Faruk Nafiz Çamlıbel

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • yagmur
    Kıdemli
    • 29 Nisan 2008
    • 4717

    #1

    Faruk Nafiz Çamlıbel

    Çanakkale

    Övün, ey Çanakkale, cihan durdukça övün!
    Ömründe göstermedin bin düşmana bir düğün.
    Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün,
    Başına yüz milletin üşüştüğü yersin!

    Sen savaşa girince mızrakla, okla, yayla,
    Karşına çıktı düşman çelikten bir alayla.
    Sen topun donanmayla, tüfeğin bataryayla,
    Neferin ordularla boy ölçüştüğü yersin!

    Nice tüysüz yiğitler yılmadı cenk devinden,
    Koştu senin koynuna çıkar çıkmaz evinden,
    Sen onların açtığı bayrağın alevinden,
    Kaç bayrağın tutuşup yere düştüğü yersin!

    Bir destana benziyor senin bugünkü halin,
    Okurken duyuyorum sesini ihtilalin.
    Övün, ey Çanakkale ki, Sen Mustafa Kemal’in
    Yüz milletle yüz yüze ilk görüştüğü yersin!

    Faruk Nafiz Çamlıbel

    18 Mart Çanakkale Şehitleri'ni Anma Gününde ;

    Dönmeyi Düşünmeden Ölüme Giden Yüzbinlerce Şehidimizi Saygıyla Anıyoruz...
    Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.
  • yagmur
    Kıdemli
    • 29 Nisan 2008
    • 4717

    #2
    Gençlik
    Anlattı erenler: Bir bahar değil,
    Aşıkın ömründe bin bahar varmış.
    Hicranla ağaran bu saçlar değil,
    Savgisiz kalan kalp ihtiyarlarmış...

    Sorardım sırrını hiç düşünmeden:
    'Bu fani gönlümün sevinci neden? '
    Beni günden güne meğer genç eden
    Daima değişen maceralarmış!

    Gönlümde kovalar eskiden beri
    Sarışın kumralı,kumral esmeri.
    Dolmadan boşalmaz birinin yeri.
    Gönlümde,anladım,her dem baharmış.

    . Faruk Nafiz Çamlıbel
    Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

    Yorum

    • yagmur
      Kıdemli
      • 29 Nisan 2008
      • 4717

      #3

      Han Duvarları

      Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı
      Bir dakika araba yerinde durakladı.
      Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
      Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
      Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya,
      Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya
      İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık
      Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
      Gök sarı,toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
      Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,
      Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
      Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...
      Ellerim takılırken rüzgarların saçına
      Asıldı arabamız bir dağın yamacına,
      Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
      Yalnız arabacının dudağında bir ıslık
      Bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar.
      Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
      Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
      Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu.
      Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince,
      Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
      Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi
      Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi
      Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine
      hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine.
      Ne civarda bir koy var, ne bir evin hayali
      Sonun ademdir diyor insana yolun hali,
      Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan
      Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
      Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
      Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
      Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
      Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine,
      Bir sarsıntı... uyandım uzun suren uykudan;
      Geçiyordu araba yola benzer bir sudan
      Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
      Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu;
      Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
      Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
      Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri..
      Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

      Yorum

      • yagmur
        Kıdemli
        • 29 Nisan 2008
        • 4717

        #4

        ÇOBAN ÇEŞMESİ
        Derinden derine ırmaklar ağlar,
        Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
        Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,
        Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.

        "Göynünü Şirin'in aşkı sarınca
        Yol almış hayatın ufuklarınca,
        O hızla dağları Ferhat yarınca
        Başlamış akmağa çoban çeşmesi..."

        O zaman başından aşkındı derdi,
        Mermeri oyardı, taşı delerdi.
        Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
        Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.

        Vefasız Aslı'ya yol gösteren bu,
        Kerem'in sazına cevap veren bu,
        Kuruyan gözlere yaş gönderen bu...
        Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.

        Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,
        Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
        Ateşten kızaran bir gül arar da,
        Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,

        Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
        Tarihe karıştı eski sevdalar.
        Beyhude seslenir, beyhude çağlar,
        Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi...

        Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.

        Yorum

        Working...
        X

        Debug Information