titrek sesine,
        sokulup sarılmazdım önceleri.
        çiçeklere üzülmezdim, solacaklarına.
        avuçlarımı yakmazdı kopardığım sümbüller.
        şubatta günün,
        saçaklarda kılıç gibi sarkan buzunu,
        gecelerime yakıştırmazdım, uykularıma.
        nar gibi köpüren sobanın kollarında,
        daha duymamıştım,
        bir insan yenilgisi olduğunu soğuğun.
        eskiden içim üşümezdi ağustosta
        misafirlige giderdi ölenler, beklerdim.
        herşey inandığım bir gülüş kadar sıcaktı.
        güneş kızgıın kızgın eşinirken önceleri,
        damarlarıma kutuplar yürümezdi.
        çığlıklar bileklerimi kesmezdi,
        kanımla yazmazdım duvarlara veda mektubumu
        eskiden sadece leylekler göçerdi, turnalar.
        içim katarların geçişini beklemezdi göklerde
        içim kuşlara karışıp gitmezdi.
        limanlar yaşlanmazdı gidenlerin ardından.
        yollar uçurumlardan düşmezdi.
        önceleri, unutmak ölmekten daha uzak değildi.
        önceleri, kararan bir kent akşamına
        sokak lambaları gibi serpilmezdim.
        yalnız kalmazdım sokak lambaları gibi.
        sesime tellerin feryadı göçmemişti daha,
        önceleri çocuktum.

        Aydın Öztürk

        Yorum

        Working...
        X

        Debug Information