ODTÜ'lü robotlar mayın avlayacak

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • Yeşil Zeytin
    Tecrübeli
    • 11 Mart 2007
    • 527

    #16
    Fobilerle Yaşıyoruz

    Genellikle çocukluk yıllarında yaşanan travmaların etkisiyle ortaya çıkan yüzlerce “fobi” çeşidi insanların hayatını olumsuz etkiliyor.

    Çoğu Latince olarak adlandırılmış bulunan ve bir kısmı toplumda daha sık bilinen yüzlerce fobi, çoğu kez literatürdeki adıyla bilinmese de insanlar tarafından yaşanıyor ve bunlar hayatı olumsuz etkiliyor.

    Literatürdeki “fobi”ler arasında Aviofobi: uçuş korkusu,
    Klostrofobi: kapalı yer korkusu,
    Batofobi: derinlik ya da yüksek binaların yanından geçmekten korkusu, Ailurofobi: kedilerden korkma gibi fobilerin yanı sıra pek duyulmamış Arakibutirofobi: yerfıstığı ezmesini yerken damağa yapışmasından korkma, ( )
    Venüstrafobi: güzel kadınlardan korkma,
    Politikofobi: politikacılardan korkma,
    Peladofobi:kel insanlardan ya da kelleşmekten korkma ve
    Fobofobi: korkmaktan korkma gibi ilginç fobiler de var.

    Diğer dikkat çekici birkaç fobi ise şöyle sıralanıyor:
    Eisoptrofobi: aynalardan korkma,
    Erotofobi: cinsellikten korkma,
    Filofobi: aşık olmaktan korkma,
    Agirofobi: caddelerden ya da caddelerde karşıdan karşıya geçmekten korkma,
    Agorafobi: açık yerlerde bulunmak korkusu,
    Antropofobi: insanlardan korkma,
    Araknofobi: örümceklerden korkma,
    Tokofobi: gebe kalmaktan ya da çocuk doğurmaktan korkma,
    Triskaidekefobi: 13 sayısından korkma,
    Tripanofobi: iğne olmaktan korkma,
    Musofobi: farelerden korkma,
    Nekrofobi: cesetten korkma,
    Ofidiyofobi: yılanlardan korkma,
    Okofobi: taşıtlardan korkma,
    Rantofobi: herşeyden korkma,
    Gametofobi: evlenmekten korkma,
    Ksenofobi: yabancıdan korkma

    Dicle Üniversitesi (D.Ü) Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aytekin Sır, korkunun, insanlığın varlığından beri var olan bir olgu olduğunu belirterek, genellikle çocukluk döneminde yaşanan olayın ileri yaşta benzer ya da farklı şekillerdeki korkular olarak ortaya çıkabildiğini bildirdi.

    KORKULAR DA DEĞİŞEBİLİYOR

    Hayatın belli dönemlerinde ve modern çağla birlikte korkuların da değişebildiğine değinen Prof. Dr. Sır, “Örneğin bebekler ilkin yüksek sesten korkarlar. Zamanla bunu aşar ve daha sonra başka korkuları başlar. Ayrıca modern çağla birlikte korkularda değişimler olabilir. Örneğin daha önceleri ay ve güneş tutulmasından korkulurken, artık sebepleri bilindiğinden bunların yerini UFO’lar (tanımlanamayan yabancı nesneler) ve uzaylıların dünyayı istila edeceği gibi korkular alabiliyor” dedi.

    Korkuların genellikle çocuklukta yaşanan bir olayın etkisiyle ortaya çıktığını ifade eden Sır, şunları söyledi:
    “İnsanlar kimi zaman bilmedikleri şeylerden korkarlar, kimi zamanda çocukluklarında yaşadıkları olaylar korkularını tetikleyebilir. Örneğin küçükken karanlık yere kapatılanlarda ileri yaşlarda karanlık ve kapalı yer korkusu ortaya çıkabilir. Ya da çocukluklarında ailesinden ayrı bırakılmış çocuklar ileride ailesinden ayrılacağı ve yalnız kalacağı kimsenin ona yardım etmeyeceği korkusuna kapılabilir. Korkular, çocuklukta yaşanan olaylar nedeniyle simgesel şekilde karşımıza çıkabilir. Örneğin iğdiş (hadım) edilme korkusu farklı korkularla karşımıza çıkabilir. İğdiş edilmekle korkutulan çocuklarda, bu çözülmezse, çocukta kötülük göreceği, birilerinin gelip kendisini götüreceği, takip edildiği ya da yükseklik korkusu şeklinde farklı korkular da tetiklenebilir. Bir çatışmaya şahit olan bir çocukta yüksek ses korkusu ve aynı ortamı tekrar yaşayabileceği korkusu gelişebilir. Belli bir yaştan sonra da korkular oluşabilir. Örneğin deprem yaşayan biri tekrar deprem olacağı, evinin üstüne yıkılacağı ve havasız kalacağı korkusunu yaşayabilir.”

    TELEVİZYON KORKULARI TETİKLEYEBİLİR
    Televizyonun da korkuları tetikleyebildiğini vurgulayan Sır, seyredilen bir korku filminin insanlarda korkuyu tetikleyebildiğini ve film senaristlerinin de bu korkulardan hareket ettiklerini ifade etti. Son zamanlarda büyücülük ve sihirle ilgili filmlerin de yapıldığını ve bunların çocuklar üzerinde çok ciddi olumsuz etkiler bıraktığını anlatan Sır, korkuların gelişmemesi için en uygun yöntemin çocuklara hep güven telkin etmek ve korkularının üzerine gitmelerini sağlamak olduğunu bildirdi.

    Sır, en yaygın psikiyatrik rahatsızlıkların korkular olduğunu ve yapılan çalışmalara göre bunların toplumdaki yaygınlığının yüzde 10 civarında olduğunu sözlerine ekledi.

    Sizin fobiniz ne?

    Yorum

    • Yeşil Zeytin
      Tecrübeli
      • 11 Mart 2007
      • 527

      #17
      Bitkilerin Yüzyıl Ömrü Kalmış Olabilir

      İngiliz Bilimadamları ozon tabakasının bitkilerin fotosentez kabiliyeti üzerinde etkisi olduğunu buldular.

      İngiliz bilim adamları yaptıkları araştırmaya dayanarak bu yüzyıl sonunda hava kirliliğinin Dünyada tekrar bitki yetişmesine engel olacak boyutlara ulaşacağını bildirdiler. Küresel ısınma sonucunda artan karbondioksit oranlarının bitki popülasyonlarınaa geçici de olsa faydalı bir artış sağlıyor olmasına karşın, özellikle ozon tabakası olmak üzere diğer etkilerin sonucunda bitkilerin yapraklarını ve dolayısıyla fotosentez yeteneklerini kaybedeceğini iddia eden ve araştırmayı yapan grubun başında olan Stephen Sitch, ozon tabakasındaki değişimin bitkilerin fotosentez kabiliyeti üzerindeki etkilerinin hafife alınmaması gerektiğini söyledi.

      Yorum

      • Yeşil Zeytin
        Tecrübeli
        • 11 Mart 2007
        • 527

        #18
        Çin’de klonlanan ilk tavşan testten geçti

        Çin’de beş ay önce klonlanan dünyanın ilk tavşanı biyolojik testten geçti.

        PEKİN - China Daily gazetesinin haberinde, ceninden alınan hücrelerle biyolojik süreçten geçirilerek yapılan klonlama sonrası 12 Şubat’ta 60 gram doğan dişi tavşanın Şanghay’daki merkezde normal yaşam sürdürdüğü ifade edildi.

        İlk kez Dolly adlı koyunun klonlandığı 1996’dan sonra bilim adamları fare, sığır ve domuz klonladılar. 2002’de ise Fransız bilim adamları yaşlı bir dişi tavşanın yumurtalarından dünyada ilk kez bir tavşan klonladılar. Ancak haberde, Çin’de ilk kez tavşan cenininden “fibro blast” hücre alınarak klonlama yapıldığına işaret edildi.

        Klonlamayı yöneten Pekin Hayvan Bilimleri Enstitüsü’nden Dr. Li Şangang, ceninden alınan hücrelerin yetişkin hayvanlardan alınanlara göre daha uzun süre yaşadığını ve gen değişiklikleri ile gen araştırmaları için daha zengin materyaller içerdiğini belirtti. Li, tavşanların gebelik süresinin koyun ve inek gibi büyük hayvanlardan daha kısa olmasının klonlama için avantaj olduğunu da söyledi.

        Çin Biyoteknoloji Geliştirme Merkezi Müdürü Vang Hongguan da Çin’deki klonlama çalışmalarının ileri seviyeye geldiğini ve dünyanın en gelişmiş laboratuvarlarında alınan sonuçları elde edebildiklerini belirtirken, ilk deneyimlerin sonuçları hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıklarını, ulaştıkları sonuçların daha önce yayınlanıp yayınlanmadığından emin olamadıklarını kaydetti.

        Yorum

        • Yeşil Zeytin
          Tecrübeli
          • 11 Mart 2007
          • 527

          #19
          Kızıl Gezegen'e Anka Kuşu Gidecek



          NASA'nın Mars'a göndereceği araç kutup bölgesini ilk kez inceleyecek.

          Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) cuma günü Mars'a göndereceği uzay aracı Phoenix (Anka Kuşu), Kızıl Gezegen'in buz tabakasıyla kaplı kutup bölgesini ilk kez inceleyecek ve arktik bölgede geçmişte ve mevcut muhtemel yaşam biçimlerinin izlerini bulmaya çalışacak.

          8 ay sürecek yolculuktan sonra Kızıl Gezegen'e ulaşması planlanan uzay aracı, NASA için Arizona Üniversitesi'nin Lockheed Martin şirketi, Jet Motorları Laboratuvarı ve Kanada Uzay Ajansı'yla yaptığı işbirliğiyle üretildi. Kennedy Uzay Merkezi'nden cuma günü Delta 2 tipi bir füzeyle uzaya fırlatılması planlanan Phoenix, Mayıs 2008'de Kızıl Gezegen'e iniş yapacak. Şu ana ve geçmişe ait muhtemel yaşam belirtilerinin yanı sıra Mars'a yapılacak bir insanlı uçuş için gerekli ortamı inceleyecek Phoenix'in fırlatılmasını da içeren bu programın maliyetinin 386 milyon doları bulacağı tahmin ediliyor. Uzay aracı, Alman bilim adamlarının, "NASA'nın 30 yıl önce Mars'a gönderdiği iki Viking uzay aracının Kızıl Gezegen'de mikro-organizmaların varlığını keşfedebileceği, ancak bunları bilmeden öldürdüğü" yolundaki iddiaların incelenmesi açısından da bir şans olarak görülüyor.

          NASA, Güneş Sistemi'ndeki asteroid kuşağının iki büyük gökcismini keşfedecek Dawn (Şafak) uzay aracının fırlatılışını da Phoenix misyonunun hazırlıkları için eylüle ertelemişti. Mars ile Jüpiter arasındaki asteroid kuşağının iki büyük asteroidi Vesta ve Ceres'i inceleyecek uzay aracının fırlatma işlemini önce 15 Temmuz'a erteleyen NASA yetkilileri, daha sonra aldıkları bir kararla fırlatma tarihini eylüle almışlardı. Güneş Sistemi'nin bilinen en büyük iki asteroidi Vesta ve Ceres'in yörüngesine 4 yıl sürecek bir yolculukla varması planlanan Dawn uzay aracı da bilim adamlarının diğerlerinden çok daha farklı olduğuna inandıkları iki asteroidin boyut ve ağırlığını hesaplayacak. 2011 Ekim ayında Vesta'nın yörüngesine girdikten sonra Şubat 2015'te Ceres'in yörüngesine ulaşacak Dawn, toplam 5,1 milyar km yol kat edecek. Uluslararası Astronomi Birliği, 2006'da Ceres'i "cüce gezegen" sınıfına almış, bu karar Plüton'nun gezegen statüsü konusunda da tartışma başlatmıştı.

          Yorum

          • Yeşil Zeytin
            Tecrübeli
            • 11 Mart 2007
            • 527

            #20
            Otomobillere alkolmetre hayat kurtaracak

            Japon otomotiv devi Nissan, araçlara koyacağı alkolmetreye benzer bir sistemle, sürücünün alkol düzeyini tespit edecek. Sürücünün alkollü olması durumunda uyarılar devreye giriyor.


            TOKYO - Otomotiv şirketleri yeni teknolojiler ile, alkol kullanımına bağlı trafik kazalarını önlemeyi hedefliyor. Japonya’nın otomotiv devi Nissan, yeni nesil otomobillerinde, alkollü sürücülerin trafiğe çıkmasını engelleyecek yeni bir teknolojiyi kullanıyor.

            Bu amaçla, araçlara alkolmetre benzeri bir sistem kurulacak. Sistemin ilk parçası vites kolunda. Buradaki aygıt, sürücünün avucundaki teri ölçüyor. Sürücünün alkollü olduğunun belirlenmesi halinde, alarm çalıyor ve uyarı mesajı devreye giriyor.

            Sistemin diğer bir parçası, direksiyonun üzerine monte edilmiş monitör. Monitör, sürücünün retinasını tarayarak, bilincinin ne ölçüde yerinde olduğunu tespit ediyor.

            Sürücünün uyuklaması, gevşemesi veya bilincini kaybetmesi halindeyse başka bir sistem devreye giriyor ve emniyet kemeriyle sürücü sıkıştırılıyor. Gidilen yolu takip eden bir monitör de otomobilin, düzgün seyredip seyretmediğini denetliyor.

            Nissan, yeni sistemi 2015 yılına kadar tüm araçlarına kurmayı hedefliyor.

            Yorum

            • Yeşil Zeytin
              Tecrübeli
              • 11 Mart 2007
              • 527

              #21
              Orangutanlar sessiz sinema oynuyor

              Bilimadamlarının araştırmaları, orangutanların bir şey anlatmak için sessiz sinemadaki taktikleri kullandıklarını ortaya koydu. Bu buluş insanoğlunun ataları arasında dilin nasıl geliştiği hakkında ipucu veriyor.

              GLASGOW/TORONTO - İskoçya’daki St. Andrews Üniversitesi psikologlarından Arica Cartmill ve Richard Byrne, orangutanların jest, mimik ve hareketler kullanarak insanlarla iletişim kurmakta ne kadar yetenekli olduğunu görmek için, hayvanat bahçesindeki 6 dişi orangutana sessiz sinema oynattı.

              Araştırma kapsamında orangutanlara iki tür yemek gösterildi; muz ya da tahıllı ekmek gibi cazip ve kereviz ya da pırasa gibi o kadar cazip olmayan birer menü. Yemeklere ulaşmak için orangutanların parmaklarıyla göstermek, frambuaz fırlatmak ya da tükürmek gibi hareketlerle insan desteği istediklerini belirtmeleri gerekiyordu.

              Bazı zamanlar, araştırmacılar bilerek orangutanların isteklerini yanlış anladılar. Bazen leziz ödülün sadece yarısını verdiler. Diğer zamanlarda ise daha az lezzetli olan yemeği uygun gördüler.

              İnsanlar ne demek istediklerini anlamamış gibi yaptıklarında, orangutanlar insanlardaki sessiz sinema taktiklerine başvurdular.

              Cartmill, “Orangutanlar tamamen yanlış anlama, kısmi yanlış anlama ve doğru anlama arasındaki farkı gördüler. Tamamen yanlış anlamada daha önce kullandıkları hareketleri bırakıp yeni bir hareket buldular. Kısmi yanlış anlamada ise şiddetle aynı hareketleri tekrarlamaya devam ettiler. Bu hareket de orangutanların belli bir sonucu amaçladıklarını, elde etme yolunu bulduklarını ve elde edene kadar da denemeye devam ettiklerini gösterdi” dedi.

              Psikologlar buluşlarının sonuçlarına Current Biology gazetesinin 2 Ağustos sayısında yer verdiler.

              Cartmill, ‘deney’ kelimesinin araştırmalarına uymadığını çünkü gözlemlediği orangutanların bunu bir ‘oyun’ gibi gördüklerini ve muzu kazanmak için oynadıklarını belirtti.

              Toronto York Üniversitesi primat psikoloğu Anne Russon’a göre bu buluşlar, ‘büyük maymunların bilinçli iletişim kurabilecekleri ve temel düzeylerden çok daha iyi performans gösterebilecekleri’ yönündeki görüşü destekler nitelikte.

              Russon, ileri iletişimin evrilmesini anlamada orangutanların çok büyük bir rol oynadığını, çünkü en eski büyük maymun olduklarını belirtti. Bu buluşlar, gelişmiş bilinçli iletişimi destekleyen zihin yeteneğinin evriminin, büyük maymunların evrildiği zaman olan 12-15 milyon yıl önceye dayandığı olasılığını güçlendiriyor. Böylece, bilinçli ve kasıtlı iletişimin kaynağı insan evriminden önceye gidiyor.

              Sessiz sinema taktikleri, sesler, jestler ve semboller için ortak bir kavrayış yaratıyor. Bu da ileride ‘ortak bir dağarcık’a dönüşebilir. Byrne, “Bu buluşlar, orangutanların insanlarla daha önce düşünülenden çok daha fazla yeti paylaştığını gösteriyor” dedi.

              Yorum

              • Yeşil Zeytin
                Tecrübeli
                • 11 Mart 2007
                • 527

                #22
                Kredi kartı tarih oluyor

                Japonların geliştirdiği sistemle yakında parmağınız kredi kartınızın yerine geçecek.

                Hitachi şirketinin JCB bankasıyla ortaklaşa deneyeceği sistemle kredi kartı veya nakit para bulunmadan da alış veriş yapılabilecek. Alış verişten sonra parmağınızı yazar kasaya uzatmaktan ibaret olacak sistem, parmaktaki damar sistemini tanıyarak çalışacak.

                Bilgisayar sistemi, parmağınızdaki damar sistemini hesabınızın bulunduğu JCB'deki verilerle karşılaştırıp işlemin yapılmasına onay verecek ve işlem tutarı otomatik olarak hesabınızdan düşecek. "Biyo-metrik" veriler uyuşmazsa sistem işleme onay vermeyecek.

                Parmaktaki damar sisteminin, kişiye özgü olduğu, zamanla değişmediği ve yapay olarak oluşturulamadığı belirtiliyor.

                Yorum

                • Yeşil Zeytin
                  Tecrübeli
                  • 11 Mart 2007
                  • 527

                  #23
                  İnsansız uzay aracı Phoenix(Anka Kuşu) fırlatıldı

                  Mars’ta geçmişte yaşam olup olmadığını araştıracak insansız Phoenix uzay aracı, Florida’daki Cape Canaveral üssünden fırlatıldı.

                  Phoenix’in Mars’a yolculuğu 9 ay sürecek. Mayıs 2008’de Mars’a inmesi planlanan uzay aracı, 3 ay boyunca yapacağı incelemelerle, kızıl gezegende daha önce hayat olup olmadığını araştıracak.



                  Güneş enerjisiyle çalışan uzay aracının bir de robot kolu bulunuyor. Bu kol sayesinde gezegenin yüzeyini kazıyacak, yüzeyin altındaki buzullarda su izi ve karbon içerikli madde olup olmadığı incelenecek.

                  Phoenix ayrıca, Mars’ın fotoğraflarını da çekecek. Uzay aracının bugüne kadarki en yüksek çözülürlüklü fotoğrafları dünyaya göndermesi hedefleniyor.

                  Yorum

                  • Yeşil Zeytin
                    Tecrübeli
                    • 11 Mart 2007
                    • 527

                    #24
                    Türk Robotu Geliyor

                    Balıkesir Üniversitesi Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Davud Akdaş'ın tasarlayıp yapımına geçen yıl aralık ayında başladığı yürüyebilen insansı robot hareket etmeye başladı

                    Yrd. Doç. Dr. Akdaş, şimdilik kollarını ve bacaklarını oynatan robotun kısa bir süre sonra yürüyeceğini ve bazı hareketleri yapabileceğini söyledi. Akdaş, robotun yapımında kullanılan parçaları bulmakta ya da yapmakta zorluklarla karşılaştıklarını, bu sebeple işin uzayacağını kaydetti.

                    Karadeniz Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü'nden birincilikle mezun olan Davut Akdaş, doktorasını İngiltere'de Salford Üniversitesi'nde tamamladı. Burada uzay teleskopları yapan kişi olarak tanınan İspanyol Dr. Medrano Cerda ile "Gonzales" adını verdikleri 35 serbestlik dereceli robotu birlikte yaptı. BAÜ'de göreve başladığında, uzun süreden beri tasarladığı robotu yapmak için harekete geçti. TÜBİTAK'a sunduğu proje kabul edilince 170 bin YTL ödenek aldı. Akdaş ve yardımcısı öğretim görevlisi Sabri Bıcakçı, geçen yıl aralık ayında robotun mekanik parçalarının imalatına başladı. Bu yılın ocak ayında ise kalça ekleminin bazı parçaları imal edildi, şubatta gövde altı tamamlandı. Geçen günlerde mekanik parçalarının yüzde 95'i tamamlanan, elektronik aksamının da bir bölümü yapılan insansı robot, kolunu, ayağını oynatmaya gövdesini öne doğru bükmeye başladı.

                    Yrd. Doç. Dr. Akdaş, robot için değişik 700 civarında parça imal edildiğini, hazır alınan paçlarla birlikte rakamın 800'ü aştığını vurgulayıp, "Robotun bacakları 120 derece yana (bir insandan 2.5 kat daha fazla), 90 derece öne arkaya, açılacak. Bu değer dizlerde de aynı olacak. Diz kapağı olmadığından dizler öne ve arkaya bükülebildiği gibi, yanlara 360 derece dönebiliyor. Gövde de 360 dönebiliyor, öne ve arkaya 180 derece eğilebiliyor (insandan iki kat daha fazla) Kollar 270 derece yukarı ve aşağı hareket ediyor (insandan yüzde 50 kadar fazla) 360 derece dönebilme yeteneğine sahip. Robotumuz düştüğünde kimsenin yardımı olmadan kalkmayı başarabilecek kapasitede" diye konuştu. 1.5 metre boyunda olan robotun şu an 45 kiloya ulaştığını söyleyen Akdaş, yeni parçaların eklenmesiyle ağırlığın artacağını, bu ağırlığı hareket ettirecek batarya bulmakta zorlanacaklarını kaydetti. Robot projesini yakın dostlarına söylediğinde ters yönde tepkiler aldığını, hatta üniversite de bile robotun yapılacağına inanmayanlar olduğunu kaydeden Akdaş, "Artık robot çok azda olsa hareket kabiliyetine kavuştu. Eller ayaklar oynuyor gövde öne eğilebiliyor. Bu yıl sonuna doğru yürütmeyi planlıyoruz. Ancak malzeme bulmakta, parça imal etmekte sıkıntılarımız oluyor. Dışarıda parça yaptırmaya kalktığımızda milimetrik ayarlarına dikkat etmiyorlar. Bu durumda parçayı imal etmek bize kalıyor. Bu da işin uzamasına sebep oluyor. Robotumuz yürüse de, koşsa da tamam artık bitti demiyeceğim ve hep geliştirmeye, yeni yeni yetenekler yüklemeye çalışacağım" diye konuştu. Şimdilik robota dışarıdan elektrik vererek hareket ettirdiğini ifade eden Akdaş, elektronik parçaların tamamlanmasından sonra, robotu bilgisayara bağlıyacaklarını ve böylece yapay zekaya kavuşturacaklarını söyledi.

                    Yapacağı robotun değişik amaçlarla farklı alanlarda kullanılabileceğini ifade eden Akdaş, "Bu robot gelecekte evlerde insanlara hizmet edebilecek. Ayrıca askerî alanda da insanın giremediği yerlere girebilecek, terminatör gibi savaşacak, bir bomba imha uzmanı olabilecek" dedi.

                    Yorum

                    • Yeşil Zeytin
                      Tecrübeli
                      • 11 Mart 2007
                      • 527

                      #25
                      Zamanda Yolculuk

                      Hiç düşündünüz mü bu konuyu? Zamanda yolculuk mümkün olabilir mi?

                      Yorum

                      • Yeşil Zeytin
                        Tecrübeli
                        • 11 Mart 2007
                        • 527

                        #26
                        Zaman makinesi mümkün mü?

                        bu konuyla ilgili bir haber..

                        Connecticut Üniversitesi’nden fizikçi Prof. Ronald Mallett, zaman yolculuğu araştırmaları ile geçen yaşamını ve çalışmalarının ulaştığı son aşamayı anlattı.

                        Zamanda yolculuk, edebiyatta ve sinemada sıklıkla işlenen konular arasında yer alır. Herbert George Wells’in klasikleşen “Zaman Makinesi” kitabı da “Geleceğe Dönüş” filmleri de aynı konuyu işlemişlerdir. Ancak acaba zamanda yolculuğun bilimsel bir temeli var mı? ABD’li bilimadamı Prof. Ronald Mallett, bunun mümkün olabileceğini söylüyor.

                        Prof. Mallett, “Zaman Gezgini” adlı bir kitap kaleme alarak zamanda yolculuk hayaline ulaşma mücadelesi ile geçen hayatını da anlattı.

                        1950’lerde New York’un Bronx ilçesinde yetişen Mallett, o yıllarda da zaman yolculuğu konusuyla çok yakından ilgiliymiş. Ronald Mallett, babası ani bir kalp krizinden öldüğünde sadece on yaşındaymış. Onu avutan tek şey, bilim kurgu imiş. Ronald Mallet o yıllarla ilgili olarak şunları söylüyor:
                        “Babamın ölümünden bir yıl sonra Herbert George Wells’in “Zaman Makinesi” kitabı elime geçti. Beni depresyondan kurtaran şey oydu. Çünkü bana ilham vermişti. Şunu düşünüyordum: Eğer bu kitaptaki gibi bir zaman makinesi yaparsam, geçmişe dönebilecektim; geçmişe dönersem de babamı yeniden görebilecek, başına gelecekler konusunda onu uyarabilecek ve belki de onu kurtarabilecektim. Bu yüzden de bu iş bende bir takıntıya dönüştü.”

                        Aradan 50 yıl geçti ve Mallett bilimsel alanda derinleşti. Şu anda Connecticut Üniversitesi’nde Fizik Profesörü.

                        Yıldızlar ve gezegenler gibi büyük nesnelerin hem uzayı hem de zamanı bükebildikleri biliniyor. Prof. Mallett ve diğerleri içerdiği enerjiden dolayı ışığın da böyle olduğuna, onun da uzay-zaman döngüsünü bükebileceğine inanıyor.

                        Buna göre, çok güçlü bir lazer halkası oluşturulup bu ışık girdabının içine nesneler -ya da bir gün belki bir insan- konulduğunda, makinenin içindeki görüntüyü zaman içinde geriye veya ileriye doğru izlemek mümkün olabilecek.

                        “Niyetimi uzun süre gizledim”
                        Prof. Mallett, “Göreceğiniz şey, içinde kesişerek devasa bir ışık tüneli oluşturan lazer demetlerinin bulunduğu bir silindir olacak. Bir ışık girdabının çevresinde döndüğü bir tünel hayal edin.” diyor.

                        Zamanda yolculuk aslında fazlasıyla bilim kurgu kokan bir kavram. Bu nedenle Dr. Mallet, rakiplerince dalga geçilmemek için gerçek niyetini uzun süre gizlemiş.

                        Ancak bir yazar ve astronom olan Dr. David Whitehouse, bilim dünyasının Mallett gibilere ihtiyacı olduğunu söylüyor ve “Ayrıca yanılmak da evreni araştırmanın bir parçasıdır” diyor.

                        Bununla beraber bu çalışmanın işe yaramayacağını söyleyenler de az değil. “Öyle ise neden günümüz de gelecekten gelen ziyaretçilerle dolu değil” diye soruyorlar. Bu noktadan itibaren ise “büyükbaba paradoksu” başlıyor.

                        David Whitehouse “Örneğin zamanda geri gidip büyükbabanızı ya da babanızı öldürseydiniz, siz varolmayacaktınız. Zaman çizgisini değiştirmek bir paradokstur. Bu noktadan itibaren de insanlar zaman yolculuğunun imkansız olduğunu söyleyenler ile evrenin tüm olasılıklara göre parçalara bölünebildiğini söyleyenler arasında ikiye ayrılıyor.” diyor.

                        Prof. Mallett artık babasıyla görüşemeyeceğini kabul etmiş. Işık girdabını tamalamayı başarsa bile, makinenin ilk çalışmasında kendisini istediği kadar geriye götüremeyeceğini söylüyor. Ancak zaman yolculuğunun bir gün gerçekleşeceğinden emin. Mallett şunları söylüyor:
                        “Hangimiz geçmişimizde birşeyleri değiştirmek istemedik? Acaba neler olurdu bunu yapabilseydik? Sevdiğim kişiye “o arabaya binme” veya “o uçakla gitme” diyebilseydim nasıl olurdu? Bence bu durum, geçmişi değiştirme ya da daha sonra neler olacağını, yüz yıl, iki yüz yıl sonrasında yaşanacakları bilme arzusu hepimizin içine işlemiştir. Bu bence çok temel bir arzudur.”

                        (ntv)

                        Yorum

                        • Yeşil Zeytin
                          Tecrübeli
                          • 11 Mart 2007
                          • 527

                          #27
                          8 milyon yıllık mikropları dirilttiler

                          Araştırmacılar, Antarktika’nın döküntülerle kaplı buzullarından aldıkları ve 100 bin ila 8 milyon yıllık 5 buz örneğini laboratuvar ortamında ısıtıp, beslediler ve mikropların yeniden faal hale gelmesini sağladılar.



                          Bilim insanları, Güney Kutbu’nda buz tabakaları arasında sıkışıp kalmış 8 milyon yıllık mikropları laboratuvar ortamında dirilttiler.

                          ABD’nin New Jersey Rutgers ile Boston üniversiteleri tarafından ortaklaşa yürütülen araştırmada, bilim insanları, Antarktika’nın Beacon ve Mullins vadilerindeki buzulun yüzeyinden 3 ila 5 metre aşağıdan aldıkları buz örneklerindeki bakterileri canlandırırken, 100 bin yıllık buzdan alınan kültürlerin, her yedi günde boyutlarını iki katına çıkardıklarını, buna karşılık 8 milyon yıllık buzdan alınanlarınsa daha yavaş, 30 ila 70 günde bu boyuta ulaştıklarını belirlediler.

                          Daha genç mikroorganizmaların yaşlı olanlardan daha hızlı büyüdüklerini tespit eden bilim insanları, araştırmalarının bulgularını Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’nin dergisinde yayınladılar.

                          Buzda donmuş eski virüs ve mikropların iklim değişikliğinin buzulları eritmesiyle okyanuslara genetik materyal olarak karışabileceğini ortaya koyan araştırmayı yürüten uzmanlar, ancak böyle bir sürecin milyarlarca yıl alacak bir süreç olacağını ve insan yaşamını olumsuz etkilemeyeceğini düşündüklerini belirtiyorlar.

                          Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Cumartesi fırlattığı Phoenix uzay aracı da, 9 aylık yolculuğundan sonra, Dünya’daki araştırmaya benzer şekilde, Mars’ın kuzey kutup bölgesindeki donmuş toprak ve buz katmanları arasından numune toplayacak ve yüzeyi analiz edecek.

                          (ntv)

                          Yorum

                          • Yeşil Zeytin
                            Tecrübeli
                            • 11 Mart 2007
                            • 527

                            #28
                            ben açıkçası istemezdim bu diriltmeyi..biyolojik silah falan olup başımıza iş açmasalar bari..

                            Yorum

                            • Yeşil Zeytin
                              Tecrübeli
                              • 11 Mart 2007
                              • 527

                              #29
                              Süpriz Gezegen

                              Güneş sistemi dışında süpriz gezegen
                              Bir yıldızın yörüngesinde dönen yeni gezegen, Jüpiter’den yüzde 70 daha büyük. Bilim insanlarına göre, gezegen öyle büyük ki, gizeminin varolan teorilerle açıklanması çok güç.


                              Uluslararası gökbilimcilerden oluşan bir ekip, Arizona, California ve Kanarya Adaları’nda kurulu teleskop ağını kullanarak önemli bir keşfe imza attı. Bilim insanı, güneş sisteminin dışında bugüne dek bilinen en büyük gezegeni keşfettiklerini açıkladı.
                              Haberin devamı

                              Herkül takım yıldızında bulunan gezegene TrES-4 adı verildi. Gezegen, Jüpiter’den yüzde 70 daha büyük.

                              Dünyadan yaklaşık 1500 ışık yılı uzakta olan gezegen, ana yıldız etrafındaki dönüşünü yaklaşık 3.55 günde tamamlıyor. Bu da yeni gezegende bir yılın bir haftadan daha az olması anlamına geliyor.

                              Ana yıldızdan 7 milyon kilometre uzakta olmasına rağmen gezegenin yüzeyinin sıcaklığının 1327 derece olduğu tespit edildi.

                              Yeni gezegen dünyayla yıldızı arasından geçerken yıldızın ışınlarının yüzde birini engelliyor. Bu da parlaklığını azaltıyor.

                              Bilim dünyası, dev gezegenin keşfini sevinçle karşıladı. Zira, uzmanlar mevcut bilimsel verilerle açıklanamayacak kadar büyük olan gezegenin incelenmesinin, güneş sisteminin dinamiklerini daha iyi anlamak adına önemli bir adım olacağını düşünüyor.

                              Gökbilimciler, yeni keşifleriyle işgili ayrıntıları Astrophysical Journal dergisinde yayımlayacaklar.

                              (NTV)

                              Yorum

                              • Yeşil Zeytin
                                Tecrübeli
                                • 11 Mart 2007
                                • 527

                                #30
                                Kağıt pil geliyor

                                Bilim insanları, uzaktan bakıldığında sadece bir kağıt parçasına benzeyen bir pil geliştiriyor. Kağıt pil, üç yıl içinde satışa sunulabilecek.

                                Son yıllarda tüm elektronik araçlar görülen küçülme, güç kaynaklarında yani pillerde geliştirilmiyordu. Ancak ABD’li bilim insanları, yeni araştırmalarıyla buna son vermeye hazırlanıyor.

                                Kağıdı küçük bir karbon tüpün içine koyan araştırmacılar, kağıtta enerji saklanmasını sağladılar.

                                Fakat her pil gibi, kağıtta da bir elektrik ileticisine gereksinim duyulunca, araştırmacılar mekanizmanın harekete geçebilmesi için, insan kanı, teri veya idrarının işe yarayabileceğini keşfettiler.

                                Geliştirilen ince ve küçük bir pil, diğerlerine göre daha esnek bir yapıda. Araştırmayı yürüten uzmanlardan Doktor Robert Linhardt, kağıt pilin başka alanlarda ve farklı ortamlarda da kullanılabileceğini söylüyor.

                                Pilin esnek görünmesinin yanında asıl avantajının, çok farklı sıcaklıklarda da kullanılabilmesi olduğunu belirten Doktor Linhardt, “Cihazı, son derece sert iklim koşullarında da kullanmamıza olanak sağlıyor. Gerçekten onu uzayda da kullanabiliriz, çölde de, kutuplarda da...” dedi.

                                Araştırmacılar kağıt pille çalışan ürünlerin üç yıl içinde satışa sunulmasını bekliyor. Kağıt pilin, kalp atışlarını düzenleyen cihazlarda dahi kullanılabileceği belirtiliyor.
                                ntv

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information