
Atatürk
Onun hakkında uzun uzun yazmaya gerek yok.Aklımıza gelip de yazamadığımız daha binlercesine onun sayesinde sahibiz... Her şeyi sana borçluyuz ATAM.
Onun hakkında uzun uzun yazmaya gerek yok.Aklımıza gelip de yazamadığımız daha binlercesine onun sayesinde sahibiz... Her şeyi sana borçluyuz ATAM.

Sarı tabelalar
İnsana bir ömrüm daha olsa... Yok yok bir fazlası bile yetmez... Birkaç ömrüm olsa... Beni asıl hedefime ulaştıran ana yoldan sapsam... Şu sarının vaat ettiklerine uzansam... Eski hayatlara ilişsem. Zenginleşsem... Hayal kursam... Öğrensem... Tekrar kapayınca arabamın kapısını derin bir oh çeksem... Toprağa daha farklı baksam..." dedirten sarı tabelalar bitmek bilmez bu ülkede. Rize'de Mardin'de Ankara'da Ege'de güneyde... Sınırsızca karşımıza çıkar... Binlerce yıldır mesela Amasya'da bir kral mezarını işaret eder ya da dünyanın en eski mumyalanmış askerini... Çok hikâyeleri saklar...
İnsana bir ömrüm daha olsa... Yok yok bir fazlası bile yetmez... Birkaç ömrüm olsa... Beni asıl hedefime ulaştıran ana yoldan sapsam... Şu sarının vaat ettiklerine uzansam... Eski hayatlara ilişsem. Zenginleşsem... Hayal kursam... Öğrensem... Tekrar kapayınca arabamın kapısını derin bir oh çeksem... Toprağa daha farklı baksam..." dedirten sarı tabelalar bitmek bilmez bu ülkede. Rize'de Mardin'de Ankara'da Ege'de güneyde... Sınırsızca karşımıza çıkar... Binlerce yıldır mesela Amasya'da bir kral mezarını işaret eder ya da dünyanın en eski mumyalanmış askerini... Çok hikâyeleri saklar...

İstiklal Caddesi
Bağırış çağırış aşk ilanları aşk kavgaları koşuşmalar kaçışmalar uyanıklar şaşkınlar sokak çalgıcıları tramvay kovalayanlar kilise çanları kitapçılar kafeler barlar müzik dükkânları sinemalar tarih kokulu binalar sarhoşlar seyyarlar polisler gösteriler kalabalıklar yalnızlar mutlular mutsuzlar... İstiklal'de zamanın akışı o an yaşadıklarınızdan başka şeylere konsantre olma olasılığınızı oldukça azaltır. Bu enerjiyi dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız.
Bağırış çağırış aşk ilanları aşk kavgaları koşuşmalar kaçışmalar uyanıklar şaşkınlar sokak çalgıcıları tramvay kovalayanlar kilise çanları kitapçılar kafeler barlar müzik dükkânları sinemalar tarih kokulu binalar sarhoşlar seyyarlar polisler gösteriler kalabalıklar yalnızlar mutlular mutsuzlar... İstiklal'de zamanın akışı o an yaşadıklarınızdan başka şeylere konsantre olma olasılığınızı oldukça azaltır. Bu enerjiyi dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız.

Nazım Hikmet
Memleketimi seviyorum
Çınarlarında kolan vurdum hapishanelerinde yattım./Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı/memleketimin şarkıları ve tütünü gibi./Memleketim./Bedreddin Sinan Yunus Emre ve Sakarya/kurşun kubbeler ve fabrika bacaları/benim o kendi kendinden bile gizleyerek/sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir./.../Memleketim./Ankara Ovası'nda keçiler/kumral ipekli uzun kürklerin pırıldaması./Yağlı ağır fındığı Giresun'un./Al yanakları mis gibi kokan Amasya elması/zeytin/incir/kavun/ve renk renk/salkım salkım üzümler/ve sonra karasaban/ve sonra kara sığır/ve sonra ileri güzel iyi/her şeyi/hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır/çalışkan namuslu yiğit insanlarım/yarı aç yarı tok/yarı esir...
Memleketimi seviyorum
Çınarlarında kolan vurdum hapishanelerinde yattım./Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı/memleketimin şarkıları ve tütünü gibi./Memleketim./Bedreddin Sinan Yunus Emre ve Sakarya/kurşun kubbeler ve fabrika bacaları/benim o kendi kendinden bile gizleyerek/sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir./.../Memleketim./Ankara Ovası'nda keçiler/kumral ipekli uzun kürklerin pırıldaması./Yağlı ağır fındığı Giresun'un./Al yanakları mis gibi kokan Amasya elması/zeytin/incir/kavun/ve renk renk/salkım salkım üzümler/ve sonra karasaban/ve sonra kara sığır/ve sonra ileri güzel iyi/her şeyi/hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır/çalışkan namuslu yiğit insanlarım/yarı aç yarı tok/yarı esir...

Hababam Sınıfı
Nostaljik tutkumuz. Defalarca okunan masallara doymayan çocuklar gibi biz de doyamayız Hababam Sınıfı'na. Yavaşladığında ağlatan hızlandığında güldüren efsane müziği; Tarık Akan Halit Akçatepe Adile Naşit Kemal Sunal Şener Şen ve Münir Özkul'a ne çok yakışır... Okul otoritesini bize yaramazlığı otoriteye sevdirir Hababam Sınıfı. Yeni versiyonları ise ancak eskilerine sevgimizi artırır.
Nostaljik tutkumuz. Defalarca okunan masallara doymayan çocuklar gibi biz de doyamayız Hababam Sınıfı'na. Yavaşladığında ağlatan hızlandığında güldüren efsane müziği; Tarık Akan Halit Akçatepe Adile Naşit Kemal Sunal Şener Şen ve Münir Özkul'a ne çok yakışır... Okul otoritesini bize yaramazlığı otoriteye sevdirir Hababam Sınıfı. Yeni versiyonları ise ancak eskilerine sevgimizi artırır.

İnsan
"Ben Tanrı Misafiriyim"
Kapı tık tık tıklatılır. Tanrı misafiri gelmiştir. Galiba bir tek Türkiye'ye Tanrı misafiri gelir. Türkler bu dünyada misafir olduklarını iyi bilir. En azından bilmeleri gerekir. Mevlânâ'dan Müslüm Gürses'e hepsinin söylediği bu değil midir? Rakı kebap efsanesi kadar Türk misafirperverliği de bilinir. Beş çayı misafirine börek açan anneden Şeker Bayramı şekeri reklam ailesine güney ellerinde yüzünü güneşe vermiş kahve köşesi dedesinden "bozuk yoksa kalsın abla" minibüs şoförüne dar sokaklarda hâlâ gazoz kapak oynanan mahallelerinden Doğu sokaklarında şiir şiir bakan veletlerine ve de Ferrari'sine LPG takan bilgelerine tabii... "Bir başkadır benim memleketim insanı" diyerek seviyor insan Türkiye'yi...
"Ben Tanrı Misafiriyim"
Kapı tık tık tıklatılır. Tanrı misafiri gelmiştir. Galiba bir tek Türkiye'ye Tanrı misafiri gelir. Türkler bu dünyada misafir olduklarını iyi bilir. En azından bilmeleri gerekir. Mevlânâ'dan Müslüm Gürses'e hepsinin söylediği bu değil midir? Rakı kebap efsanesi kadar Türk misafirperverliği de bilinir. Beş çayı misafirine börek açan anneden Şeker Bayramı şekeri reklam ailesine güney ellerinde yüzünü güneşe vermiş kahve köşesi dedesinden "bozuk yoksa kalsın abla" minibüs şoförüne dar sokaklarda hâlâ gazoz kapak oynanan mahallelerinden Doğu sokaklarında şiir şiir bakan veletlerine ve de Ferrari'sine LPG takan bilgelerine tabii... "Bir başkadır benim memleketim insanı" diyerek seviyor insan Türkiye'yi...

Hamsi
"Hamsi balık değil ayrı bir mahlukattır."
Karadeniz'de bu sözü sık sık duyarsınız. Hamsi sadece sofraları süslemekle kalmaz. Şarkılar türküler fıkralar atasözleri onunla doludur. Hamsisiz bir öğün düşünülemez. Kahvaltıda yenir reçeli bile vardır... Buğulamasını kızartmasını pilavını dolmasını yemeğe doyamazsınız. Artık çiftlik çuprası ve çiftlik levreğinin işgal ettiği İstanbul ve Ankara'da da lüks lokantalarda bile deniz tadını veren ender balıklardan biridir... Sonbaharın başında denizin soğumasıyla birlikte sahile eder. Şölen marta kadar sürer. Ucuzdur fakir yemeğidir... Ama zenginin sofrasından da eksik olmaz.
"Hamsi balık değil ayrı bir mahlukattır."
Karadeniz'de bu sözü sık sık duyarsınız. Hamsi sadece sofraları süslemekle kalmaz. Şarkılar türküler fıkralar atasözleri onunla doludur. Hamsisiz bir öğün düşünülemez. Kahvaltıda yenir reçeli bile vardır... Buğulamasını kızartmasını pilavını dolmasını yemeğe doyamazsınız. Artık çiftlik çuprası ve çiftlik levreğinin işgal ettiği İstanbul ve Ankara'da da lüks lokantalarda bile deniz tadını veren ender balıklardan biridir... Sonbaharın başında denizin soğumasıyla birlikte sahile eder. Şölen marta kadar sürer. Ucuzdur fakir yemeğidir... Ama zenginin sofrasından da eksik olmaz.

Türk kahvesi
Üç vakte kadar gelecek umutlarımız saklıdır telvesinde. Aşkımız paramız bir Türk kahvesi içimi sonrası beliriverecektir fincanın içinde. Aslında adı Türk kahvesidir ama Yemen'den gelmiştir bilindiğine göre. Dini ortamlarda gece zikirlerinde uyarıcı olarak kullanılmıştır ilk önce. Kahve 1550'li yıllarda İstanbul'a geldiğinde Tahtakale'de hemencecik bir de kahvehane açtırır kendine. Türk kahvesi denilmesinin nedeni aslında pişirme yöntemidir. Pişirilip servis edilen Türk kahvesinin tortusu fincanın dibinde kalır. Zaten çok sevdiğimiz hiç değilse ahir hayatta bir kere de olsa baktırdığımız kahve falının oluşması da bundan bu "bizim" olan ritüelden değil midir?
Üç vakte kadar gelecek umutlarımız saklıdır telvesinde. Aşkımız paramız bir Türk kahvesi içimi sonrası beliriverecektir fincanın içinde. Aslında adı Türk kahvesidir ama Yemen'den gelmiştir bilindiğine göre. Dini ortamlarda gece zikirlerinde uyarıcı olarak kullanılmıştır ilk önce. Kahve 1550'li yıllarda İstanbul'a geldiğinde Tahtakale'de hemencecik bir de kahvehane açtırır kendine. Türk kahvesi denilmesinin nedeni aslında pişirme yöntemidir. Pişirilip servis edilen Türk kahvesinin tortusu fincanın dibinde kalır. Zaten çok sevdiğimiz hiç değilse ahir hayatta bir kere de olsa baktırdığımız kahve falının oluşması da bundan bu "bizim" olan ritüelden değil midir?

Bayramlar
Bayramlar eskiden tekdüze hayatlarımızda bir keyif; siyah beyaz yaşamlarımıza renk; yoksulluğumuza bir avuntuydu. O yüzden eski bayramlar çocukluğu hatırlatır; hüzünlüdür biraz. Şimdi bayramlar eski ihtişamından yoksun. Ama onun da çaresini bulduk: Tatiller... Hele ki 9 günlükleri... Söylesenize kuzum böyle tatil kaç millete nasip ki?
Bayramlar eskiden tekdüze hayatlarımızda bir keyif; siyah beyaz yaşamlarımıza renk; yoksulluğumuza bir avuntuydu. O yüzden eski bayramlar çocukluğu hatırlatır; hüzünlüdür biraz. Şimdi bayramlar eski ihtişamından yoksun. Ama onun da çaresini bulduk: Tatiller... Hele ki 9 günlükleri... Söylesenize kuzum böyle tatil kaç millete nasip ki?

Mardin
Müslüman'ından Süryani'sine Yakubi'sinden Yezidi'sine farklı mezheplerin yıllardır bir arada yaşadığı Mezopotamya ile Anadolu arasındaki köprü Mardin. Onu özel yapan ise hem başta saydıklarımız hem de binlerce yıllık tarihi taş evleri hanları medreseleri cami ve kiliseleriyle açık hava müzesi oluşu. Zaten yalnızca biz değil kenti "Dünya Mirası Listesi"ne alan UNESCO da böyle düşünüyor.
Müslüman'ından Süryani'sine Yakubi'sinden Yezidi'sine farklı mezheplerin yıllardır bir arada yaşadığı Mezopotamya ile Anadolu arasındaki köprü Mardin. Onu özel yapan ise hem başta saydıklarımız hem de binlerce yıllık tarihi taş evleri hanları medreseleri cami ve kiliseleriyle açık hava müzesi oluşu. Zaten yalnızca biz değil kenti "Dünya Mirası Listesi"ne alan UNESCO da böyle düşünüyor.

Şarap
Ne Kaliforniya ne Fransa bağları... Mağrur olmasınlar... "Hep bir halli Turhallıyız/ Biz bize benzeriz/ Yüz bin kerre tövbe eder/ Gene şarap içeriz..." Hangi dilde var? Kapadokya'dan Tokat'a Midyat'tan Akhisar'a bağlar ve bağbanlar... Hem çok şehirli hem her yerli... Rafine beylere utangaç hanımlara...
Ne Kaliforniya ne Fransa bağları... Mağrur olmasınlar... "Hep bir halli Turhallıyız/ Biz bize benzeriz/ Yüz bin kerre tövbe eder/ Gene şarap içeriz..." Hangi dilde var? Kapadokya'dan Tokat'a Midyat'tan Akhisar'a bağlar ve bağbanlar... Hem çok şehirli hem her yerli... Rafine beylere utangaç hanımlara...

İstanbul'un kuleleri
Bizim için en yüksek bina 1980'ler ortasında gösterilen "Kartallar Yüksek Uçar" dizisindeki Karayolları'nın 12 katlı binasıydı. İstanbul Zincirlikuyu'da yükselen bu bina artık Levent-Maslak hattında yer alan gökdelenler içinde ufacık kalıyor. Hızla "modernleşmeye" başladığımız 1990'ların ortasından beri sıra sıra onlarca gökdelen yükseldi İstanbul semalarına. Yeni gökdelenler yeni alışveriş merkezleri ve bütün bunlar yeni insanlar yarattı. Belki de Türkiye'nin son 20 yılda geçirdiği değişimi ekonomik büyümeyi görmek için istatistiklerdeki renkli grafiklere değil şehrin modern mahallesi Levent'teki gökdelenlerin yüksekliğine bakmamız gerekiyor...
Bizim için en yüksek bina 1980'ler ortasında gösterilen "Kartallar Yüksek Uçar" dizisindeki Karayolları'nın 12 katlı binasıydı. İstanbul Zincirlikuyu'da yükselen bu bina artık Levent-Maslak hattında yer alan gökdelenler içinde ufacık kalıyor. Hızla "modernleşmeye" başladığımız 1990'ların ortasından beri sıra sıra onlarca gökdelen yükseldi İstanbul semalarına. Yeni gökdelenler yeni alışveriş merkezleri ve bütün bunlar yeni insanlar yarattı. Belki de Türkiye'nin son 20 yılda geçirdiği değişimi ekonomik büyümeyi görmek için istatistiklerdeki renkli grafiklere değil şehrin modern mahallesi Levent'teki gökdelenlerin yüksekliğine bakmamız gerekiyor...

Çay simit
Taşfırından yeni çıkmış meşe odunuyla pişirilmiş buharıyla elimizi ağzımızı yakan simitlerin yanında semaverlerde demlenmiş kıpkırmızı bir çayı reddeden muhtemelen Türk değildir. Bir yerlerde çay demliyse yakınından mutlaka bir de simitçi geçiyordur. Eğer geçmiyorsa orası da Türkiye değildir.
Taşfırından yeni çıkmış meşe odunuyla pişirilmiş buharıyla elimizi ağzımızı yakan simitlerin yanında semaverlerde demlenmiş kıpkırmızı bir çayı reddeden muhtemelen Türk değildir. Bir yerlerde çay demliyse yakınından mutlaka bir de simitçi geçiyordur. Eğer geçmiyorsa orası da Türkiye değildir.

Şehir hatları vapuru
Bir İzmir ve İstanbul ayrıcalığı... İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yeni modeline tek başına karar vermekten ürktüğü... Katılımcı hemşerilerin çokluğuna bakan bir yabancının "Ne aktif bir halk... Seçimler böyle demek..." yanılgısına düşeceği narin kuğular onlar... Gelin gibi süzülürler... Kordon Boyu'ndan Karşıyaka'ya geçerken karaya kurumla bakarlar... Güzel İzmir artık kendileridir çünkü... Adalara Modalara Kavaklara Fenerlere götürürler... Elli yaşını aşmış koca bebekleri hâlâ heyecanlandırarak... "Taa uzaktan bak bak Paşabahçe... Bu da Fenerbahçe..." dedirtir soylu burunlarından tanınırlar... Oyun gibidir yolculuk çay tarak ve toka satışları... Düdüklerini kıskanan martılar korosu eşliğinde hep güzel yerlere götürürler
Bir İzmir ve İstanbul ayrıcalığı... İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yeni modeline tek başına karar vermekten ürktüğü... Katılımcı hemşerilerin çokluğuna bakan bir yabancının "Ne aktif bir halk... Seçimler böyle demek..." yanılgısına düşeceği narin kuğular onlar... Gelin gibi süzülürler... Kordon Boyu'ndan Karşıyaka'ya geçerken karaya kurumla bakarlar... Güzel İzmir artık kendileridir çünkü... Adalara Modalara Kavaklara Fenerlere götürürler... Elli yaşını aşmış koca bebekleri hâlâ heyecanlandırarak... "Taa uzaktan bak bak Paşabahçe... Bu da Fenerbahçe..." dedirtir soylu burunlarından tanınırlar... Oyun gibidir yolculuk çay tarak ve toka satışları... Düdüklerini kıskanan martılar korosu eşliğinde hep güzel yerlere götürürler









oranın kaybedilmesine çok üzüldü.
30 Mart 2009 23:12 
Yorum