ODTÜ'lü robotlar mayın avlayacak

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • Yeşil Zeytin
    Tecrübeli
    • 11 Mart 2007
    • 527

    #31
    Türk bilimadamından büyük buluş

    Borik asit parçacıklarının motor yağını kayganlaştırdığını ortaya çıkaran Dr. Ali Erdemir sayesinde her gün milyonlarca varil yakıt tasarrufu sağlanabilir.


    ABD Enerji Bakanlığına bağlı Argonne Laboratuvarlarında çalışan Türk bilim adamı Dr. Ali Erdemir, borik asit parçacıklarını motor yağıyla karıştırarak, yağın daha kaygan hale gelmesini sağladı. Argonne Laboratuvarlarının internet sitesinde verilen habere göre, Erdemir, yağa borik asit parçacıklarını katarak, motor parçaları arasındaki sürtünmeyi azalttı ve böylece enerji tüketiminde tasarrufun yolunu açtı.

    Argon’un enerji sistemleri biriminin üst düzey bilim adamları arasında yer alan Ali Erdemir’in 20 yıllık çalışma sonucunda elde ettiği bulgulara göre, dibe çökmeme özelliği bulunan borik asit, sürtünen yüzeylerin en ince kısımlarına kadar nüfuz ediyor ve koruyucu, kaygan bir tabaka oluşturuyor. Bu tabaka, sürtünen yüzeyler arasındaki sürtünme katsayısını üçte iki oranında azaltıyor ve bu da yüzeyde daha az enerji harcanmasını mümkün kılıyor.

    Yeniliğin, aynı zamanda motor ve makinelerin ömrünü uzatma ihtimali üzerinde duruluyor. Erdemir, internet sitesinde yer alan açıklamasında, buluşun, yakıt tüketiminde yüzde 4 veya 5 oranında tasarruf sağlayabileceğini, bunun sadece yüzde birinin günlük petrol tüketimini milyonlarca varil aşağıya çekebileceğini ve böylece ekonomiye büyük katkı sağlanabileceğini söyledi.
    (ntv)

    Yorum

    • Yeşil Zeytin
      Tecrübeli
      • 11 Mart 2007
      • 527

      #32
      Evrende dev bir boşluk keşfedildi

      Minnesota Üniversitesi’ndeki bir araştırma ekibi, dünyadan yaklaşık 1 milyar ışıkyılı uzaklıkta olduğu belirlenen söz konusu boşluğun niçin orada bulunduğu hakkında bir fikir sahibi olmadıklarını vurguladılar.

      Keşfi yapan bilimsel araştırma ekibinden Astronomi Profesörü Lawrence Rudnick, “Astrophysical Journal” adlı bilimsel dergide yazdığı makalesinde, “Şimdiye kadar hiçkimsenin bu büyüklükte bir boşluk bulmamış olması bir yana biz bile bu boyutta bir boşluk bulmayı beklemiyorduk” dedi.

      Rudnick ve bilim ekibinin diğer üyeleri, Shea Brown ile Liliya Williams, dergide kaleme aldıkları makalede, söz konusu dev boşluğu, Wilkinson Mikrodalga Anisotropi Araştırma uydusuyla evrendeki soğuk bir nokta üzerinde yaptıkları araştırma sırasında bulduklarını belirttiler.

      Dergide, Kozmik Mikrodalga fonu adı verilen, evrenin doğumuna neden olan Büyük Patlama’dan arta kalan zayıf radyo sinyali üzerinde yapılan bir araştırmanın söz konusu bölgenin daha soğuk olduğunu gösterdiğine işaret eden Rudnick, “Gökyözündeki bu noktada farklı bir şey olduğunu zaten biliyorduk” dedi.

      Rudnick’in araştırma ekibindeki arkadaşı Williams ise “Bulduğumuz şey ne gözlemsel etüdlere ve ne de evrenin evrimi hakkında yapılan geniş ölçekli bilgisayar simülasyonlarına göre normal değil” ifadelerini kullandı.

      Araştırmayı yapan astronomlar, Orion (Avcı) takım yıldızının güneybatısında yer alan Eridanus takım yıldızının bulunduğu bölgede olduğu saptanan boşlukta, doğrudan görülemeyen, ancak yerçekimsel güçlerin ölçülmesiyle belirlenebilen karanlık maddeden bile eser bulunmadığına dikkati çektiler.

      Yorum

      • Yeşil Zeytin
        Tecrübeli
        • 11 Mart 2007
        • 527

        #33
        Küresel ısınmada kritik eşik

        Biyolog-Bir Derneği, Birleşmiş Milletlerin (BM) iklim raporuna göre, dünyanın ortalama sıcaklığının 2 derece daha artmasının, “kritik eşiğin aşılması” anlamına geldiğini, bunun da insanlık için “telafisi olmayan sonuçlar doğuracağını” duyurdu.

        Biyolog-Bir Derneğinden yapılan yazılı açıklamada, insanlar tarafından atmosfere bırakılan gazların, sera etkisi sonucu dünya yüzeyinde sıcaklık değerlerini arttırdığı, bunun da “küresel ısınma” olarak tanımlandığı hatırlatılarak, “Son 10-15 yıl içinde insanlığın temel ekolojik sorunları arasına eklenen küresel ısınma ve küresel iklim değişimi, ülkemizde içinde bulunduğumuz yılda kuraklık etkisiyle kendisini göstermiştir” denildi.

        Güneşten gelen ışınların, yeryüzünden tekrar atmosfere yansıtıldığı, bazı ışınların da su buharı, karbondioksit ve metan gazının dünya yüzeyinde oluşturduğu doğal bir örtü tarafından tutulduğu anımsatılan açıklamada, dünya sıcaklığının bu nedenle arttığı belirtildi.

        “Son yüzyılda fosil yakıtların yakılması, ormansızlaştırma, hızlı nüfus artışı gibi nedenlerle karbondioksit, metan ve diazotmonoksit gazlarının atmosferde birikmesi artmıştır” denilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
        “1860 yılından günümüze kadar tutulan kayıtlar, küresel sıcaklığın ortalama 0,5-0,8 derece arttığını göstermektedir. Bilim adamlarına göre bu sıcaklık artışı, canlılar üzerinde etkisini göstermeye başlamış ve geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaşmıştır. Küresel ısınmaya bağlı olarak dünyanın bazı bölgelerinde kuraklık, çölleşme yaşanırken, bazı bölgelerde kasırga, seller ve taşkınların şiddeti ve sıklığı artmıştır.

        Küresel ısınmaya karşı alınacak önlemleri içeren uluslararası Rio Sözleşmesi, 21 Mart 1994 tarihinde, devamında da Kyoto Sözleşmesi 16 Şubat 2005 tarihinde resmen yürürlüğe girmiştir. Sanayileşmiş ülkelerin çoğunluğu, sözleşmeyi imzalayıp onaylamıştır. Bu ülkelerden, tüm dünya sera gazı emisyonlarının yüzde 25’inden tek başına sorumlu olan ABD ve yüzde 1,5’lik paya sahip Avustralya, sözleşmeyi imzalamış, ancak onaylamayı reddetmiştir.”

        Türkiye’nin, küresel ısınma konusunda her zaman çok yavaş davranan, zaman kazanmaya çalışan bir ülke olduğu iddia edilen açıklamada, “Sözleşmenin getirdiği en büyük yükümlülük olan sera gazı envanterini, Birleşmiş Milletlere ancak 2006 yılında sunabilmiştir. Türkiye, yüzde 1,3 payla dünyada en fazla sera gazı üreten 13. ülke durumundadır” ifadelerine yer verildi.

        “Sera gazı salınımına kısıtlama getiren fosil yakıtların kullanılmasının azaltılmasının, çok yönlü ekonomik sorunlar yaratmasına karşın, uygulanmasının zorunlu olduğu’ kaydedilen açıklamada, “Zira, BM’nin iklim raporuna göre, dünyanın ortalama sıcaklığının 2 derece daha artması, kritik eşiğin aşılması anlamına geliyor. Bu da insanlık için telafisi olmayan sonuçlar doğuracaktır” denildi.

        Yorum

        • Yeşil Zeytin
          Tecrübeli
          • 11 Mart 2007
          • 527

          #34
          ‘UFO’ ihbarlarında artış iddiası

          Sirius UFO Uzay Bilimleri Araştırma merkezi Derneği Başkanı Haktan Akdoğan, son birkaç aydır bazı ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de “UFO ihbarlarında artış” olduğunu öne sürdü.

          Dernek merkezinde düzenlenen basın toplantısında konuşan Akdoğan, bu gözlemlerin bir kısmının vatandaşlar tarafından video kameralarıyla filme alındığını ya da fotoğraflandığını belirterek, görüntülerin incelenmek üzere kurumlarına gönderildiğini ifade etti.

          “Gözlemlerde ve filme alınan görüntülerde genellikle bu ışıklı cisimlerin sayılarının bazen 1 bazen de 3, 7, 10, 15’e kadar çıkabildiğini” iddia eden Akdoğan, dünya “UFO” literatüründe zaman zaman görülmüş olan çoklu UFO filolarına Türkiye’de de ilk defa tanık olunduğunu belirtti.

          Akdoğan, gece ve gündüz saatlerinde çekilen film ya da fotoğraflarda görünen cisimlerin hareket ettiklerini, sağa, sola, aşağı ve yukarı manevralar yaptıklarını belirterek, zaman zaman değişik rotalarda hareket eden ve birleşip ayrılan bu cisimlerin hiçbir şekilde ses çıkartmadıklarını söyledi.

          Gece ve gündüz çekilen görüntülerde maddesel formları ve şekilleri çok net ortaya çıkan bu cisimlerin kanat ve kuyruğu bulunmayan, oval, disk veya puro şeklindeki cisimler olduklarını ifade eden Akdoğan, bu cisimlerin karakteristik özelliklerinin ve yaptıkları manevraların konvansiyonel teknolojiyle açıklanamadığını iddia etti.

          Haktan Akdoğan, bu cisimlerin “UFO” oldukları hususunda, Sirius UFO Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi Derneği olarak görüşlerinin kesinlik kazandığını söyledi.

          Akdoğan, cisimlerin görüldükleri bölgelere değinirken, “UFO’lar genellikle askeri üslerde, nükleer santrallerin olduğu bölgelerde, uranyum, altın, bor gibi yeraltı kaynaklarının bulunduğu yerlerde sıklıkla gözlemleniyor” dedi.

          Yorum

          • Yeşil Zeytin
            Tecrübeli
            • 11 Mart 2007
            • 527

            #35
            Sizce uzaylılar olabilir mi?

            Yorum

            • Timur
              Tecrübeli
              • 22 Mayıs 2007
              • 352

              #36
              zor bi soru sordun
              biz borsacılar kesin bir dille konuşmayız mesela - "neden olmasın"

              Yorum

              • Yeşil Zeytin
                Tecrübeli
                • 11 Mart 2007
                • 527

                #37
                ben borsacılardan bıkmaya başladım bilim karşıtları gibisiniz okuyan elemanlar..

                Yorum

                • Yeşil Zeytin
                  Tecrübeli
                  • 11 Mart 2007
                  • 527

                  #38
                  İngiltere’de melez embriyolara izin


                  İngiltere’de yetkililer, araştırmalarda kullanılmak üzere insan ve hayvan hücrelerinden melez embriyolar üretilmesine izin verdi.


                  Melez embriyolar, dünya genelinde büyük tartışma yaratıyor. Bu fikir ilk olarak araştırmalar için yeterli insan yumurtası sağlanamamasına yönelik soruna çözüm olarak ortaya atılmıştı. Yöntem, kısır inek ya da tavşan yumurtasından bütün genetik dokunun çıkarılarak, yerine insan DNA’sının yerleştirilmesini öngörüyor.
                  Haberin devamı

                  Bu işlem sonucu yüzde 99,9 oranında insan embriyosu ortaya çıkıyor ve embriyo çeşitli hastalıkları araştırmak üzere kök hücre üretiminde kullanılabiliyor. Bilim adamları melez embriyoların, Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıklara karşı devrim niteliğinde tedavilerin bulunmasını sağlayabileceğini düşünüyor.

                  BİR ÇOK ÜLKEDE TARTIŞMA KONUSU
                  İngiltere, melez embriyolara izin vererek bu alanda öncü ülkeler arasına katıldı. Ancak dünya genelinde son derece tartışmalı bir konu bu...

                  Örneğin Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da melez embriyo üretimi kanunen yasak. Avustralya’da ise bu embriyoların üretimine sadece spermin kalitesini test etme koşuluyla izin veriliyor.

                  Katolik Kilisesi de tekniğin, insanlık onuruna hakaret anlamına geldiğini ileri sürüyor.

                  BİREYSEL BAŞVURU

                  İngiltere hükümeti, geçen yılın sonunda yayımladığı bir belgeyle melez embriyo üretimine karşı çıkmıştı.

                  Bilim adamları hükümetin bu yaklaşımının, bazı hastalıklara tedavi bulma amacıyla yaptıkları araştırmalara zarar vereceğini, İngiltere’nin kök hücre alanında ön sıralarda yer alan konumunu zayıflatacağını savunmuştu.

                  Son izne karşın, melez embriyo üretmek isteyen bilim adamlarının önce ilgili kuruma bireysel olarak başvuruda bulunmaları, araştırmaları sonrasında da kullandıkları bu embriyoları iki hafta içinde imha etmeleri gerekiyor.

                  Yorum

                  • Yeşil Zeytin
                    Tecrübeli
                    • 11 Mart 2007
                    • 527

                    #39
                    Saydam Kurbaaa!

                    Japonlar saydam kurbağa üretti
                    Japon bilim adamları, bilimsel deneylerde kesilip biçilmesine gerek kalmayacak şekilde iç organları dışarıdan görülebilen saydam kurbağa geliştirdi.


                    Hiroşima Üniversitesi Amfibyen Biyoloji Enstitüsü’nde yapılan araştırmanın başındaki Profesör Masayuki Sumida, hayvanın derisinden organların gelişiminin izlenebildiğini veya bir kanserin başlangıcı ve yayılmasının görülebildiğini belirtti.

                    Sumida, denek kurbağayı incelemek üzere kesip biçmeye gerek kalmadan yaşamı boyunca organlarını gözlemleme olanağı sağlayan bu teknik sayesinde araştırmacıların aynı zamanda toksinlerin kemikleri, karaciğeri ve diğer organları nasıl etkilediğini kolayca inceleyebileceklerini kaydetti.

                    Japon bilim adamları, şeffaf kurbağayı, normalde toprak rengi olan esmer Japon kurbağasının çok ender görülen akşın türünün üzerindeki genetik değişikliklerle geliştirdiler.

                    Bu genetik değişikliğe uğramış amfibyenler normal biçimde çoğalabiliyorlar. Yavruları, ana-babalarının saydamlığını kalıtsal olarak alabilirken, bunların yavruları henüz bilinmeyen bir nedenle çok kısa süre yaşıyorlar.

                    Japon genetik mühendisleri, şimdi de vücutlarında bir kanser oluşumu başladığında ışıyan kurbağalar geliştirmeyi planlıyorlar.

                    Yorum

                    • ÇAKAL
                      Ağa'nın Adamı
                      • 27 Haziran 2007
                      • 2545

                      #40
                      Yaw adamların uğraştığına bak.Biz de dolu,basında bunlardan ganîî.
                      Herkes Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı,
                      Kimileri hep odun kaldı...(Goethe)

                      Yorum

                      • Yeşil Zeytin
                        Tecrübeli
                        • 11 Mart 2007
                        • 527

                        #41
                        Robot ASIMO, artık insanları tanıyor



                        İnsanları tanıyan yeni ASIMO Avrupa’da görücüye çıktı...

                        Honda’nın insansı robotu ASIMO, Barselona’da Avrupalıların huzuruna çıktı. Yeni ASIMO, insanları tanıyarak etkileşim kurma, yakınından geçenleri selamlama, el ele yürüme, elinde tepsi ile yürüme gibi bir dizi yeni beceriye sahip.

                        Honda’dan yapılan açıklamaya göre, yeni ASIMO’nun Avrupa’daki tanıtımı, Barselona Biomedikal Araştırma Parkı’nda ve Kent’in ‘Bilim Yılı’ etkinlikleri kapsamında Barselona Şehir Konseyi’nin işbirliğiyle düzenlenen II. Jornades de Robotica’da gerçekleştirildi.

                        Honda’nın, bir gün insanlara gerçekten yardım edeceğini umduğu yeni Asimo, kendinden önceki modelden daha ileri birkaç önemli teknolojik özelliğe sahip olup, yeni aerodinamik tasarımıyla daha seri ve hızlı hareket ediyor ve yaklaşık 6 km/saat (yaklaşık 4mph) hızla koşabiliyor.

                        Honda Motor Europe’un Halkla İlişkiler Müdürü William De Braekeleer, yeni jenarasyon ASIMO ile ilgili şunları söyledi:
                        “Honda, insansı robot alanındaki dikkate değer çalışmalarının en yeni jenerasyonu olan yeni ASIMO’yu Avrupa’da ilk kez sergiliyor. ASIMO’nun önceki jenerasyonu, hareketlerinin seriliğiyle insanları şaşırttı. Yeni ASIMO, bu hareketliliği ve insanlarla kurduğu etkileşimi bir üst seviyeye taşıyor, bu durumda Honda insanlara gerçekten yardım edebilecek bir robot geliştirmeye yönelik nihai hedefine bir adım daha yaklaşıyor.”

                        Honda’nın Avrupa’da Araştırma Enstitüsü aracılığıyla geliştirdiği ASIMO’nun, robotun zekayla ilgili kabiliyetlerinin geliştirilmesine yoğunlaşan yeni jenerasyonlarının tasarlanmasına büyük katkı sağladığı belirtildi.

                        Almanya’nın Offenbach kentinde kurulan Honda Araştırma Enstitüsü, akıllı sistemlerin ve bilişsel zekanın gelişimi alanında 17 Avrupa Üniversitesi ve araştırma merkezi ile ortak çalışmalar yürütmeye devam ediyor.

                        ATASI 1986 DOĞUMLU
                        İnsansı robotlar konusunda önde gelen akademisyenler tarafından önemli bir adım olarak kabul edilen ASIMO, Avrupa bilim camiasına 30 Haziran 2003 tarihinde Darmstadt Teknik Üniversitesi’nde gerçekleştirilen yüksek teknolojiden zekaya insansı robotlar başlıklı sempozyumda tanıtıldı.

                        ASIMO o günden bu yana, Avrupa’da yüksek prestijli birçok bilim ve robot teknolojisi faaliyetini dolaştı. Aynı zamanda Avrupa Komisyonu’nun Brüksel’de gerçekleştirilen ‘Araştırmacının Gecesi’ ve İngiltere’deki ‘Genç Mühendisler Zirvesi’ gibi etkinliklere katılan ASIMO, gençleri bilim ve mühendisliğe yöneltmeye çalıştı.

                        Honda’nın insansı robotlar konusundaki geçmişe dayanan kararlılığı 20 yıl öncesine dayanıyor ve çalışanlarının mobilite alanında zorlu bir mühendislik ve teknoloji sorunu ile ilgilenmek istemelerinden kaynaklanıyor.

                        Şirket, iki ayağı üzerinde yürüyen ilk robotunu 1986 yılında geliştirdi. Bunu izleyen heyecan verici program, Honda’nın yenilikçilik ve insanlara şimdi ve gelecekte gerçekten faydalı olacak gelişmiş ürünlerin geliştirilmesi konusundaki kararlılığından esinlendi.

                        ASIMO (Yenilikçi harekette İleri Adım - Advanced Step in Innovative Mobility) birçok kişi tarafından dünyanın en gelişmiş iki ayaklı insansı robotu olarak tanınıyor.

                        ASIMO’nun hareketleri anlamında Honda, insan vücudunun karmaşık ve koordinasyon içindeki hareketleri üzerinde çalışmalar yaptı ve bunları model olarak aldı. ASIMO’nun vücut oranları ve eklemleri insanınkileri andırmakta ve ASIMO, birçok anlamda insan hareketleri ile karşılaştırılabilecek hareketleri içeriyor.

                        Honda tarafından geliştirilen yeni ve gelişmiş hareket teknolojisinden faydalanan ASIMO, yalnızca ileriye ve geriye doğru yürümekle kalmıyor, aynı zamanda yana dönebiliyor, merdivenlerden çıkıp inebiliyor ve köşeleri dönebiliyor. Bu anlamda ASIMO, insanın doğal yürüme hareketini taklit etmeye en yakın olan robot.

                        KÖŞE DÖNERKEN AĞIRLIK MERKEZİNİ KAYDIRIYOR

                        Bu uygulamanın merkezinde Honda’nın, ASIMO’nun gerçek zamanlı ve esnek olarak yürüyebilmesini mümkün kılan akıllı yürüme teknolojisi bulunuyor. Bu teknoloji, robotun öngörülerde bulunarak hareketlerini buna göre ayarlayabilmesini sağlıyor. Örneğin, aynı insanlar gibi, köşeleri dönerken ağırlık merkezini içe doğru kaydırmak amacıyla yana doğru eğiliyor. Yani ASIMO, atması gereken sıradaki adımları öngörerek ağırlık merkezini buna göre ayarlıyor. Gerçek zamanlı olarak sıradaki hareketi öngörebilme becerisi ASIMO’nun kesintisiz olarak yürüyebilmesini sağlıyor. Önce durup sonra dönmeye ve daha sonra köşeyi dönmeye ihtiyacı yok, bunun yerine tek ve kesintisiz, akıcı bir hareket yapıyor.

                        Bu hedef doğrultusunda ASIMO, bir dizi akıllı teknoloji özelliğiyle donatıldı. Bunlar arasında kişileri, nesneleri ve hareketleri tanıma, mesafeleri ve çeşitli nesnelerin hareket yönlerini hesaplama ve belirli bir hedefe doğru esnek rotalar belirleme becerisi bulunuyor. Bu görsel bilgiler kaydedilmekte, yorumlanmakta ve harekete dönüştürülmekte. ASIMO bu sayede, yolundaki engellerden kaçınmaktan el sıkışmak isteyen bir insanı anlayarak elini uzatmaya kadar bir dizi beceriye sahip.

                        Bir dereceye kadar ASIMO aynı zamanda duyabiliyor ve konuşabiliyor. Sesleri tanımlayabiliyor, sesler ve söylenen kelimeler arasındaki farklılıkları ayırt edebiliyor ve belirli talimatlara tepki verebiliyor, basit cümlelerle konuşabiliyor ve insanlarla selamlaşabiliyor. Şu anda ASIMO yaklaşık 50 farklı söz ve selam ile 30 farklı komutu anlayabilmekte ve bunlara uygun şekilde tepki verebiliyor.

                        ASIMO’nun insanların bulunduğu bir ortamda çalışmasını sağlayan ileri fonksiyonları şöyle sıralanıyor:
                        “İnsanları tanıyarak onlarla etkileşim kurma, mesafelerini hesaplayarak insanlarla etkileşim kurma, yakınından geçenleri selamlama, el ele yürüme ve aynı zamanda hareket etme, tepsi alma ve verme, elinde tepsi ile yürüme, troleyi iterken yürüme ve yön değiştirme, troleyi çeşitli şekillerde kullanma...”

                        ntv
                        Last edited by Yeşil Zeytin; 30 Eylül 2007, 11:05.

                        Yorum

                        • Yeşil Zeytin
                          Tecrübeli
                          • 11 Mart 2007
                          • 527

                          #42
                          Tuzdan Enerji

                          Norveç, deniz suyuyla çalışacak mini bir santral kurmaya hazırlanıyor. Bilim adamlarının amacı deniz tuzundan, gaz emisyonu olmayan temiz bir enerji kaynağı yaratmak.


                          Norveç’teki kamu şirketi “Statkraft”, Oslo fiyordlarında temiz enerji elde etmek amacıyla deniz suyunu kullanacağı ilk “osmotik” santrali kurma hazırlıklarını sürdürüyor. Teorik olarak, bu yolla dünyada elde edilebilecek enerji, Avrupa’nın bugünkü elektrik ihtiyacının yarısını karşılayacak.

                          “Statkraft”ın kuracağı “osmoz” esaslı santralde, tuzlu suyla tatlı su arasındaki basınç farkından faydalanılacak: İki su kütlesinin arasına yarı geçirgen zar yerleştirirseniz, osmotik basınç kuralı uyarınca, tatlı su tuzlu suya hücum eder ve osmotik basınç yükselir. İşte ilk osmoz santralinde tamamen bu doğal çevrimden yararlanılacak ve iki su kütlesi arasındaki akım, türbinle elektrik enerjisine çevrilecek.

                          Yorum

                          • Yeşil Zeytin
                            Tecrübeli
                            • 11 Mart 2007
                            • 527

                            #43
                            Cepten gizli arama yapılamayacak

                            Telekomünikasyon Kurumu 2. Başkanı Galip Zerey, 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren cep telefonlarından gizli arama yapılamayacağını açıkladı.

                            TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, Ulaştırma Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü, Telekomünikasyon Kurumu, Denizcilik Müsteşarlığı ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün 2008 yılı bütçelerinin görüşülmesine devam edildi. Milletvekillerinin, cep telefonlarına gelen tanıtım ve pazarlama mesajlarıyla ilgili eleştirilerini yanıtlayan Zerey, vatandaşlardan da tanıtım ve pazarlama amaçlı mesajlarla ilgili yoğun şikayet aldıklarını söyledi.

                            Bu tür mesajları almamak için ilk kez hat alanların, abone formu doldururken, ilgili kutucuğu doldurmaları, eski abonelerin ise bağlı oldukları operatöre yazılı başvurmaları gerektiğini dile getiren Zerey, şöyle dedi:

                            “Bu sayede tanıtım ve pazarlama amaçlı toplu SMS’ler gönderilmemekte ve engellenmektedir. Şu anda öyle bir hakkımız var. Vatandaşlardan gizli numarayla aranma konusunda da yoğun şikayet almaktayız. Bunlar rahatsız veya tehdit amaçlı olabiliyor. Bununla ilgili gerekli düzenlemeyi yaptık. Uygulamaya koymak için operatörlere belli bir zaman verdik. Bunun nedeni, bilgisayar altyapısında bazı yazılım ve donanım amaçlı düzenlemelerdir. Bu süre 1 Ocak 2008’de doluyor. Mevcut operatörlerden bir kısmı, bu uygulamaya hazır olduklarını ilettiler. 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren, isteyen cep telefonu aboneleri, ilgili operatöre başvurmaları halinde, gizli numaradan aranmalarını engelleyebilecek.”

                            DTP Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın sunumunu izlerken, ülkenin doğusu ile batısı arasındaki farkı bir daha gördüğünü söyledi.

                            Batıya yapılan yatırımların küçük bir kısmının Güneydoğu Anadolu bölgesine yapılmasını isteyen Kışanak, “Bölgedeki iller, ulaşımla ilgili bütün göstergelerde alt sıralarda. Köy yollarının tamamı stabilize veya toprak. Bu olumsuzluklar giderilmeli” dedi.

                            CHP Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi de cep telefonlarının kişiye özel olduğunu, alışveriş merkezlerinin telefon numarasını ele geçirerek insanları mesaj bombardımanına tuttuğunu ifade ederek, bu durumun mutlaka çözülmesi gerektiğini kaydetti.

                            Yorum

                            • Yeşil Zeytin
                              Tecrübeli
                              • 11 Mart 2007
                              • 527

                              #44
                              ‘Kopya koyunlar’ gün sayıyor

                              İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Döllenme ve Suni Tohumlama Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sema Birler, “Şu anda gayet sağlıklı olan koyunlarımızın 10-15 gün içinde doğum yapmasını merakla bekliyoruz” dedi.

                              Türkiye’nin ilk kopya koyunlarının doğmasına sayılı günler kaldı.

                              Prof. Dr. Sema Birler, klonlama yönteminin hayvancılık ve insan sağlığını ilgilendiren çok önemli yeni gelişmeler açısından çığır açabileceğini ifade ederek, bu konuda kendi başkanlığındaki ekibin 3 yıldır çalıştığını söyledi.

                              Devlet Planlama Teşkilatı ve TÜBİTAK destekli projeler kapsamında sürdürdükleri çalışmalar sonucunda 69 “klon embriyo” elde ettiklerini ve bunları 8 taşıyıcı koyuna transfer ettiklerini belirten Birler, “Transferden 18 gün sonra yaptığımız bir testte 5 koyunun gebe kaldığını anladık ama gebeliğin 40. gününde ultrasonla baktığımızda 3 koyunun gebeliğinin sona erdiğini gördük. Sadece ikisinde gebelik devam etti” diye konuştu.

                              Sema Birler, gebeliğin başında alınan ultrason sonucuna göre, koyunlarından birinden 4, diğerinden de bir ya da iki yavru beklediklerini kaydederek, dünya literatüründe bir batında doğan dördüz bulunmadığını dile getirdi.

                              Prof. Dr. Birler, “Şu anda gayet sağlıklı olan koyunlarımızın doğum yapmasını merakla bekliyoruz. Normal şartlarda, koyunlardan 4 yavru bekleyenin doğum yapmasına 15 gün, diğerinin ise 8 gün kaldı” dedi.

                              “RİSKE ATAMAYIZ”
                              Koyunların normal doğum yapmasını beklediklerini anlatan Birler, “Ama herhangi bir sorunla karşılaşılması durumunda sezaryen yapılacak. Koyunlarımızı riske atamayız” diye konuştu.

                              Birler, yavru koyunların bakımlarının çok önemli olduğunu dile getirerek, bu doğrultuda yoğun bir çalışma içinde olduklarını söyledi.

                              “Bir eve bebek gelirken ne tür hazırlıklar yapılıyorsa biz de aynı heyecanla aynısını yapıyoruz” diyen Birler, yavrular için kuvöz ve özel bir yer hazırlandığını, negatif bir durumla karşılaşılması durumu gözönüne alınarak her türlü ilacın temin edildiğini söyledi.

                              Sema Birler, çoğul gebelik olduğu için anne sütünün yetersiz kalacağı düşüncesiyle yeni doğum yapan başka koyunlardan “kolostrum” denilen ilk sütün alındığını ve saklandığını anlatarak, bu sütün doğumdan sonra yavrulara biberonla verileceğini bildirdi.

                              Prof. Dr. Sema Birler, yavru koyunlar için henüz isim belirlenmediğini sözlerine ekledi.

                              ntv

                              Yorum

                              • Yeşil Zeytin
                                Tecrübeli
                                • 11 Mart 2007
                                • 527

                                #45
                                ODTÜ’den dev buluş: Görünmezlik zırhı

                                ODTÜ’lü bilim adamları, radar dalgalarını emerek görünmezlik özelliği sağlayan önemli bir buluşa imza attı. Örneği sadece ABD’de bulunan benzer bir madde, hayalet uçakların kaplamasında kullanılıyor.

                                Tamamen yerli olanaklarla geliştirilen madde, aynı zamanda yanmazlık özelliğine de sahip. ODTÜ Kimya Bölümü öğretim görevlisi Prof. Dr. Levent Toppare ve ekibinin diğer önemli buluşu da plastiğin görüntü teknolojisinde kullanılmasına imkan tanıyor.



                                ODTÜ’NÜN 2 BULUŞU

                                Toppare, çığır açacak iki buluşu bir basın toplantısıyla açıkladı.

                                1) GÖRÜNMEZLİK ZIRHI
                                Toppare ve ekibinin ilk buluşu özellikle savunma sanayii açısından büyük önem taşıyor. Buluş, radar dalgalarını emme özelliğine sahip plastik bir kaplama malzemesi. Bu maddeyle kaplanmış 100 metrekarelik bir gemi radarlarda 10 santimetrekare, bir F-16 uçağı ise serçe büyüklüğünde görünüyor. Maddenin yanmazlık özelliği de bulunduğu için araba ve uçakların iç döşemelerinde de kullanılabilecek. Benzer bir malzeme sadece ABD’de hayalet uçaklarda kullanılıyor.

                                Toppare “Buluş için silahlı kuvvetlerle görüşüyoruz. Onlar da birtakım denemeler yapıyorlar. Bu çeşitli platformlarda kullanılabilir mi bakacaklar kullunmak istedikleri takdirde de silahlı kuvvetlerimize bu teknolojiyi transfer edeceğiz” dedi.

                                2) SIVILAŞTIRILMIŞ PLASTİKTEN EKRAN
                                Ekibin ikinci buluşu ise ekran teknolojisinde çığır açacak nitelikte. Plastiğin ekranlarda kullanımını mümkün kılan buluşla, özel bileşime sahip sıvılaştırılmış plastik, sürüldüğü yüzeyi sadece 1,5 voltluk bir akımla ekrana dönüştürebiliyor.

                                İngiliz ordusu görünmez tankı denedi

                                Toppare bu buluşla ilgili olarak da, “Kullanım alanı son derece geniş en basiti günlük hayatta televizyon ekranı, telefon ekranı yapabilirsiniz. LCD’lerden çok daha yeni bir teknoloji bunu böyle katlayıp çantanıza koyup çok büyük ekran yapabilirsiniz sadece bağladığınızda bu ekranda görebileceksiniz” dedi.

                                Yorum

                                Working...
                                X

                                Debug Information