Dünya gündemi2008+Simurg+

Collapse
This topic is closed.
X
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • simurg
    Administrator
    • 10 Mart 2007
    • 9248

    #1

    Dünya gündemi2008+Simurg+

    KOSOVA BAĞIMSIZLIĞI'NI İLAN ETTİ..Başbakan Taci açıkladı..

    17.02.2008 16:45 Kosova Parlamentosu Sırbistan'dan bağımsızlığını ilan etti.
    Özel gündemle TSİ 16.00'da olağanüstü toplanan parlamento oturumu, Parlamento Başkanı Yakup Krasniçi'nin konuşmasıyla başladı.
    Toplantıda Başbakan Haşim Taçi, yaptığı konuşmadan sonra bağımsızlık bildirgesini okudu.
    Taçi, "Halkımızın liderleri olarak bu bildirgeyle Kosova'yı bağımsız ve egemen bir devlet ilan ediyoruz" dedi.
    Başbakan, bu bildirgenin halkın arzusunu yansıttığını ifade etti.
    Parlamentoda yapılan oylamada, bağımsızlık ilanı oy birliğiyle kabul edildi ve liderler tarafından bildirge imzalandı.
    Sırbistan ve Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç'e karşı 1999'da yapılan NATO'nun tarihindeki tek savaş sonunda Kosova NATO ve BM himayesine geçti.
    Kosova NATO ve BM'nin himayesine geçmesine rağmen Sırbistan'ın bir parçası olarak kalmaya devam etti.
    Bölgenin statüsüyle ilgili görüşmeler BM'nin öncülüğünde 2006 Şubat ayında başladı.
    Bu arada, Sırbistan'da yapılan referandumda da Kosova'nın Sırbistan'ın bölünmez bir parçası olduğu ilan edildi.
    BM'nin Kosova temsilcisi Martti Ahtisaari, 26 Ocak 2007'de, Kosova'ya gözetim altında bağımsızlık verilmesini öngören planını açıkladı. Rusya ise Ahtisaari'nin teklifini 2007 Nisanında yapılan BM Güvenlik Konseyi toplantısında reddetti.
    ABD Başkanı George Bush, haziranda Kosova'nın daha fazla gecikmeden bağımsız olması gerektiğini söyledi.
    Kosova geçen Temmuzda, BM'nin yürüttüğü Kosova sürecinin başarısız olduğunu belirterek, yıl sonuna kadar bağımsızlığın ilan edilmesi çağrısında bulundu.
    Başbakan Taçi de bu gelişmelerden sonra Kosova'nın bağımsızlığının bugün ilan edileceğini açıkladı.
    BÖLGE 500 YIL OSMANLI YÖNETİMİNDE KALDI
    Bağımsızlığını ilan eden Kosova, yaşlaşık 500 yıl boyunca Osmanlı yönetiminde kaldı.
    Osmanlı İmparatorluğu'nca 1375 yılında fethedilen Kosova'ya yerleşen Türkler, 1877-78 harbinden sonra Osmanlı'nın etkinliğinin azalmasıyla azınlık durumuna düşmeye başladı. Balkan savaşları sonucu (1912-1913) elden çıkan bölgedeki Türkler, krallık (1918) ve komünist Yugoslavya (1945) döneminde üç büyük göç ve katliama uğradı. 1930 yıllarında kamulaştırma reformu altında Türklerin elinden araziler zorla alınarak Sırplara verildi ve Türkler göçe zorlandı. İkincisi ise 1956-60 yılları arasında Türklerden silah toplama kampanyası adı altında büyük eziyet başladı ve bunun sonucu olarak ikinci kez göç yaşandı.
    Sırpların bu iki baskısından sonra, 1968-1990 yılları arasında da Türkler, Arnavutların asimilasyon politikasına maruz kaldı. Bütün bunlara rağmen Kosova'da kalan resmi istatistiklere göre 12 bin, gerçekte 20-25 bin Türk, oradaki Türk kültürünü yaşatmayı başardı.
    Bir söylenceye göre, 1. Kosova Savaşı (1389) sonrasında savaşta ölen Türk askerlerin kanının bir göl gibi toplanması sonucunda, Ay ve Yıldız'ın bu göl üzerinde yansımasıyla oluştuğu kabul ediliyor.
    Tarih kitaplarına göre Osmanlılar, 1389'da Sırplara ve Avrupalı müttefiklerine karşı kazandıkları meşhur Kosova savaşından sonra bölgeye tamamıyla hakim oldu ve Kosova vilayeti 1877 yılında teşkil edildi. Halil Rıfat Paşa bölgenin ilk valisi tayin edildi.
    Vilayetin merkez sancağı 1879-1893 tarihleri arasında Priştine, 1893 tarihinde itibaren ise Üsküp şehri oldu. Kosova Vilayeti'nin nüfusu 1893 tarihi itibariyle 847 bin 419'du. Bunun 507 bin 80'i Müslüman, 340 bin 339'ı Hristiyan'dı. Vilayet 1896 yılında 6 sancağa ayrıldı. Bunlar; Üsküp (Merkez) Priştine, Prizren, İpek, Yenipazar ve Taşlıca sancaklarıydı. Vilayette Türk, Arnavut, Boşnak gibi Müslüman unsurlar ve Bulgar, Makedon, Sırp, Rum, Ulah gibi Hristiyan birçok etnik unsur bir arada yaşadı.
    Berlin konferansında (1878) Kosova'nın büyük bir kısmı Sırbistan ve Karadağ'a havale edildi. Bu karar, konferanstan önce başlamış olan etnik temizlik hareketini hızlandırdı. Nis, Leskovça ve Topluca gibi şehirlerin nüfusu Türkiye'ye göç etmeye zorlandı. 22 Mart 1913 yapılan Londra Sefirler Toplantısı sonucu Arnavutluk'un bağımsızlığı tanınırken Kosova, Sırbistan'a bağlandı.1919-1920 Versay Barış Konferansı ile Kosova'nın Sırbistan'a bağlanması meşrulaştırıldı.

    -TİTO YUGOSLAVYASI'NDA KOSOVA-

    İkinci Dünya Savaşı sırasında İtalya'nın Almanya'ya teslim olması üzerine Tito tarafından kurulan meclisçe Yugoslavya 1945 yılında ilan edildi ve monarşi yıkıldı. Bu olaydan sonra Kosova, Yugoslavya'ya bağlı bir eyalet statüsüne geçti.
    Kurulan yeni Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti'nde yönetimin uyguladığı baskı politikası sonucu yine Müslüman topluluğunun Türkiye'ye göçü devam etti.
    Özellikle, Kosova Türklerinin göçü, Sırp yönetimin 1953 yılında silah toplama eylemi sırasında yoğunluk kazandı. O dönemde, Tito Yugoslavyası'nın ikinci adamı konumundaki Aleksandar Rankoviç'in altı cumhuriyet ve iki özerk bölgeden oluşan Yugoslavya'nın Müslüman toplumların yaşadıkları bölgeler olan Bosna-Hersek, Makedonya, Kosova, Karadağ ve Sancak'ta baskıların artması nedeniyle, Türkiye'ye Türk, Boşnak ve Arnavutların göçü daha da hızlandı.
    İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda kurulan Tito Yugoslavyası'nda da Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Türklerin en yoğun yaşadıkları bölgelerde, Kosova ve Batı Makedonya'da (Kalkandelen, Gostivar, Debre) varlıkları kabul edilmedi. Türklerin yoğun ısrarı üzere dönemin Yugoslavya Komünist Partisi, 8 yıllık bir aradan sonra 1951 yılının ilkbaharında Kosova'da da Türklerin varlığını tanıma kararı aldı.
    Türklerin resmen tanındığı 1951 yılı, Kosova Türkleri için bir dönüşüm yılı oldu. En önemli merkezlerde anaokullar, ilkokullar, Türk kültür-sanat dernekleri açıldı. Priştine Radyosu'nda Türkçe yayınlar başladı. Kosova'da ancak 300-400 kadar Türk var derken, 1953 yılında yapılan nüfus sayımında Türklerin sayısı 34 bin civarında belirlendi.
    Yugoslavya Anayasası'nda değişiklikler yapılarak hazırlanan yeni 1974 Kosova Anayasası'na göre Kosova'da Arnavutça ve Sırpçanın yanı sıra Türklerin yaşadıkları yerlerde Türkçe de resmi dil oldu. Bu anayasal değişiklikler Kosova'nın Sırbistan kontrolünden kurtulması da demekti. 1975 yılında Priştine Üniversitesi kuruldu. Arnavutça ve Sırpça öğretimin yapıldığı üniversite Arnavutların yüksek öğrenimi için son derece önemliydi. Zamanla, eğitimli genç Arnavutlar yavaş yavaş yönetimi ele geçiriyordu.
    Slobodan Miloseviç yönetimindeki Yugoslovya'da 1989 yılında, 1974 Federal Anayasası'nın güvence altına aldığı Kosova'nin özerklik hakkini iptal etti. Özerkliği alınan Kosova sıradan bir Sırp belediyesine dönüştürüldü. 1990 yılında Yugoslavya'da çok partili düzene geçildi ve ilk seçimler yapıldı. Arnavutlar, seçimleri boykot ederek 2 Temmuz 1990 günü Kaçanik'te Kosova Cumhuriyeti, 7 Eylül 1990 günü de Kaçanik Anayasası'nı ilan ettiler. 1991'de yapılan referandumda halkın yüzde 99,87'si bağımsızlık için oy kullandı ve tek taraflı Kosova'nın bağımsızlığı ilan edildi.
    Sırp rejiminin bütün baskılarına rağmen 1992'de Arnavutlar Kosova'da genel seçim düzenledi. Bunun neticesinde Kosova Cumhuriyeti parlamentosu oluştu ve İbrahim Rugova Kosova Cumhuriyeti'nin ilk başkanı seçildi. Kosova'nın bağımsızlığını Arnavutluk tanıdı, Bosna, Hırvatistan ve Slovenya destekledi.

    -KOSOVA KURTULUŞ ORDUSU-

    Aslında Arnavutların Slavlara karşı direnişi Osmanlıların Balkanlar'dan çıkışıyla birlikte basladı. Bu direniş Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında da devam etti.
    Gerçek anlamıyla bir özerklik olmasa da komünizmin döneminde Arnavutlara verilen özerkliğin 1989'da Miloseviç rejimi tarafından geri alınmasıyla, Kosova halkına daha önce görülmedik siyasi baskı ve şiddet arttı ve buna direniş güçlendi.
    Bütün bu baskılar sonucunda Arnavutlar Sırplara karşı askeri bir örgüt kurdu. 1993'te Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) tam bir gizlilik içinde kuruldu. UÇK ilk faaliyetini gazetelere verdiği sert açıklamalarla başlattı ve Sırp polis merkezlerine bombalı saldırılar düzenlemeye başladı.
    Kosova'daki gerçek durumu gözetlemek amacıyla, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Gözetleme Misyonu 1998 yılında Kosova'da göreve başladı. Reçak'ta 15 Ocak 1999 tarihinde bir grup Arnavut sivilin Sırp güvenlik güçlerince katledilmesi, Eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi tarafından soykırım olarak değelendirilerek, dünya kamuoyunun Miloşeviç rejimine son verilmesi, Kosova halkının kurtarılması yönünde ciddi adım atmasını sağladı.
    Fransa'daki Rambouilet Konferansı'nda 5 Şubat 1999'da Sırp ve Arnavut heyetleri arasında anlaşma sağlanamaması sonucu, barışçıl yollar tükendi ve Miloşeviç rejimine karşı sıra askeri güç kullanılmasına geldi.
    Bu arada, şiddet eylemleri arttı, Sırp güvenlik güçleri Arnavutlarla birlikte Türk ve Boşnakları da Kosova'dan sürmeye başladı ve yaklaşık 700 bin kişi Kosova'dan kovuldu. Uluslararası topluluğun Miloşeviç rejimiyle bir türlü anlaşma sağlayamaması sonucu, BM Güvenlik Konseyinin çıkardığı 1244 sayılı karara dayanarak 24 Mart 1999 günü NATO güçlerinin Sırbistan üzerine hava harekatı başladı. 78 günlük hava harekatının sonunda Kumanova'da imzalanan Askeri Teknik İşbirliği Anlaşması ile Sırp güvenlik güçleri Kosova'dan geri çekildi, 10 Haziran 1999 günü NATO güçleri Kosova'ya girdi. Çok kısa bir sure içinde, Kosovalıların büyük bir bölümü evlerine geri dönebildi.
    Balkanlar'da Sırbistan, Karadağ, Makedonya ve Arnavutluk devletlerine sınırı olan Kosova, Haziran 1999'dan bu yana Birleşmiş Milletler tarafından yönetiliyor. İlk yerel seçimler 2000 yılında yapılırken, şimdiye kadar üç yerel ve parlamento seçimi yapıldı.
    Son seçimleri eski UÇK komutanlarından Haşim Taçi'nin liderliğindeki Kosova Demokrasi Partisi (PDK) kazanarak, Kosova Demokratik Birliği (LDK) ve Kosova Demokratik Türk Partisi'nin de ortak olduğu koalisyon hükümeti kuruldu.
    Başmüzakereci Marti Ahtisaari'nin yönetiminde tam bir yıl süren Belgrad ve Priştine arasında Kosova'nın nihai statüsüyle igili müzakerelerde uzlaşma sağlanamadı. Ahtisaari'nin Kosova'ya koşullu bağımsızlık öneren planı, BM Güvenlik Konseyinde Rusya tarafından veto edilince, Temas Grubu tarafında bir yıllık yeni bir müzakere dönemi başladı. Geçen yılın sonunda Temas Grubu da BM Güvenlik Konseyine taraflar arasında uzlaşma yönünde ilerleme sağlanamadığını bildirerek Ahtisaari'nin önerisine destek sundu.
    Kosova, 17 Şubat 2008 günü bağımsızlığını ilan etmekle dünyanın en yeni bağımsız ülkesi sıfatını, yine Sırbistan'dan ayrılan Karadağ'dan almış oldu.
    Bölgede, 2005 istatistiklerine göre, 2,1 milyonluk nüfusun yüzde 81,6'sı Arnavutlardan oluşuyor. Sırp nüfusunun oranı yüzde 9,9 olurken, kalan bölümü Türkler ve Boşnaklar gibi değişik etnik gruplardan meydana geliyor. Dini yapısına gelince, bölgedeki nüfusun yüzde 91'i Müslüman, yüzde 9'u Hristiyanlardan oluşuyor.
    Kosova'da 2006 yılının sonunda çıkarılan resmi diller yasasında Arnavutça, Sırpça ve İngilizce resmi diller olarak kabul edildi. Türklerin zorlamasıyla geçen yıl içinde Priştine, Prizren, Mitroviça ve Gilan belediyeleri Türkçeyi resmi diller arasına aldı.
    https://twitter.com/keyborsa_simurg
  • apruncurtigin
    Tecrübeli
    • 13 Mart 2007
    • 613

    #2
    Hayirli ugurlu olsun...umarim türkiye de tanima hususunda gecikmez.
    Borsacıların ve borsanın yeni adresi
    [url] www.keyborsa.com[/url]

    Yorum

    • simurg
      Administrator
      • 10 Mart 2007
      • 9248

      #3
      apruncurtigin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
      Hayirli ugurlu olsun...umarim türkiye de tanima hususunda gecikmez.
      Hayırlı olsun, inşallah Türkiye'nin yaptıklarını unutmazlar. Bağımsızlığını Türkiye tanıyacaktır.
      https://twitter.com/keyborsa_simurg

      Yorum

      • simurg
        Administrator
        • 10 Mart 2007
        • 9248

        #4
        Ermenistan’da olağanüstü hal ilan edildi

        Ermenistan’da olağanüstü hal ilan edildi


        Ermenistan’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra başlayan gerginlik sürerken, muhalefet lideri Petrosyan ev hapsine alındı. Cumhurbaşkanı Koçaryan olağanüstü hal ilan etti. Polisin Erivan’da muhaliflere müdahalesi sırasında 1 kişi hayatını kaybetti.





        ERİVAN - Ermenistan’da cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında gerilim tırmanıyor. Muhalefetin hemen her gün düzenlediği protesto eyleminin bugünkü kısmında, Özgürlük Meydanı’na toplanan 15 bin eylemciye, polis havaya ateş açarak ve göz yaşartıcı gaz kullanarak müdahale etti.
        https://twitter.com/keyborsa_simurg

        Yorum

        • tabdukemre
          Yeni üye
          • 24 Aralık 2007
          • 16

          #5
          Boşuna seviniyorlar.Avrupa'nın göbeğinde 1 buçuk milyonluk bir ülke bağımsız olamaz.Ayrıca herkesin malumudur ki ABD'nin Kosova'yı desteklemekteki amacı oraya rahatça üs kurmaktır.Türkiye'nin ise güneyinde adım adım etnik temelli bir devlet kurulurken Rusya'yı karşısına alması iyi olmadı bana göre.Çünkü Irak'ın kuzeyinde kurulması yakın olan devleti ABD zaten tanıyacak, Rusya'da bu olay yüzünden tanıyacak dolayısıyla Türkiye 2 dev arasında kalmış olacak.Tanınmasında acele edildi derim ben.

          Yorum

          • güneşş
            Tecrübeli
            • 08 Ocak 2008
            • 742

            #6
            büyük düşünmek lazım hocam. iki büyük devlet diyoruzya hep. bak birisi yavaş yavaş gidiyor.onun yerine biz geçeriz belki

            Yorum

            • simurg
              Administrator
              • 10 Mart 2007
              • 9248

              #7
              Putin'e suikast son anda önlendi

              Putin'e suikast son anda önlendiZafer konuşması yaptığı Kızıl Meydan'da keskin nişancı tarafından vurulacaktı

              16.03.2008 09:11 Zafer konuşması yapan Putin’e suikast girişiminin son anda engellendiği açıklandı
              RUSYA’DA 2 Mart’ta yapılan seçimler sonrasında Kızıl Meydan’da velahtı Dimitri Medvedev ile zafer konuşması yapan eski Devlet Başkanı Vladimir Putin’e karşı düzenlenen suikast girişiminin son anda engellendiği açıklandı. Ülkenin en çok okunan gazetelerinden Tvoi Den’in iddiasına göre başkanlık seçimini ezici çoğunlukta kazanan halefi Medvedev ile Kızıl Meydan’da halkın karşısına çıkan Putin’e 24 yaşındaki bir genç suikast düzenleyecekti. Tacik asıllı Şahvelid Osmanov’un Rus güvenlik servisi FSB tarafından seçim konuşması yapılmadan birkaç saat önce Kızıl meydana bakan bir apartman dairesinde bir kalaşnikof ve dürbünlü bir suikast silahıyla yakalandığı belirtildi. Yetkililer suikastçının daireyi bir kaç gün önce, sadece bir haftalığına kiraladığını tespit etti. FSB geçen hafta seçim kampanyaları sırasında bir terörist saldırının önlendiğini açıklamış, ancak hiç bir detaya girmemişti.
              KESKİN NİŞANCILIK EĞİTİMİ VARDI
              Tvoi Den’e göre dürbünlü suikast silahıyla yakalanan Şahvelid Osmanov, keskin nişancılık eğitimi de almıştı. FSB, şimdi gencin kimin için çalıştığını bulmaya çalışıyor.
              VATAN
              https://twitter.com/keyborsa_simurg

              Yorum

              • MAGGGMA
                ...................
                • 12 Haziran 2007
                • 1375

                #8
                Geçmiş olsun Putincim

                Yorum

                • simurg
                  Administrator
                  • 10 Mart 2007
                  • 9248

                  #9
                  -putin'den Avrupa'ya ''abd Cikarlarina Hizmet Etmemeleri'' Cagrisi

                  -putin'den Avrupa'ya ''abd Cikarlarina Hizmet Etmemeleri'' Cagrisi

                  Moskova (a.a) - 29.08.2008 - Rusya Basbakani Vladimir Putin, Avrupa
                  Ulkelerinden ''abd'nin Dis Politika Cikarlarina Hizmet Etmemelerini''
                  Istedi.
                  Ab Ulkeleri Pazartesi Gunu Yapilacak Zirve Toplantisinda Rusya Ile
                  Iliskileri Ve Gurcistan Krizini Ele Almaya Hazirlanirken, Putin, Alman
                  Televizyon Kanali Ard'ye Verdigi Demecte, ''eger Avrupa Ulkeleri Abd Dis
                  Politika Cikarlarina Hizmet Etmek Istiyorsa Benim Gorusume Gore Bundan
                  Hicbir Sey Kazanamayacaklardir'' Diye Konustu.

                  -''rusya Tecrit Olamaz''-

                  Guney Osetya Mudahalesiyle Rusya'nin Onurunu Ve Vatandaslarinin
                  Hayatlarini Korudugunu Soyleyen Putin, Boyle Bir Ulkenin Tecritle Karsi
                  Karsiya Kalamayacagini Ve Yaptirimlardan Endise Etmedigini Soyledi.
                  ''dunyanin Avrupa Ve Abd Ile Bitmedigi'' Ifadesini Kullanan Putin,
                  Rusya'nin Tamamen Uluslararasi Hukuka Uygun Olarak Guney Osetya'yi
                  Savundugunu Kaydetti Ve Kimseyle Gerilimli Iliskiler Istemedigini,
                  Uluslararasi Hukukun Hakkiyla Ve Esit Olarak Uygulanmasini Istedigini
                  Vurguladi.
                  Gurcistan'dan Tek Yanli Bagimsizlik Ilan Eden Guney Osetya Ve Abhazya'yi
                  Taniyan Rusya Ile Iliskilerini Degerlendirecek Olan Ab Ulkelerinin Gaz
                  Ihtiyaclarinin Dortte Biri Moskova Tarafindan Karsilaniyor.
                  (ap-reu-zer-tem)
                  23:45 29/08/08
                  --aa--
                  https://twitter.com/keyborsa_simurg

                  Yorum

                  • simurg
                    Administrator
                    • 10 Mart 2007
                    • 9248

                    #10
                    Israil Katliami

                    İSRAİL KATLİAMI
                    ÖLÜ SAYISI 200'Ü AŞTI

                    27.12.2008 18:41
                    İsrail'in bugün Gazze şeridine düzenlediği saldırıda ölenlerin sayısı 200'ü aştı.
                    KATLİAMDAN FOTOĞRAFLAR
                    Hastane yetkilileri, saldırılarda ölenlerin sayısının 205'e yükseldiğini bildirdi. Muaviye Hasaneyn adlı yetkili, AFP muhabirine, "205 kişi hayatını kaybetti. Yüzlerce yaralı var" dedi.
                    Hasaneyn, İsrail saldırılarının hava karardıktan sonra da yer yer devam ettiğini, bu yüzden ölü ve yaralı sayısının daha da artabileceğini söyledi.
                    İsrail, 6 aylık ateşkes 19 aralıkta sona erdikten sonra Gazze şeridinde Hamas'ın hakmiyetine son vereceğini ilan etmişti.
                    https://twitter.com/keyborsa_simurg

                    Yorum

                    • hakihaki
                      Yeni Üye
                      • 04 Haziran 2008
                      • 2

                      #11
                      BASKA BIR SITEDEN ALINTIDIR. BIRAZ UZUN BIR YAZI AMA MUTLAKA OKUYUN.

                      Türkiye ne zaman savaşa girecek?Girmeyecekmi '''
                      İsrail bir şeriat devletidir. Tevrat'ın hükümlerine göre yönetilir. İsrail'in nihai hedefi arzı Mevdud. Yani Nil'den Fırat'a tüm Mezopotamya'yı ele geçirip büyük İsrail devletini kurmaktır. Bu amaç Yahudilere Tevrat'ta emredilmiştir. "O gün Rab Abramla ahdedip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar, bu diyarı senin zürriyetine verdim." (Tekvin Bölümü, 15/18) İsrail'in ilk Başbakanı Ben Gurion: "Yahudi halkının, gençlerimizin ve yetişkinlerimizin yerine getirmesi gereken bir başka haritası vardır: NİL'DEN FIRAT'A KADAR."

                      6/11/2008 / 6:10:30 PM

                      Türkiye ne zaman savaşa girecek?

                      2008



                      Siyonist lider Theodor Herzl: "Sınırlarımız kuzeyde Kapadokya (Orta Anadolu)'daki dağlara, güneyde de Süveyş Kanalı'na kadar dayanıyor."

                      Siyonizm sözcüğü Zion kökünden geliyor. Zion "Büyük İsrail" demek. Zion'un sınırları Akdeniz'den Kızıldeniz'e, İran Körfezi'nden Karadeniz'e uzanıyor. Ne gariptir, İsrail'in çizdiği haritada Türkiye'nin Kürt bölgeleri Zion sınırları içinde gösteriliyor." (2000′e Doğru, 22 Eylül 1991)

                      Bu emellerine ulaşabilmek için Yahudiler değişik yollara başvurmuşlardır. Hatta haçlı seferleri olarak bildiğimiz işgal girişimlerinin arasında Yahudi sermayesi vardır.

                      Kanadalı Araştırmacı Amiral William Guy Carr yazdığı "Satranç Tahtasındadaki Taşlar" isimli kitabında şöyle yazıyor. "Yahudi tekelcilerinin faiz aracılığıyla servetlerini yağmalama konusundaki ustalıkları, onları parlamakta olan İSLAMİ doğuya dikkat etmeye iten başlıca sebeplerden biri ve daha sonra Haçlı savaşlarının da nedenlerinin biriydi" Ve Devam ediyor Carr "Siyasi hedefleri ise o bölgeyi ele geçirtebilmek amacıyla hem Müslümanları hem de Hıristiyanları zayıflatmaktı her ne kadar haçlı seferleri Hıristiyan hacıların kutsal topraklara seyahatini gerçekleştirebilmek ve onları korumak amaçlı yapıldığı söylense de, asıl faillerin bunu bahane eden Yahudiler olduğunu görmekteyiz"

                      Yahudi Devletinin kurucularından olan Theodor Herzl 1897 de Yahudi devletinin sınırlarını söyle açıklıyordu: "Kuzey sınırlarımız Kapadokya'daki(Orta Anadolu) dağlara kadar dayanır. Güneyde de Süveyş Kanalına; sloganımız Davut ve Süleymanın Filistin'i olacaktır" Ve devam ediyor "Baselde ben Yahudi Devletini kurdum. Eğer bunu yüksek sesle söylersem bütün Dünya güler. Fakat beş veya 50 sene sonra herkes bunu böyle bilecektir "(Theodor Herzl, The Complete Diaries of Theodor Herzl, cilt 2, sf.711)

                      Görülüyor ki henüz Osmanlı devleti yıkılmamışken İsrail'in kurulusu planlanmış ve süre verebilecek kadar emin adımlara bu toprakların parçalanması tasarlanmıştı.

                      Thodor Herzl, Sultan Abdulhamid'e Osmanlının Borçlarını ödemek karşılığında Toprak istemiş fakat kovulmuştu. Bunun üzerine Herzl "Siyonozim amaçlarına ulaşabilmesi için Osmanlının Dağılmasını beklemeliyiz" demiştir.

                      İlk adımları olan İsrail devletini 1948 de kurduktan sonra Yahudiler iyice cesaretlenmiş ve planlarının ikinci sefasını devreye sokmuşlardır. O da Büyük İsrail'in kurulması.

                      Herz'in bu açıklamalarından 88 sene sonra İsrail ordusunun komutanı katil MOSHE DAYAN, mevcut Yahudi devletinin sınırlarını yeterli bulmayıp şunları söyleyecekti:

                      "Eğer kitabı mukaddes sahip çıkıyorsak, eğer kendimizi kitabı mukaddeste yazılı olan halktan sayıyorsak, kitabın yazıldığı topraklara da sahip olmamız gerekir" (Jerusalem Post, 10 Ağustos 1967 )

                      İŞTE 1982 YILINDA PLANLANAN PROJE

                      "Dünya Siyonist Örgütü'nün yayın organı Kivunim (Yönelimler) dergisinin Şubat 1982′deki 14. sayısında; 1980′lerde 'İsrail için Strateji 'başlıklı yazıda, Irak'ın Basra çevresinde güneyde bir Şii Bölgesi, kuzeyde Musul çevresinde bir Kürt Bölgesi ve ortada Bağdat çevresinde bir Sünni Bölgesi olarak üçe bölünmesi hedefleniyor." (Ortadoğu Çıkmazı, Cengiz Çandar, sf.37)

                      "Mossad, 1973′te, Yom Kippur Savaşı'nda, Barzani'den Irak petrol kuyularını bombalamasını istedi. Barzani'de bunu kabul etti." (Mossad 'Les Services Secrets Israeliens', Dennis Eisenberg-Uni Dan-Eli Landau, sf. 269)

                      Kuzey Irak'taki Kürtler, Mossad'dan ilk ve direk yardımı, İsrailli askerler Kürt Yahudisi gerillaları eğitirken alıyorlar. İsrail Kabine Başkanı Aryeh Eliav, Barzani yandaşları için arazi hastanesi kurdu." (Every Spy A Prince, Dan Raviv-Yossi Melman, sf.82)

                      İsrailli Shai komandolarının bir bölümü Molla Mustafa Barzani'nin yanında yaşıyorlar. Zaten Barzani'nin komandolarına iletişim ağlarını kuran da onlar. Bu komandolar sabotaj ve katliamda bu ağları kullanıyorlar." (Les Murailles d'Israel, Larteguy, sf. 92)

                      "Barzani yandaşlarına İsrailliler tarafından yardım edildiği artık kimse için bir sır değil. Onlardan sadece silah ve malzeme almıyorlar, aynı zamanda bilgi de alıyorlar." (Les Murailles d'Israel, Larteguy, sf.92)

                      "Irak'taki ayaklanmaları yakından izleyen Ankara, Kürtlerin ve Şiilerin İsrail tarafından desteklendiklerini belirledi ve dikkatini Tel Aviv'deki gelişmelere de kaydırdı. Kuzey Irak'taki iç savaşın arkasında İsrail Gizli Örgütü Mossad'ın da parmağının bulunduğu, İsrail'in Kürt Devleti'ni desteklediği belirlendi. Edinilen bilgilere göre askeri istihbarat, İsrail'in Kürt Devleti'nin kurulmasını fiilen desteklediğini gösteren verileri hükümete sundu. İsrail'in, Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti kurulması konusuyla, Mossad kanalıyla öteden beri ilgilendiği belirtildi." (Tercüman, 12 Mart 1991)

                      "İsrail, GAP konusunda Türkiye ile iş birliği yapmak istediğini, İsrail'in su kaynaklarından yoksun olduğunu, Türkiye'nin ise zengin su, toprak ve iş gücüne sahip bulunduğunu belirtti." (Şalom, 29 Ocak 1992)

                      "Şimon Peres: Nüfus artıyor. Suyu üretmek için imkân oluşturmazsak, bu kez su için savaşacağız." (Cumhuriyet, 12 Haziran 1991

                      "İsrail Hayfa Üniversitesi'nden Prof. Armon Sofer 1990′da verdiği demeçte, Ortadoğu'da su kaynaklarının kullanımı yüzünden savaş çıkacak dedi." (Milliyet, 31 Ekim 1990)

                      "Merkezi Washington'da bulunan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi, 1986′da durup dururken, 'Ortadoğu'nun Su Sorunu' başlıklı bir rapor yayınlar. Raporda bölgedeki kuraklığın artacağı, nehir debilerinin azalacağı, günlük hayatta suyun petrolden daha değerli olacağı gibi araştırma sonuçlarına yer verilir ve bir de kehanette bulunulur: Nil, Ürdün ve Fırat… Ortadoğu'da, gelecekteki bir savaş, mutlaka bu üç nehrin sularının paylaşılmasından çıkacak…" (Tempo, 10-16 Haziran 1990)

                      "İsrail Tarım Bakanı Rafael Eitan: Bölgede su, saatli bombadır." (Hürriyet, 14 Temmuz 1991)

                      "Batılı kaynaklar, Ortadoğu'da petrolden daha değerli hale gelmeye başlayan suyun, 2000′li yıllara doğru stratejik bir önem kazanarak bölgede savaş rüzgârları estirebileceğini belirtiyorlar." (Cumhuriyet, 23 Temmuz 1992)

                      "Los Angeles Times: Su sorununda Türkiye anahtar." (Hürriyet, 30 Ocak 1992)

                      BM Genel Sekreteri Butros Gali, Financial Times'a verdiği demecinde bölgede bundan sonra çıkacak savaşın siyasi değil, su meselesinden çıkacağını söylüyor." (Milliyet, 30 Ocak 1992)

                      ŞİMDİDE SENARYOLAR YAVAŞ YAVAŞ UYGULANMAYA BAŞLADI.

                      NASIL MI?

                      Petrol ve barajlar bizim olsun!

                      Bu "balyoz" haberlerinin gölgesinde kalan bu sözlerin sahibi kim? Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir!

                      Peki, Baydemir bu sözleri nerede söyledi?.

                      - Avrupa Parlamentosu'nda "Avrupa Birliği-Türkiye ve Kürtler" konulu konferansta!..

                      Peki, DTP'li Belediye Başkanı bu "büyük lafları" kimlerin karşısında söyledi?..

                      - AB-Türkiye Karma Parlamenter Komisyonu Başkanı Joost Lagendijk ve Türkiye'ye yakın ilgisini esirgemeyen (!) AP milletvekili Andrew Duff'ın karşısında!..

                      Peki, onlar bu konuşmayı dinleyince ne yaptılar?..

                      -Ne yapacaklar, alkışladılar tabii!.. İŞTE SİZE BATI...

                      Türkiye çok zengin petrol kaynaklarına sahiptir. Ancak yıllardır söylenen bir yalan var. Çok derinde. Acaba öyle mi?

                      "Türkiye'de petrol yok, olan da çok derinde, verimli değil" kandırmacısı dillerde dolanıyor. Meğer sınırımızdan elli metre ötedeki petrol üst tabakalarda imiş sınırı geçer geçmez derine kaçıyormuş! Satılmış birçok ağızdan, MTA'cıların bazılarından ve maden fakültelerinin bazı hocalarından kaynaklanıyor bu aldatmaca. İnsan o zaman soruyor: Mademki yok, neden bu denli uzman Amerikalısı, İngiliz'i, Hollandalısı bunca para döküp sondaj üstüne sondaj yapmaya devam ediyor? Biz yanıtını verelim: Onlar rezervleri saptayıp kapatıyorlar, zamanı geldiğinde tam egemen olarak açmak üzere!..." Büyük İsrail devleti kurulunca çıkarılacak. Peki, bu petrolün ve diğer kaynakların doğal sahibi olarak kendini gören İsrail bunların Türkiye tarafından kullanılmasını nasıl engelleyecek? PKK… Evet, yıllardır güneydoğudaki terörün tek nedeni bu...

                      Siz yakalanan PKK'lıları duydunuz. PKK ya ait mühimmat depolarının bulunduğunu duydunuz. Peki, hiç PKK ya silah götürürken yakalanan bir araç veya başka bir şey duydunuz mu? Bu silahlar gökten mi iniyor? Tabii ki hayır. Tüm silahlar İsrail tarafından sağlanıyor. Bölge Mossad'ın kontrolünde. Ve maalesef Türkiye bunu biliyor. Peki, İsrail bu hedefe ulaşması konusunda en büyük yardımcısı kim? Bildiniz ABD. Peki neden? İki ana nedeni var... Birincisi rezervi tükenmek üzere olan petrol. (Dünyada 30yıllık petrol rezervinin kaldığından bahsediliyor)

                      İKİNCİSİ VE DAHA ÖNEMLİSİ EVANJELİSTLER…

                      Evanjelistler Hıristiyanlığın Protestan mezhebinden fakat konuyu araştırdığımızda düşünce ve eylemlerinin Siyonizm hedefleri ile örtüştüğünü görüyoruz.

                      Bakın ne diyorlar. Dünyayı İsa'nın inmesine uygun hale getirmek gerekiyor. Bunun için öncelikle İran, Irak ve Lübnan topraklarının alınması gerekmektedir. Bu çerçevede Bağdat yani eski Babil büyük önem taşıyor. Bunun yanında Mescid-i Aksanın yıkılıp Süleyman Tapınağının yeniden inşa edilmesi gerekiyor.

                      Yukarıdaki hedefleri bir yerden hatırladınız mı? Ben çıkartacak gibi oluyorum. Bunlar Siyonizm'in temel hedefleri. Arz-ı Mevdud ideali çerçevesinde alınması gereken topraklarla, yine Süleyman Tapınağının inşa edilmesine kadar hepsi Siyonist İsraillin hedefleri.

                      Gerek programdaki sonuçlardan, gerekse metinlerden bir analiz yaptığınızda Siyonist felsefenin Evanjelislerle aynı doğrultuda olduğunu kolaylıkla görebiliyorsunuz. Ve Bush ta bir evanjelistdir. Herkes aynı şeyi söylüyor. ABD ırak batağından çıkmaya çalışıyor. Onun için İran ve veya Türkiye ile uğraşamaz. Gerçekte öyle mi? ABD'nin ıraktaki toplam kaybı ne kadar? Yanlış hatırlamıyorsan 4 bin civarı…Bir ülkeyi ele geçirme adına 4 bin çok komik bir rakam...Ne elde etti..Dünyanın en büyük petrol rezervlerini..İnanılmaz bir kar... Ve ABD bunca uğraşıdan sonra bu petrol rezervlerini bırakıp gidecek mi? Kitle imha silahları var yalanı ortaya çıkmadı mı? Demek ki amaç Irak'ı ele geçirmek. Peki, şimdi geri çekilir mi? Bu mantığa sığmaz. Hiç kimse bu rezervleri bırakıp gideceğini söylemez.

                      Şimdi İran meselesi var. Irak'ı hangi sebeple işgal etti? Kitle imha silahlarının varlığı yalanıyla? Yalanla ülke işgal eden ABD nükleer çalışmaları olduğu net olarak bilinen İran'ı rahat bırakır mı? Mantık hayır diyor. Petrol şu anda en büyük sorun. Şunu düşünün. Bir anda petrol bitti. Ne olur? Ki 30 yıllık petrol kaldı.

                      Dünyadaki başta askeri olmak üzere tüm sistemler petrol üzerine..Ve petrolün yerine kullanılacak bu kadar yaygın bir enerji kaynağı henüz yok..Bu durumda tüm dünya ekonomik ve askeri gücünü yeni bir enerji kaynağına göre inşa etmek zorunda. İşin diğer bir vahim tarafıda burada açığa çıkıyor. Türkiye açısından tabi... Petrolün yerine kullanılması düşünülen yakıt hidrojen... Yalnız önemli bir sorun var... Hidrojen yanarken çok güçlü bir ısı açığa çıkarıyor. Ve bunun için çok sağlam yakıt depolarına ihtiyaç var... Bu ısıya dayanabilen tek maden bor. Bor payımız dünyada % 74 e çıktı.

                      İŞTE YORUMLAR…

                      "Aslında İran'a saldırı spekülasyonlarını, yalnızca son aylarda İran'ın sahip olmakta inat ettiği nükleer tesislere bağlamak pek de doğru olmaz. Amerikan basınına yansıyan haberlere göre, ABD yönetimi, İran'a karşı savaş planlarını çoktan hazırlamış. Hatta Washington Times gazetesinin Amerikalı askeri uzman William Arkin'in açıklamalarına dayanarak verdiği habere göre, bu planlar, Mart 2003′te Irak'a karşı başlatılan askeri operasyonlardan önce yapılmış. Yani İran'la savaş senaryolarını 3 yıl önce tasarlamış.

                      Planları hazırlayan ise ABD Kara Kuvvetleri ve Körfez bölgesinden sorumlu olan Florida'daki Merkez Komutanlığı. İran'la geniş çaplı bir savaşın planlamasına ilişkin çalışmaların önderliğini ise, bugün Merkez Komutanlığı'nın başında olan Orgeneral John Abizaid yapmış. Bu planın adı da "TIRANNT", yani İngilizce "Yakın zamanda Iran Tiyatrosu" anlamına gelen "Theater Iran Near Term"in kısaltılmış şekli.

                      Amerikalı askeri uzman Arkin, Washington Times'a yaptığı açıklamada, İran'a karşı askeri operasyonun, füze saldırıları, kara çıkarması ve Hürmüz Boğazı'nın kontrolü için bir donanmanın konuşlandırılması biçimde planladığını söylüyor. Plana göre, Amerikan Deniz Kuvvetleri, İran'ın petrol sevkiyatını durdurmak amacıyla Hürmüz Boğazı'nı kapatmasını önleyecek her türlü tedbir üzerinde çalışmış.

                      Plan, İran'ın füze kapasitesinin ayrıntılı analiz edilmesi ve kitle imha silahlarının etkisiz hale getirilmesini öngörüyor. Hatta Arkin'e göre, Amerikan ve İngiliz askerlerinin Hazar Denizi'nde askeri tatbikatlar yaparak bu operasyona hazırlandıkları da bir gerçek.

                      Amerikan yönetiminin, İran'a karşı savaş planlarını 2004 yılında ABD'nin nükleer silahlar dâhil ağır bombardıman unsurlarından sorumlu stratejik komutanlığına verdiği talimatla güncelleştirdiği de söyleniyor. Bu son plan, ABD Başkanı George W. Bush emir verdiği anda İran'ın nükleer tesislerini 12 saat içinde ağır bombardıman uçaklarıyla ve güdümlü füzelerle vurulmasını öngörüyor.

                      Görüldüğü gibi ABD yönetiminin İran'ı hedef alan saldırı planlarını, daha Irak'ı vurmadan önce hazırladığı gerçeğiyle karşı karşıyayız.

                      Ve son zamanlarda görüldüğü gibi ABD, İran'a karşı bu askeri operasyon planlarını hayata geçirebilmek için bahane arayışında. Bu bahane de İran'ın uranyumu zenginleştirme faaliyetlerine ve ardından nükleer bombaya sahip olacağı kaygılarına kilitlenmişe benziyor.

                      Amerikan Time dergisi, son sayısında manşetine ABD'nin İran'a karşı olası savaş hazırlıklarını taşıdı. Dergi, askeri kaynaklara dayandırdığı haberinde, İran'daki 1500 ′den fazla hedefi havadan vurmayı öngören savaşa, ABD ordusundaki tüm uçakların katılmasının planlandığını belirtti. Habere göre böyle bir savaşın temel hedefi, İran'ın nükleer silah geliştirmesini 2-3 yıl geciktirmek olacak. Ancak ABD ordusu İran'a karadan girmeyecek.

                      Time, böyle bir savaşın ne zaman düzenlenebileceğine dair bir tahminde bulunmazken, saldırının sadece birkaç gün süreceğini vurguladı. Haberde, Amerikan donanmasının bir denizaltı, bir Aegis sınıfı güdümlü füze gemisi ile çok sayıda mayın tarama gemisine İran Körfezi'nde konuşlanmaya hazır olma emri ilettiği belirtildi. Haberde, Haberde, gemilerin henüz limanlardan ayrılmasının istenmediği, ancak 1 Ekim'e kadar hazır olmasının istendiği vurgulandı. Haberde ayrıca, İran'ın operasyon ardından ilk tepkisinin İsrail'e saldırmak olacağının tahmin edildiği vurgulandı.

                      SONUÇ:

                      Belki de bunların tamamı komplodur. Ama devletlerin bunun bir komplo olduğunu farzetmek gibi bir lüksleri yok. 80'lerde kim derdi ki süper güç S.S.C.B kurşun atmadan yıkılacak?
                      O YÜZDEN BİZE BİR ŞEY OLMAZ MANTIĞINI BIRAKMAK
                      VE ÇEVREMİZDE OLUP BİTENİ İYİ ANLAMAK VE YORUMLAMAK ZORUNDAYIZ....
                      YAPILACAK HATA 70 MİLYON İNSANI İGİLENDİRİYOR
                      ZİRA ABD VE İSRAİLİ ŞU AN DURDURACAK HİÇ BİR ÜLKE VEYA KURULUŞ YOK..
                      İSRAİL KATLİAM YAPIYOR DÜNYA SEYREDİYOR..
                      ABD İŞGAL EDİP ÜLKE YAĞMALIYOR DÜNYA SEYREDİYOR..
                      AMA BİZ KENDİ PLANIMIZI EN KÖTÜ SENARYOYA GÖRE HAZIRLADIKMI ACABA..
                      ORDU.... İSTİHBARAT...

                      HER NEYSE SİZ SON ZAMANLARDA GELİŞMELERİ İYİ TAKİP EDİN…

                      EĞER ABD İRANI VURURSA
                      İRANDAN SONRA SIRA BİZE GELECEK..
                      O ZAMAN KOMPLO OLMADIĞI ANLAŞILACAK..
                      VE SİZ BUNU GÖRÜRSENİZ
                      BU YAZILARI O ZAMAN TEKRAR OKUYUN..
                      SANIRIM ÇOK LAZIM OLACAK..

                      TÜRKİYE BİR TÜRK KÜRT SAVAŞINA ÇEKİLECEK..
                      PLANLANAN BU…
                      (Yazı uzun olmasın diye bazı kısımları yazmadım)
                      KİMSE SAVAŞIRIZ NOLACAK DEMESİN..
                      DURUM ÇOK KARIŞIK..
                      İLK ÖNCE UYDU BİR KÜRDİSTAN ...
                      (ŞİMDİDEN BAZI HARİTALAR ORTALIKTA DOLAŞIYOR.ABD ORDUSUNDA BİLE..
                      GERÇİ ABD YANLIŞLIK VAR DEDİ AMA İNANDIRICIMI..
                      ŞİMDİDEN MESAJMI VERİLİYOR TÜRKİYEYE)
                      ARDINDAN BÜYÜK İSRAİL..
                      ABD VE İSRAİL SON PETROL KAYNAKLARININ KULLANIMINI ELE GEÇİRECEK
                      BÖYLECE HEM ABD LİLER HEMDE İSRAİL AMAÇLARINA KAVUŞACAK..

                      VE BU KONUDA BİZE YARDIM EDECEK BİRLİK OLACAK HİÇ BİR ÜLKE VEYA MİLLET YOK…
                      OYNANAN OYUNUN ŞAKASI YOK..
                      ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN…

                      Yorum

                      • MAGGGMA
                        ...................
                        • 12 Haziran 2007
                        • 1375

                        #12
                        Bunların hepsi bilinen ve malesef mantığa uygun şeyler.Satılmış ve korkak insanlar var oldukça bu tehlikelere maruz kalma şansımız hiç bitmeyecek...

                        Yorum

                        • simurg
                          Administrator
                          • 10 Mart 2007
                          • 9248

                          #13
                          İsrail'in sırtını kim sıvazlıyor?

                          İsrail'in sırtını kim sıvazlıyor?



                          İsrail'e bu gücü veren kim?





                          İsrail hava operasyonuyla bir günde 200’e yakın kişiyi öldürdü. Bu neredeyse kırk yıldır gözü kapalı yapılan en büyük operasyon ve en büyük insan kaybı. Obama Beyaz Saray’daki koltuğuna doğru yürürken şimdi şunu sormalı: İsrail’e bu gücü veren kim? iyibilgi analiz
                          Ve fitil ateşlendi… Bir halk ölüme terk edildi… Dünya seyrediyor… İsrail’in Gazze’de başlattığı hava operasyonunun bilançosu 205 sivil… İsrail’in öğlen saatlerinde vurduğu şehrin sokaklarında sadece polisler askerler değil,çocuklar da yatıyor…
                          Şimdi şu soruları sormanın zamanı: Gazze’de bir buçuk yıldır sürdürülen ambargoyu gevşetmeyen, Gazzelileri çöpten yemek toplamaya zorlayan ve “damara basarak” kışkırtan İsrail bu gücü kimden alıyor? 2006’da Hizbullah’a yenilerek geri çekilen, Türkiye’nin arabuluculuğunda Suriye ile masaya oturan İsrail keskin bir "u" dönüşüyle söylemini neden sertleştirdi? Gazze’de insanları aç ve ilaçsız bırakan, ardından geniş çaplı operasyon başlatan İsrail’in sırtını kim sıvazlıyor? Şimdi bu soruların yanıtını arama zamanı…
                          Türkiye’nin dışpolitikasına yön veren Ahmet Davutoğlu Washington Post’tan David Ignatius’a verdiği röportajda “İsrail yönetimi Obama’nın tercihlerini zorlayabilir” demişti. Davutoğlu bu sözlerle şunu gördüğünü ima etmişti: Obama’nın gelişiyle İsrail politikaları sertleşebilir.
                          Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayip Erdoğan operasyon sonrasında Olmert’e sert çıktı. Erdoğan “bu barış çabalarına hizmet etmiyor, Olmert’i aramayacağım” dedi… Çünkü Olmert Ankara’ya geldiğinde barış çabalarına devam edeceğini söylemiş ve söz vermişti. Ancak sözünü tutmadı.
                          Olmert sözünü tutmadı… Bunun sebebi ateşkesin sona ermesi ve Hamas’ın roket saldırılarına başlaması değil… Çünkü barış isteyen Hamas’a saldırı “bahanesi” vermezdi, Gazze’deki insanlık dışı ambargoyu kaldırırdı. Ama Olmert bunu yapmadı. Ateşkes anlaşmasının tersine Gazzelileri açlığa terk ederek kendilerine saldırmasını bekledi.
                          Erdoğan başta Olmert olmak üzere İsrail yönetimine kızmakta haklı. Çünkü Tel Aviv’in barış sözlüğü değişti. Obama’nın iktidarıyla Ortadoğu’da barışı tanımlayan sözcükler değiştirildi.
                          İki yıl önce Lübnan’da yenilen ve geri çekilen İsrail’in kendine güveninin nasıl geldiğini merak ediyoruz. Hiç can almayan, sadece bir İsraillinin yaralanmasına neden olan bir haftalık roket saldırısının karşılığı 205 can mı olmalıydı bunu da merak ediyoruz. ABD’nin seçilmiş başkanı Barack Obama’nın ilk seçim kampanyasında AIPAC’da yaptığı konuşmada Filistinlileri suçlayıp “Kudüs İsrail’in bölünmez başkentidir” demesinin İsrailli şahinleri ve Olmert’i cesaretlendirip cesaretlendirmediğini merak ediyoruz. Şunu da merak ediyoruz: ABD'li ünlü sosyolog James Petras “Obama ABD’nin ilk Yahudi başkanıdır” derken haklı mıydı? ABD saldırı sonrası zaten açıklama yapmıyor, sadece "sivillere dikkat edin" diyor. Obama’nın bu katliam sonrası hala süren sessizliği İsrail’in sırtını sıvazlar mı?
                          Dünya değişiyor… Değişim vaadiyle gelen “yılın adamı” Obama Mumbai saldırıları sonrası test ediliyor. Testin konusu şu: Dünyaya verdiği değişim sözlerine mi sadık kalacak, yoksa kapalı kapılar ardında verdiği sözlere mi? Bu sorunun yanıtı gün geçtikçe berraklaşıyor…
                          İyibilgi.com
                          https://twitter.com/keyborsa_simurg

                          Yorum

                          • mehmetmaltepeli
                            Yeni üye
                            • 02 Aralık 2008
                            • 8

                            #14
                            israil hamasıda kullanaraktan kıyım yapıyor aslında filistin falan umurlarında değil maksat orta doğuda ve dünyada hükümranlığın yahudilerde olduğunu bir şekilde gündeme getirmek

                            Yorum

                            • mehmet.17
                              Katılımcı
                              • 17 Aralık 2008
                              • 66

                              #15
                              Hepimiz Filistiniz ! ! !
                              Hamas'a Selam Direnişe Devam !
                              [B]Ben hayatı çevrimdışı yaşıyorum, hayat beni engellese ne olur ! ! ![/B]

                              Yorum

                              Working...
                              X

                              Debug Information