Tuşlar, Düğmeler, Güvercinler

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • ali şahin
    Katılımcı
    • 12 Mart 2007
    • 85

    #1

    Tuşlar, Düğmeler, Güvercinler

    Tuşlar, Düğmeler, Güvercinler

    Acaba diyorum, biz mi onları, yoksa hayatlarımızı bu denli kuşatmış düğmeler ve tuşlar mı bizi yönetiyorlar? Düğmeler ve tuşlar mı insan zekâsının oyuncakları, yoksa insanlar mı kendi ürettikleri bu cihazların tutsakları?

    Acaba insanlar mı TV’leri uzaktan kumanda ediyor, yoksa TV’ler mi yığınları uzaktan kumanda edip manipüle ederek birer serseme çeviriyor?Acaba yapraklar mı terk ediyor ağaçlarını, yoksa ağaçlar mı yapraklarını?

    Yılmaz ODABAŞI

    Gündelik hayatımızda tuşlarla, düğmelerle ne çok ilişki kuruyoruz; acaba tuşlarla, düğmelerle olduğu kadar insanlarla da aynı yoğunlukta iletişimimiz var mı?

    Bunu düşünerek dışarı çıktım... Bu arada tuşlar ve düğmelerle kendi ilişkimi de beş saatliğine izlemeye aldım...

    Arabamın kapı kilidinin düğmesine basıp, kapıyı açarak oturdum.Dışarıda sağanak vardı; sileceklerin düğmesini çevirip açtım. Yolda telefonum çaldı ve bir tuşa basarak konuştum. Bir bankamatik kabininin önünde park edip, bankamatiğin tuşlarına basarak para çektim. Yeniden arabaya binip teybin düğmesini açtım. Sonra torpidonun düğmesini açıp bir kaset aldım ve alışveriş yapıp eve döndüm.

    TV uzaktan kumandasının tuşlarına basarak haberleri izlemek üzere açtım; haberleri kaçırmıştım; kumandanın tuşuna basıp televizyonu kapattım.Müzik setinin düğmesine basıp açtım; bir CD koydum ve düğmesine basıp aradığım şarkıyı buldum.Sonra bilgisayarın düğmesine basıp açtım; tuşlara basarak bu yazıyı yaz- maya koyuldum. Odanın ışığını söndürüp, masa lambasının düğmesini açtım.

    Bir ara kalkıp ocağın düğmesini açarak kahve suyu koydum. Ev telefonum çaldı, faks sinyali istediler ve sinyal için faksın düğmesine bastım.Oturdum ve ilk kez arayan bir okurumun “bir mesaj” ricasını telefon tuşlarına basarak yazılı bir mesajla yanıtladım. Çalışırken zili bir daha çalmasın diye, tuşlarına dokunarak telefonu yönlendirip kapattım.

    Çalışırken zamanın nasıl akıp geçtiğini bilmem... Uyumadan önce yazıcının düğmesine basıp, belki bu yazımın çıktısını aldıktan sonra, kombinin düğmesine basarak duş alacağım. Ama bunları yapmadan önce, kendi kendime bu gece hep, “Düğmelere dokunduğumuz kadar insanlara dokunuyor muyuz?” diye soracağım. Madem ki halt edip bu konuyu kendime bugünün gündemi yaptım, tabii ki sora cağım!(Neyse ki şimdilik ütünün, elektrik süpürgesinin düğmeleriyle işim yok, ampullerin düğmeleriyle, araç farlarının, saatimin, akvaryum ısıtıcısının düğmeleriyle vb. ile hiç değilse –şimdilik- işim yok...)

    Kendimi izlemeye aldığım beş saatlik sürede düğmeler ve tuşlarla ahvalim böyleydi; bu sürede bir tek insanın elini bile sıkmamış, bir tek canlıya dokunmamıştım. Bunu fark edince, çaresiz kalkıp çalışma odamda bir çiçeğin yaprağına dokundum(!)

    Kaldı ki ben bir kent merkezine on km. uzakta, bir köyde yaşıyordum; buna rağmen tuşlar, düşmeler böyle kuşatmıştı beni de…Sonra kentleri ve dünyayı düşündüm. Şimdi dedim, şimdi: Dünyada milyonlarca insan çamaşır ve bulaşık makinelerinin, saç kurutma makinelerinin düğmeleriyle haşır neşirdir... Şu an dünyada milyonlarca el asansör düğmelerine, milyonlarca el makinelerin düğmelerine dokunuyor, meşrubatlar bile düğmeli kabinelerden içiliyordur.Şimdi yüzbinlerce el elektrikli tıraş makinelerinin düğmelerine, on binlerce el hastanelerin laboratuvar cihazlarının, röntgen, endoskopi cihazlarının, milyonlarca el klima düğmelerinin, on binlerce el matbaa makinelerinin, onbinlercesi de mutfak robotlarının düğmelerine dokunuyordur.

    Ajanslarda binlerce el, tuşlarla sonraki sabahın gündemini derlerken, masmavi sularda yatlar ve feribotlar, gökyüzünde uçaklar, jetler düğmelerin iradesiyle yol alıyordur.

    Bu soruyu hep kendime mi soracağım; size de soruyorum:

    Düğmelere, tuşlara dokunduğunuz kadar insanlara dokunuyor musunuz?Ama uyarmalıyım ki, hemen sokağa çıkıp rastladığınız ilk insana dokunmaya kalkmayın; yanlış anlaşılmamanız için belki bu yazımın bütününü onlara okumanız gerekecek tir; ancak buna zamanınızın kalacağını pek sanmıyorum(!)

    Acaba diyorum, biz mi onları, yoksa hayatlarımızı bu denli kuşatmış düğmeler ve tuşlar mı bizi yönetiyorlar? Düğmeler ve tuşlar mı insan zekâsının oyuncakları, yoksa insanlar mı kendi ürettikleri bu cihazların tutsakları?

    Acaba insanlar mı TV’leri uzaktan kumanda ediyor, yoksa TV’ler mi yığınları uzaktan kumanda edip manipüle ederek birer serseme çeviriyor?

    Acaba yapraklar mı terk ediyor ağaçlarını, yoksa ağaçlar mı yapraklarını? gibi soru ve çağrışımlarla uyudum.Sonraki sabah uyandığımda, günün ilk kahvesini içerken bilgisayarı açıp bu yazımın notlarına göz attım; sevmediğim yazıları atarım. “Bunu atmayacağım, fakat bitmemiş de,” diyerek evimin bahçesine çıktım. Güvercinlerim sevinçle hareketlendiler.

    Çünkü bahçeye çıkışlarımın, birazdan onlara yemlerini vereceğim anlamına geldiğini artık biliyorlar.Avuçlarımı yem kutusuna uzattığımda, bütün güvercinler aşağıya, önüme tek sıra dizildiler.Beş on yem tanesini beton zemine tuzak olarak atıp bana yaklaşmalarını sağladım; sonra yem dolu sağ avucumu, “Ya aç kalırsınız ya da buradan yersiniz” dercesine uzattım.Çünkü onlara dokunmak istiyordum, evet, dokunmak!

    Avuçlarımdan yemek önce pek işlerine gelmedi; yemlerini yerde yemeyi tercih ettiklerini anlatmak ister gibi birkaç saniye tereddüt ettiler, ama çok geçmeden sağ avucumun ortasına gagalarını uzatarak ve orada geniş bir halka oluşturarak, avucumun içine ulaşamayanlar ise kendilerine yer açabilmek için heyecanla çırpınarak yemlerini yemeye koyuldular...

    Ben de parmak uçlarımla onları ürkütmeden boyunlarındaki yumuşak, sıcak tüyleri sevgiyle okşamaya başladığımda, aklım bilgisayarda bu bitmemiş yazımda kalmış olacaktı ki, birden güvercinlere fısıldadım:“Hani lan sizin düğmeleriniz, hanimiş tuşlarınız?”

    O an düğmesiz, tuşsuz bir şeyler bulmanın sevinciyle kendi kendime şaşkın şaşkın gülümsedim… Sonra düşündüm de, milyonlarca insan düğmesiz, tuşsuz yaşayamıyorlardı da, pekâlâ kuşsuz ve düşsüz yaşayıp gidiyorlardı işte.Bu yazımı da onlara ithaf etmem gerektiğine karar verdim.

    Artık odama dönüp bu yazımı bitirebilirdim.Fakat “bitti” denince bazen bitmez hiçbir şey, ama işte belki de sadece ben bitirdim...

    “Hayat Bilgisi Notları”ndan.
Working...
X

Debug Information