hasretinden yoruldum varlıgını bileyim

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • naz
    Aktif
    • 17 Ağustos 2008
    • 373

    #1

    hasretinden yoruldum varlıgını bileyim


    Bir kez gelde gül yüzünü göreyim
    Dikil karşımda bakışında demleneyim
    Bahtım senin olsun muradıma ereyim
    Hasretinden yoruldum varlığını bileyim

    Gülümseyerek bir görünüver gözüme
    Bakışların yaksın beni can gelsin özüme
    Tercüman ol aşkı muhabbette sözüme
    Hasretinden yoruldum varlığını bileyim

    Gülümseyerek bir görünüver gözüme
    Bakışların yaksın beni can gelsin özüme
    Tercüman ol aşkı muhabbette sözüme
    Hasretinden yoruldum varlığını bileyim

    Düşlerden usandım dualarım gerçek olsun
    Benliğim her haliyle seni canda bulsun
    Ver yüreğini ebediyen bende kalsın
    Hasretinden yoruldum varlığını bileyim

    Adım adım dolaşalım seninle her sokakta
    Yokluğunda yüzüm hergün biraz daha solmakta
    Gülüm bak bu günde akşam olmakta
    Hasretinden yoruldum varlığını bileyim

    Umudu dağıtsın her yere selamım
    Mutluluğu anlatsın herkese kelamım
    Seni merak olmasın bu defa meramım
    Hasretinden yoruldum varlığını bileyim

    Gel ki gönül bahçemde gülüm açtı diyeyim
    Bu ömür sana amade başkasını nasıl seveyim
    Yarınlarımda sen ol ayrılık nedir bilmeyeyim
    Hasretinden yoruldum varlığını bileyim

    Gönlümde bahar olsun artık her mevsim
    Göçüp gitmeyim Dünya'dan almadan hevesim
    Şükür ile çağlasın hayra yönelsin nefesim
    Hasretinden yoruldum varlığını bileyim

    Damla damla tadayım yüreğimde seni
    Doyumsuz güzelliğin alıp gitsin benden beni
    Kolların sarsın artık seni bekleyen şu bedeni
    Hasretinden yoruldum varlığını bileyim
    Recep Karacığa



    Şimdi bizim bura hazanda
    Dağları toros dağları
    Yeşil zamanından daha yüce duruyor sanki
    Eteklerinde ormanlar
    Ormanlarla bitişmiş
    Derin vadiler halinde bahçeler
    Meşeler sarardı çoktan
    Kirazlar yapraklarını boyadı açık sarıya
    Elma dalında kızardı kız







    yanakları gibi
    Yeşil bozkıra döndü.


    Kar'ın eli kulağında ha düştü da düşecek
    Sobalar kuruluyor ihtiyar hanelerde.
    Gitti yazlıkçılar çoktan.
    Belki de döndüklerinde kimilerimiz olmayacak
    Gidenlerden kimileri koltukta oturarak gelmeyecek.
    Güneş çaldırdı zamanın çoğunu geceye
    Ay gecede bir hovarda gibi şavkıyor pencerelerimize
    Yıldızlar kalabalıklar içinde yalnızlığı oynuyorlar eşkıyalar gibi
    Göçmen kuşlar gitti güneye
    Serçeler kaldılar burada bizimle
    Dağ keçileri aştı çukur ovadan yana
    Ben mahzun bir duygu içerisinde
    Varlığın sürdürmeye çalışan yaşlı bir partizan
    Sanki güz düştü içime.
    Mezar yolları çoğalıyor nedense
    Mevsimler bir birine devrederken zamanı.
    Dün Mehmet ağabey de hakka yürüdü.
    Altunsuların efendis
    O her zamanki haliyle gülerek
    Kalabalık bir cenaze töreniyle defnettik toprağa.
    Yâd ettik daha toprağa inmeden arkadaşlarla
    Düşlerimizdeki anılar defterindeki hatıraları yoklayarak.
    Ağıtlar yakıldı ardında
    Zamansız göçmüşlüğüne
    O gitti biz kaldık
    Yeniden yaşama daldık arsız bir inatla
    Bağ bozumu zamanını yaşamımıza ekleyerk.
    Pekmez ocaklarından yayılan pekmez kokusu
    Sarıyor soluduğumuz havayı
    Kışlıklar hazırlanıyor kilerler doldu.
    Torosta saçaklandı bulutlar
    Kış dalacak davet siz bir misafir gibi
    Yaşadığımız coğrafyayı.
    Dışarıyı esir aldığı gibi
    Kapımız camımızı zorlayacak
    Dallarına binecek ağaçların lapa lapa yağan karlar.
    Biz bir peri masalı anlatır gibi çoğuşacağız ocak başlarına.
    Dudaklarımızda mırıltılar yanık türkülere dair
    Gözlerimiz arayacak epeyi bir zaman
    Dost gönüllü dünyadan göçmüşleri.
    Ve ben yine zümrüdü Anka gibi külümden doğacağım
    Sefere çıkmak için Kaf dağının ardına
    Uyandığımda her sabah.
    Devlerin nöbet tutuğubir saraydadır belkide
    O sevdiğim kız
    Nafile gidilecek çareye derman orada çünkü
    Yaşam evirilecek
    Günler aylara aylar yıllara
    Devrilecek.
    Zaman oluğundan akacak ömrümüz.
    Baharı gitti
    Yaz bitti.
    Ömürümüz hazan mevsiminde şimdi.
    Bir azıcık kışatan umutlu
    Pahal ömrümüz.
    İşte böyle naz benim düşündüklerim
    Düşündükçe eşindiklerim.
    Yoruldum
    Sana yazarken dinleniyorum satır başlarında.
    Ah bir de seyrede bilsem yazarken
    Senin gözlerini.
    Kır güvercini gibi duruşunu
    Birde alıversem selamını başım gözüm üstüne.
    O zaman daha şahbaz yazarım sana.
    Mahmutun Meryem yazdığından güzelini yazarım
    Mısralara
    Aşka dair anlatımları
    Naz
    Beni anlaya bilsen biraz.
    Bazen göçer gider buralarda düşlerim
    Emri vaki bir tavırla
    Geri gelmez yollara çıkar
    Denizler aşırı diyarlara.
    Dağların ardına.
    Bazen dövüşür Irakta Bakuba banliyölerinde
    Hayâsız Amerikan işgalci askerlerine karşı
    Ümmi-Gülsümle beraber.
    Bazen Gazze de ölüveririm.
    Anam ağlar ardımda Arapça.
    Afrikalı anamı ararım bazen büyük sahra çölünde.
    Kutuplarda bir Eskimo gibi üşürüm balık avlarken
    Bazen Kızılderili olurum son mohikan
    Düşlerimi dikenli tellerle çevirdikleri sandıkları kamplarda.
    Bazen sapartaqusla gezerim geniş zamanlar içinde Vezüv de.
    Madende kalır cesedim kara don ocağında
    Zonguldak ta.
    Yarim ağlar ardımdan
    Göz yaşlarını burabura.
    Ama hep seferberlik askeriyim gün yirmi dört saatlerde
    Çanakkale de döğüşenlerle beraber
    Sakaryada ağır ağır akmaktayım.
    Belkid ölmüşümdür mangal tepede
    Bayburtlu Hasan çavuşla toprağın altında yan yana yatmaktayım.
    Bir kadın alır götürü bazı zaman olur düşlerimi ardından
    Gül dallarında asılı kalır bir yanım dikenlere takılmış halde
    Bezende kendini bilmez bezirgân gibi otururum
    Hiç bir şey yapmam boş boş.
    Erik dalında kalır çiçek zamnaı
    Çakıt çayında sel gönlüm
    Seyhan gölüne akar buzul sularıyla
    Himaliya dağlarında Hint fakirleriyle tanesiz çorba içerim
    Sabıra dair
    Tas yerine avuçlarımla.
    Bazen al kan içinde kalır yaralı ve mecalsiz düşkün düşer düşlerim
    Bazen hırsızlanmış zamanlarda bir yudum soluklanırım insana dair
    Heveslerle
    Senin dudaklarından öperim
    Deve dişi nar yercesin.
    Varlığımı en sonuna kadar yatırırım tarihin akışında
    Emekten yana sınıf mücadelesi borsasına.
    Kazancım Haz eri bir dalga serinliğidir.
    Evet
    Yoruldum Naz
    Bu düş ve bu yürek yinede çarpacak
    Sevdalıdır ölünceye kadar.
    Varlığım düşlerimdeki şavk artı
    Birde yaralı yürek
    İnsani bakışlı iki göz
    Otuz iki diş
    Birde sürmene bıçağına benzer düşlerim
    Sevdimmi muhkem severim
    Sevme dimi yine o sevdiğim severim.
    Dargınlıkta yine onu severim
    Bayramlıkta onun eline yakarım kınayı.
    Yani bunu anlamak zor
    Onu gel bana sor.
    Hiç hayatımda sünmedim sevmediğim harımdan içeri.
    Hep sevdim
    Sevdiklerim gittiklerin yine onları sevdim
    Azılı bir ahdi vefa sahibidir yalın ayak duygularım.
    Utanmazdır arsızdır sevdiği yandan.
    Düşlerim
    Kaçınmadı hiç pilava dökeceği yağdan.
    Korkmadı ölümden zincirden bukağıdan.
    İşte böyle Naz.
    Bana bakma sen yüreğini dinle biraz.
    istedigini soyleyen istemedigini isitir
Working...
X

Debug Information