Bir kez gelde gül yüzünü göreyim
Dikil karşımda bakışında demleneyim
Bahtım senin olsun muradıma ereyim
Hasretinden yoruldum varlığını bileyim









Gülümseyerek bir görünüver gözüme
Bakışların yaksın beni can gelsin özüme
Tercüman ol aşkı muhabbette sözüme
Hasretinden yoruldum varlığını bileyim









Gülümseyerek bir görünüver gözüme
Bakışların yaksın beni can gelsin özüme
Tercüman ol aşkı muhabbette sözüme
Hasretinden yoruldum varlığını bileyim









Düşlerden usandım dualarım gerçek olsun
Benliğim her haliyle seni canda bulsun
Ver yüreğini ebediyen bende kalsın
Hasretinden yoruldum varlığını bileyim









Adım adım dolaşalım seninle her sokakta
Yokluğunda yüzüm hergün biraz daha solmakta
Gülüm bak bu günde akşam olmakta
Hasretinden yoruldum varlığını bileyim








Umudu dağıtsın her yere selamım
Mutluluğu anlatsın herkese kelamım
Seni merak olmasın bu defa meramım
Hasretinden yoruldum varlığını bileyim








Gel ki gönül bahçemde gülüm açtı diyeyim
Bu ömür sana amade başkasını nasıl seveyim
Yarınlarımda sen ol ayrılık nedir bilmeyeyim
Hasretinden yoruldum varlığını bileyim








Gönlümde bahar olsun artık her mevsim
Göçüp gitmeyim Dünya'dan almadan hevesim
Şükür ile çağlasın hayra yönelsin nefesim
Hasretinden yoruldum varlığını bileyim








Damla damla tadayım yüreğimde seni
Doyumsuz güzelliğin alıp gitsin benden beni
Kolların sarsın artık seni bekleyen şu bedeni
Hasretinden yoruldum varlığını bileyim
Recep Karacığa








Şimdi bizim bura hazanda
Dağları toros dağları
Yeşil zamanından daha yüce duruyor sanki
Eteklerinde ormanlar
Ormanlarla bitişmiş
Derin vadiler halinde bahçeler
Meşeler sarardı çoktan
Kirazlar yapraklarını boyadı açık sarıya
Elma dalında kızardı kız
yanakları gibi
Yeşil bozkıra döndü.
Kar'ın eli kulağında ha düştü da düşecek
Sobalar kuruluyor ihtiyar hanelerde.
Gitti yazlıkçılar çoktan.
Belki de döndüklerinde kimilerimiz olmayacak
Gidenlerden kimileri koltukta oturarak gelmeyecek.
Güneş çaldırdı zamanın çoğunu geceye
Ay gecede bir hovarda gibi şavkıyor pencerelerimize
Yıldızlar kalabalıklar içinde yalnızlığı oynuyorlar eşkıyalar gibi
Göçmen kuşlar gitti güneye
Serçeler kaldılar burada bizimle
Dağ keçileri aştı çukur ovadan yana
Ben mahzun bir duygu içerisinde
Varlığın sürdürmeye çalışan yaşlı bir partizan
Sanki güz düştü içime.
Mezar yolları çoğalıyor nedense
Mevsimler bir birine devrederken zamanı.
Dün Mehmet ağabey de hakka yürüdü.
Altunsuların efendis
O her zamanki haliyle gülerek
Kalabalık bir cenaze töreniyle defnettik toprağa.
Yâd ettik daha toprağa inmeden arkadaşlarla
Düşlerimizdeki anılar defterindeki hatıraları yoklayarak.
Ağıtlar yakıldı ardında
Zamansız göçmüşlüğüne
O gitti biz kaldık
Yeniden yaşama daldık arsız bir inatla
Bağ bozumu zamanını yaşamımıza ekleyerk.
Pekmez ocaklarından yayılan pekmez kokusu
Sarıyor soluduğumuz havayı
Kışlıklar hazırlanıyor kilerler doldu.
Torosta saçaklandı bulutlar
Kış dalacak davet siz bir misafir gibi
Yaşadığımız coğrafyayı.
Dışarıyı esir aldığı gibi
Kapımız camımızı zorlayacak
Dallarına binecek ağaçların lapa lapa yağan karlar.
Biz bir peri masalı anlatır gibi çoğuşacağız ocak başlarına.
Dudaklarımızda mırıltılar yanık türkülere dair
Gözlerimiz arayacak epeyi bir zaman
Dost gönüllü dünyadan göçmüşleri.
Ve ben yine zümrüdü Anka gibi külümden doğacağım
Sefere çıkmak için Kaf dağının ardına
Uyandığımda her sabah.
Devlerin nöbet tutuğubir saraydadır belkide
O sevdiğim kız
Nafile gidilecek çareye derman orada çünkü
Yaşam evirilecek
Günler aylara aylar yıllara
Devrilecek.
Zaman oluğundan akacak ömrümüz.
Baharı gitti
Yaz bitti.
Ömürümüz hazan mevsiminde şimdi.
Bir azıcık kışatan umutlu
Pahal ömrümüz.
İşte böyle naz benim düşündüklerim
Düşündükçe eşindiklerim.
Yoruldum
Sana yazarken dinleniyorum satır başlarında.
Ah bir de seyrede bilsem yazarken
Senin gözlerini.
Kır güvercini gibi duruşunu
Birde alıversem selamını başım gözüm üstüne.
O zaman daha şahbaz yazarım sana.
Mahmutun Meryem yazdığından güzelini yazarım
Mısralara
Aşka dair anlatımları
Naz
Beni anlaya bilsen biraz.
Bazen göçer gider buralarda düşlerim
Emri vaki bir tavırla
Geri gelmez yollara çıkar
Denizler aşırı diyarlara.
Dağların ardına.
Bazen dövüşür Irakta Bakuba banliyölerinde
Hayâsız Amerikan işgalci askerlerine karşı
Ümmi-Gülsümle beraber.
Bazen Gazze de ölüveririm.
Anam ağlar ardımda Arapça.
Afrikalı anamı ararım bazen büyük sahra çölünde.
Kutuplarda bir Eskimo gibi üşürüm balık avlarken
Bazen Kızılderili olurum son mohikan
Düşlerimi dikenli tellerle çevirdikleri sandıkları kamplarda.
Bazen sapartaqusla gezerim geniş zamanlar içinde Vezüv de.
Madende kalır cesedim kara don ocağında
Zonguldak ta.
Yarim ağlar ardımdan
Göz yaşlarını burabura.
Ama hep seferberlik askeriyim gün yirmi dört saatlerde
Çanakkale de döğüşenlerle beraber
Sakaryada ağır ağır akmaktayım.
Belkid ölmüşümdür mangal tepede
Bayburtlu Hasan çavuşla toprağın altında yan yana yatmaktayım.
Bir kadın alır götürü bazı zaman olur düşlerimi ardından
Gül dallarında asılı kalır bir yanım dikenlere takılmış halde
Bezende kendini bilmez bezirgân gibi otururum
Hiç bir şey yapmam boş boş.
Erik dalında kalır çiçek zamnaı
Çakıt çayında sel gönlüm
Seyhan gölüne akar buzul sularıyla
Himaliya dağlarında Hint fakirleriyle tanesiz çorba içerim
Sabıra dair
Tas yerine avuçlarımla.
Bazen al kan içinde kalır yaralı ve mecalsiz düşkün düşer düşlerim
Bazen hırsızlanmış zamanlarda bir yudum soluklanırım insana dair
Heveslerle
Senin dudaklarından öperim
Deve dişi nar yercesin.
Varlığımı en sonuna kadar yatırırım tarihin akışında
Emekten yana sınıf mücadelesi borsasına.
Kazancım Haz eri bir dalga serinliğidir.
Evet
Yoruldum Naz
Bu düş ve bu yürek yinede çarpacak
Sevdalıdır ölünceye kadar.
Varlığım düşlerimdeki şavk artı
Birde yaralı yürek
İnsani bakışlı iki göz
Otuz iki diş
Birde sürmene bıçağına benzer düşlerim
Sevdimmi muhkem severim
Sevme dimi yine o sevdiğim severim.
Dargınlıkta yine onu severim
Bayramlıkta onun eline yakarım kınayı.
Yani bunu anlamak zor
Onu gel bana sor.
Hiç hayatımda sünmedim sevmediğim harımdan içeri.
Hep sevdim
Sevdiklerim gittiklerin yine onları sevdim
Azılı bir ahdi vefa sahibidir yalın ayak duygularım.
Utanmazdır arsızdır sevdiği yandan.
Düşlerim
Kaçınmadı hiç pilava dökeceği yağdan.
Korkmadı ölümden zincirden bukağıdan.
İşte böyle Naz.
Bana bakma sen yüreğini dinle biraz.
Sobalar kuruluyor ihtiyar hanelerde.
Gitti yazlıkçılar çoktan.
Belki de döndüklerinde kimilerimiz olmayacak
Gidenlerden kimileri koltukta oturarak gelmeyecek.
Güneş çaldırdı zamanın çoğunu geceye
Ay gecede bir hovarda gibi şavkıyor pencerelerimize
Yıldızlar kalabalıklar içinde yalnızlığı oynuyorlar eşkıyalar gibi
Göçmen kuşlar gitti güneye
Serçeler kaldılar burada bizimle
Dağ keçileri aştı çukur ovadan yana
Ben mahzun bir duygu içerisinde
Varlığın sürdürmeye çalışan yaşlı bir partizan
Sanki güz düştü içime.
Mezar yolları çoğalıyor nedense
Mevsimler bir birine devrederken zamanı.
Dün Mehmet ağabey de hakka yürüdü.
Altunsuların efendis
O her zamanki haliyle gülerek
Kalabalık bir cenaze töreniyle defnettik toprağa.
Yâd ettik daha toprağa inmeden arkadaşlarla
Düşlerimizdeki anılar defterindeki hatıraları yoklayarak.
Ağıtlar yakıldı ardında
Zamansız göçmüşlüğüne
O gitti biz kaldık
Yeniden yaşama daldık arsız bir inatla
Bağ bozumu zamanını yaşamımıza ekleyerk.
Pekmez ocaklarından yayılan pekmez kokusu
Sarıyor soluduğumuz havayı
Kışlıklar hazırlanıyor kilerler doldu.
Torosta saçaklandı bulutlar
Kış dalacak davet siz bir misafir gibi
Yaşadığımız coğrafyayı.
Dışarıyı esir aldığı gibi
Kapımız camımızı zorlayacak
Dallarına binecek ağaçların lapa lapa yağan karlar.
Biz bir peri masalı anlatır gibi çoğuşacağız ocak başlarına.
Dudaklarımızda mırıltılar yanık türkülere dair
Gözlerimiz arayacak epeyi bir zaman
Dost gönüllü dünyadan göçmüşleri.
Ve ben yine zümrüdü Anka gibi külümden doğacağım
Sefere çıkmak için Kaf dağının ardına
Uyandığımda her sabah.
Devlerin nöbet tutuğubir saraydadır belkide
O sevdiğim kız
Nafile gidilecek çareye derman orada çünkü
Yaşam evirilecek
Günler aylara aylar yıllara
Devrilecek.
Zaman oluğundan akacak ömrümüz.
Baharı gitti
Yaz bitti.
Ömürümüz hazan mevsiminde şimdi.
Bir azıcık kışatan umutlu
Pahal ömrümüz.
İşte böyle naz benim düşündüklerim
Düşündükçe eşindiklerim.
Yoruldum
Sana yazarken dinleniyorum satır başlarında.
Ah bir de seyrede bilsem yazarken
Senin gözlerini.
Kır güvercini gibi duruşunu
Birde alıversem selamını başım gözüm üstüne.
O zaman daha şahbaz yazarım sana.
Mahmutun Meryem yazdığından güzelini yazarım
Mısralara
Aşka dair anlatımları
Naz
Beni anlaya bilsen biraz.
Bazen göçer gider buralarda düşlerim
Emri vaki bir tavırla
Geri gelmez yollara çıkar
Denizler aşırı diyarlara.
Dağların ardına.
Bazen dövüşür Irakta Bakuba banliyölerinde
Hayâsız Amerikan işgalci askerlerine karşı
Ümmi-Gülsümle beraber.
Bazen Gazze de ölüveririm.
Anam ağlar ardımda Arapça.
Afrikalı anamı ararım bazen büyük sahra çölünde.
Kutuplarda bir Eskimo gibi üşürüm balık avlarken
Bazen Kızılderili olurum son mohikan
Düşlerimi dikenli tellerle çevirdikleri sandıkları kamplarda.
Bazen sapartaqusla gezerim geniş zamanlar içinde Vezüv de.
Madende kalır cesedim kara don ocağında
Zonguldak ta.
Yarim ağlar ardımdan
Göz yaşlarını burabura.
Ama hep seferberlik askeriyim gün yirmi dört saatlerde
Çanakkale de döğüşenlerle beraber
Sakaryada ağır ağır akmaktayım.
Belkid ölmüşümdür mangal tepede
Bayburtlu Hasan çavuşla toprağın altında yan yana yatmaktayım.
Bir kadın alır götürü bazı zaman olur düşlerimi ardından
Gül dallarında asılı kalır bir yanım dikenlere takılmış halde
Bezende kendini bilmez bezirgân gibi otururum
Hiç bir şey yapmam boş boş.
Erik dalında kalır çiçek zamnaı
Çakıt çayında sel gönlüm
Seyhan gölüne akar buzul sularıyla
Himaliya dağlarında Hint fakirleriyle tanesiz çorba içerim
Sabıra dair
Tas yerine avuçlarımla.
Bazen al kan içinde kalır yaralı ve mecalsiz düşkün düşer düşlerim
Bazen hırsızlanmış zamanlarda bir yudum soluklanırım insana dair
Heveslerle
Senin dudaklarından öperim
Deve dişi nar yercesin.
Varlığımı en sonuna kadar yatırırım tarihin akışında
Emekten yana sınıf mücadelesi borsasına.
Kazancım Haz eri bir dalga serinliğidir.
Evet
Yoruldum Naz
Bu düş ve bu yürek yinede çarpacak
Sevdalıdır ölünceye kadar.
Varlığım düşlerimdeki şavk artı
Birde yaralı yürek
İnsani bakışlı iki göz
Otuz iki diş
Birde sürmene bıçağına benzer düşlerim
Sevdimmi muhkem severim
Sevme dimi yine o sevdiğim severim.
Dargınlıkta yine onu severim
Bayramlıkta onun eline yakarım kınayı.
Yani bunu anlamak zor
Onu gel bana sor.
Hiç hayatımda sünmedim sevmediğim harımdan içeri.
Hep sevdim
Sevdiklerim gittiklerin yine onları sevdim
Azılı bir ahdi vefa sahibidir yalın ayak duygularım.
Utanmazdır arsızdır sevdiği yandan.
Düşlerim
Kaçınmadı hiç pilava dökeceği yağdan.
Korkmadı ölümden zincirden bukağıdan.
İşte böyle Naz.
Bana bakma sen yüreğini dinle biraz.
